kesinleşme ve varsa infaz sonrası dosya kapatıldı
Sonuç itibariyle 1990’lı yıllardaki ağır insan hakları ihlallerine yönelik 12 davanın tamamı Erdoğan-Ergenekon ittifakı eliyle kapatılmış oldu. Gerek Türkiye’nin AB üyelik süreci gerekse de bugün KHK ile mesleklerinden ihraç edilen hakim savcıların çabalarıyla 2009’dan itibaren açılan Ankara Davası, JİTEM, Musa
İnfaz ve koruma memurluğu günümüzde en çok başvurulan bir meslek haline gelmesi hasebiyle, halen alımlara devam edilmektedir. Bu sebeple sizler için 2018 yılına ait güncel mülakat soruları ve cevaplarını derledik. İnfaz ve koruma memurluğu için sırasıyla başvuru, kpss puanlarının hesaplanması ve sıralamaya girdikten sonra, boy kilo ölçümü, son olarakta sözlü
2days ago4 muhalif infaz edilmişti. Myanmar'da 1 Şubat 2021 askeri darbesi sonrası tutuklanan ve aralarında eski iktidar partisi Ulusal Demokrasi Birliğinden (NLD) milletvekilin de bulunduğu 4 kişi
22-07-2010, 16:00. # 1. ahmetyılmaz. menfi tespit davası kesinleşme sorunu. Müvekkilim tarafından açılmış bulunan menfi tespit ( daha sonra ki tarihler de istirdat davasına dönüşmüştür) davası sonucunda verilen hüküm taraflarca temyiz edilmiş ve müvekkilim tarafından yapılan temyiz itirazları kabul edilerek karşı
Çevresi tarafından hayat dolu biri olarak bilinen, önümüzdeki 10 yılını planlayan Yeldana, küs olduğu sevgilisiyle barıştığı günün gecesinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Dosya intihar denilerek apar topar kapatıldı. Şimdi o dosyayı yeniden açacaksınız. #YeldanayaNeOldu
Site De Rencontre Gratuit Similaire A Badoo. Mahkûmiyet Hükmünün Yorumunda veya Çektirilecek Cezanın Hesabında Duraksama Değişik14/4/2020-7242/41 md. 1 a Mahkûmiyet hükmünün yorumunda duraksama olursa veya sonradan yürürlüğe giren kanun hükmünün Türk Ceza Kanununun 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirse, hükmü veren mahkemeden, b Çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa ya da cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülürse, infaz hâkimliğinden, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için karar istenir. 2 Birinci fıkra uyarınca yapılan başvurular cezanın infazını ertelemez. Ancak, mahkeme veya infaz hâkimliği olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir. 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Tam Metin İnfaz Kanunu Madde 98 Gerekçesi Madde ile infazı söz konusu olabilen yani kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının yorumunda, içeriğinin belirlenmesinde veya çektirilecek cezanın hesabında tereddüt edilirse yahut hükümlünün adının yanlış yazılması gibi bir nedenle cezanın infaz olunmayacağı ileri sürülürse veya sonradan yürürlüğe giren kanun lehe ise yerine getirilecek cezanın belirlenmesi veya tereddütün giderilmesi için, bir karar alınmak üzere yargılama makamına başvurulması hususları düzenlenmiştir. Açıklama yargılaması da denilen bu kurum, medenî muhakemedeki hükümlerin tavzihi açıklanması ne benzemektedir. Açıklama yargılaması ancak mahkûmiyet kararları hakkında söz konusu olabilmektedir. Başvuruyu, infaza memur olan Cumhuriyet savcısı yapabileceği gibi hükümlü avukatı ve hakkında yanlışlıkla infaza geçilen kimse de yapabilir. Başvuru, yorumunda veya cezanın hesabında tereddüt edilen mahkûmiyet kararını vermiş olan mahkemeye yapılır. Açıklama yargılaması Yargıtay’ın ıslah ederek veya esas mahkeme olarak verdiği mahkûmiyet kararlarında da olanaklıdır. Maddenin üçüncü fıkrasında, bu başvurular nedeniyle infazın ertelenemeyeceği veya durdurulamayacağı açıklanmıştır. Ancak mahkeme infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir. İnfaz Kanunu 98. Madde Emsal Yargıtay Kararları YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas 2018/2765 Karar 2018/6736 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Elektrik hırsızlığı suçundan sanık …in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 491/ilk, 522, 523 ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4. maddeleri uyarınca Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına, cezasının 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince ertelenmesine dair Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/11/2002 tarihli ve 2002/2 esas, 2002/1044 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, hükümlünün arşiv kaydının silinmesi talebin üzerine, sanık hakkındaki ilâmın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/10. maddesi gereğince ortadan kaldırılmasına ve davanın düşürülmesine ilişkin Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 07/06/2017 tarihli ve 2002/2 esas, 2002/1044 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 26/04/2018 gün ve 5595/2018 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09/05/2018 gün ve 2018/38832 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu. Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede; Dosya kapsamına göre; 1- Karar tarihinden sonra 05/07/2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 82. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun elektrik hırsızlığını düzenleyen 142/1-f maddesinin yürürlükten kaldırılması, 6352 sayılı Kanun’un 83. maddesi ile 5237 sayılı Kanun’un 168. maddesinde elektrik hırsızlığı suçunun yeniden düzenlenmesi karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde, 2- 5237 sayılı Kanun’un 51/8. maddesinde yer alan, “Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.” şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın denetim süresini yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirdiği, sanık hakkında mahkûm olduğu cezanın infaz edilmiş sayılacağı ve Cumhuriyet savcılığınca sadece yerine getirme fişi tanzim edilmesi gerektiği gözetilmeden, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmişçesine 5271 sayılı Kanun’un 231/10. maddesi gereğince ortadan kaldırılmasına ve kamu davasının düşürülmesine karar verilmesinde, isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ Hükümlü hakkında Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesinin tarih ve 2002/2 E., 2002/1044 K. sayılı kararı ile 765 sayılı TCK’nın 491/ilk, 522, 523 ve 647 sayılı Kanun’un 4-6. maddeleri gereğince erteli TL ağır para cezası ile mahkûmiyete hükmedildiği ve temyiz edilmeden tarihinde kesinleştiği, bilahare hükümlünün tarihli dilekçe ile adli sicil kaydının silinmesini talep etmesi nedeniyle Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesinin tarihli ek kararı ile “CMK’nın 231/10 maddesi gereğince ortadan kaldırılmasına ve CMK’nın 231/10 ve 223/8. maddeleri gereğince sanık hakkındaki davanın düşürülmesine” karar verildiği anlaşılmış ise de; atılı suçun elektrik enerjisi hırsızlığına ilişkin olması nedeniyle hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa’nın geçici 2. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkemesince uyarlama yapılması gerekeceği, karşılıksız yararlanma olarak 5237 sayılı Yasa’nın 163/3. maddesi kapsamına alınan suçun, 6352 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş olması ve dosya kapsamına göre zararı tazmin ettiği anlaşılan hükümlü hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekeceği hususu da belirlenmiş olup, bu yönden de kanun yararına bozma isteminde bulunulup bulunulmayacağının takdiri için dosyanın Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE, tarihinde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas 2016/12154 Karar 2018/6740 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Sanıklar … ve … hakkında 18/09/2008 tarihinde verilen mahkumiyet kararının sanık … tarafından temyiz edildiği, diğer sanık …ın yokluğunda verilen karar tebliğ edildiği halde temyiz etmemesine karşın, Horasan Cumhuriyet Başsavcılığının 06/07/2009 tarihli talebine istinaden, mahkemece 08/07/2009 tarihli bir ek karar ile “hükümlülerin iştirak halinde işledikleri bir suçtan mahkum oldukları anlaşıldığından, CMK’nın 306. maddesi gereğince sanıklar … ve … hakkında verilen infazların 5275 sayılı Kanun’un 98/3. maddesi uyarınca tedbiren durdurulması ve her iki sanık için dosyanın temyiz incelemesi amacıyla Yargıtay’a gönderilmesine karar verildiği, sanıklardan sadece … hakkında temyiz incelemesi yapan 6. Ceza Dairesi tarafından hüküm 27/10/2014 tarihinde onandığı halde, mahallinden gönderilen dosyanın mahkemenin 16/12/2014 tarihli yazısı ile, “sanık … yönünden değerlendirme yapıldığı sanık …yönünden bir karar verilmediğinden bahisle dosyanın temyiz incelemesi için yeniden Yargıtaya gönderildiği anlaşılmakla; o yer Cumhuriyet savcısının talebi üzerine mahkemenin 16/12/2014 tarihli, 2007/69 E. sayılı yazısı ile sanık …in temyiz kapsamına diğer sanık …ın da dahil edilmesine yönelik atıfta bulunduğu 08/07/2009 sayılı ek kararının, “hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi” başlıklı CMK’nın 306. maddesine göre hüküm sanık lehine bozulmuş ise ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından yararlanırlar” şeklindeki düzenlemenin hükmün bozulması hali ile sınırlı olduğu da dikkate alınarak, hukuken geçersiz olduğundan, dava dosyasının incelenmeksizin mahalline iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE, 23/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas 2017/22772 Karar 2018/466 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede; Her ne kadar soruşturma aşamasında müştekiye uzlaştırma teklifi yapılmış ise de, söz konusu teklifin yapıldığı tarihte sanığın üzerine atılı tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunmadığı anlaşılmakla, bu uzlaştırma teklifinin hukuken geçerli olmadığı değerlendirilerek yapılan incelemede Dosya kapsamına göre sanığın üzerine atılı tehdit suçunun, 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 253/1-b-3. bendine göre uzlaştırma kapsamına alındığı, söz konusu suçun uzlaşma hükümlerine bağlı bulunması karşısında, 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesine göre öncelikle uzlaştırma bürosuna gönderilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA I-Olay Basit yaralama, tehdit ve hakaret suçlarından şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/03/2017 tarihli ve 2017/5640 soruşturma, 2017/8562 esas, 2017/6419 sayılı iddianamenin iadesine dair İstanbul 63. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2017 tarihli ve 2017/89 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin merci İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/04/2017 tarihli ve 2017/306 Değişik İş sayılı kararının, dosya kapsamına göre sanığın üzerine atılı tehdit suçunun, 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 253/1-b-3. bendine göre uzlaştırma kapsamına alındığı, söz konusu suçun uzlaşma hükümlerine bağlı bulunması karşısında, 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesine göre öncelikle uzlaştırma bürosuna gönderilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır. II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı Uzlaştırma işlemlerinin gerçekleştirilmediği gerekçesiyle verilen iddianamenin iadesine ilişkin kararın yerinde olup olmadığının ve bu bağlamda anılan karara yönelik itirazın kabulüne dair mercii kararında isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. III- Hukuksal Değerlendirme 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun iddianamenin iadesine ilişkin 174. maddesi; “1 Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle; a 170 inci maddeye aykırı olarak düzenlenen, b Suçun sübûtuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen, c Önödemeye veya uzlaşmaya tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen, İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir. 2 Suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez. 3 En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. 4 Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez. 5 İade kararına karşı Cumhuriyet savcısı itiraz edebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30/10/2007 tarihli ve 2007/4-200 esas, 2007/219 sayılı ilâmında belirtildiği üzere, uzlaştırma kurumu her ne kadar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 253 ve 254. maddelerinde hüküm altına alınarak usul hukuku kurumu olarak düzenlenmiş ise de, fail ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi bakımından maddi hukuka da ilişkin bulunması nedeniyle yürürlüğünden önceki olaylara uygulanabileceği, bu uygulamanın sadece görülmekte olan davalar bakımından geçerli olmayacağı, 5237 sayılı Kanun’un 7/2. maddesindeki “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”şeklinde düzenleme karşısında, kesinleşen hükümlerde de uzlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06/12/2016 tarihli, 2014/13-194 esas ve 2016/466 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, 5237 sayılı TCK’nın zaman bakımından uygulama’’ başlığını taşıyan 7. maddesinin 2. fıkrasındaki suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanıp, infaz olunacağına’na dair düzenleme ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun Mahkûmiyet hükmünün yorumunda ve çektirilecek cezanın hesabında duraksama başlığını’’ taşıyan 98/1. maddesinde Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.’’ amir hükmü uyarınca, bu hususun infaz aşamasında gözetilmesi olanaklı kabul edilmiştir. tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaştırma hükümleri yeniden düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının b bendine mevcut 2 ve 3 numaralı alt bentlerden sonra gelmek üzere 3, 5 ve 6 numaralı alt bentler bentlere göre, tehdit madde 106, birinci fıkra, hırsızlıkmadde 141, dolandırıcılık madde 157 suçları uzlaşma kapsamına alınmıştır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile “ibaresi madde metninden çıkarılmış, 09/07/2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanunun 8. maddesiyle fıkraya eklenen ikinci cümlesinde yer alan “Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması halinde uzlaştırma hükümleri uygulanmaz”şeklindeki düzenlemede bir değişiklik yapılmamıştır. Soruşturma aşamasında uzlaştırma CMK’nın 253. maddesinde, kovuşturma aşamasında uzlaştırma ise anılan Kanunun 254. maddesinde ayrıntılarıyla düzenlenmiştir. Uzlaştırmanın asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem olduğu, kovuşturma aşamasında uzlaştırma hükümlerinin uygulanmasının ise istisnai olarak Cumhuriyet savcısı tarafından uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması halinde mümkün olduğu kabul edilmelidir. İncelenen dosyada; Şüpheli … hakkında, 19/09/2016 tarihinde şikayetçi Nidanur Bulduk’a karşı gerçekleştirdiği iddia olunan tehdit, hakaret ve kasten yaralama eylemleri nedeniyle soruşturma başlatıldığı, 23/09/2016 tarihinde düzenlenen uzlaşma formlarından şüphelinin uzlaşmak istediği, yaşı küçük şikayetçi Nidanur Bulduk’un babası olan Yunis Bulduk’un ise uzlaşmak istemediği, Cumhuriyet savcısı tarafından 07/02/2017 tarihinde dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesine, uzlaştırma bürosu tarafından da 13/03/2017 tarihinde “Usul hukuku kuralları ve bu kurallarda yapılan değişiklikler yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren uygulanabildiklerinden ve geçmişe yönelik olarak uygulanmaları mümkün olmadığından ve daha önceki usul hukuku kurallarına göre yapılmış bulunan bütün işlemler ve kararlar geçerliliklerini koruyacağından ve 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren ve uzlaşma kapsamındaki suçları genişleten ve uzlaşma teklifinin yapılış şeklinde değişiklik yapan 6763 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden öncede uzlaşma kapsamında bulunan suçlarla ilgili olarak yürüklükte bulunan usul kurallarına uygun olarak yaşı küçük mağdur ve velisi müştekiye uzlaşma teklifinde bulunulduğu ve bu teklifi kabul etmedikleri anlaşıldığından ve bu durum karşısında yeniden uzlaşma teklifinde bulunulamayacağından ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Alternatif Çözümler Daire Başkanlığının 13/12/2016 tarih ve sayılı genelgesinde de bu tür soruşturma dosyalarının uhdesinde bulunan Cumhuriyet Savcısı tarafından muktezaya bağlanması gerektiğinden” biçimindeki gerekçeyle dosyasının soruşturma bürosuna gönderilmesine karar verildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/03/2017 tarihli ve 2017/5640 soruşturma, 2017/8562 esas, 2017/6419 sayılı iddianame ile şüphelinin “Olay tarihinde müşteki ile şüpheli arasında Gültepe Endüstri Meslek Lisesi yanında tartışma çıktığı, tartışma esnasında şüpheli …ın “sen patlaksın kız değilsin elaleme ver sen ancak sikeceğim okullar açılınca seni okulun önünde dövmessem orospu çocuğum eğer benden özür dilemezsen feriştahı gelse elimden alamaz sana özür diletme amacım sana gıcık oluyorum sevdiğim çocuğa çok yakınsın elini bile tutuyorsun” diyerek hakaret ve tehdit ettiği, daha sonra şüpheli …ın tekme ve yumrukla vurmak suretiyle mağduru kasten yaraladığı…” biçiminde tanımlanan eylemleri nedeniyle TCK’nın 86/2, 53, 106/1-1 cümle, 53 ve 125/1-4, 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, düzenlenen iddianamenin İstanbul 63. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2017 tarihli ve 2017/89 sayılı kararıyla uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle iadesine karar verildiği, bu karara Cumhuriyet savcısı tarafından süresinde itiraz edildiği, merci İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/04/2017 tarihli ve 2017/306 Değişik İş sayılı kararıyla iddianamenin iadesine dair İstanbul 63. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2017 tarihli ve 2017/89 sayılı kararının kaldırılmasına kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; Suç tarihi itibariyle şüpheli …a isnat olunan ve TCK’nın 106/1-1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunmadığı, yine şüpheliye isnat olunan TCK’nın 86/2 ve 125/1. maddelerinde düzenlenip müstakilen uzlaştırma kapsamında olan hakaret ve kasten yaralama suçlarının, suç tarihi itibariyle 5271 sayılı CMK’nın 253/3-son cümlesi uyarınca tehditle birlikte işlenmesi nedeniyle uzlaştırma kapsamında bulunmadığı, her ne kadar 23/09/2016 tarihinde uzlaştırma formları düzenlenmiş ise de, suç tarihi itibariyle anılan suçların uzlaştırma kapsamında bulunmamaları nedeniyle yapılan uzlaştırma işlemlerinin hukuki değerden yoksun olduğu, 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34 ve 35. maddeleriyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 253 ve 254. maddelerinde yapılan değişiklik çerçevesinde şüpheliye …a isnat olunan tehdit suçunun uzlaştırma kapsamına alındığı, yeni düzenlemeyle tehdit suçunun uzlaştırma kapsamına alınması nedeniyle şüpheliye isnat olunan hakaret ve kasten yaralama suçlarının da uzlaştırma kapsamına girdiği, bu nedenlerle de her üç suç yönünden uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmesinin gerektiği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/03/2017 tarihli ve 2017/5640 soruşturma, 2017/8562 esas, 2017/6419 sayılı iddianamenin iadesine dair İstanbul 63. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2017 tarihli ve 2017/89 sayılı kararına yönelik itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, anılan kararın kaldırılmasına ilişkin merci İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/04/2017 tarihli ve 2017/306 Değişik İş sayılı kararında isabet bulunmamaktadır. IV-Sonuç ve Karar Yukarıda açıklanan nedenlerle, Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, merci İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/04/2017 tarihli ve 2017/306 Değişik İş sayı ile verilip kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre, sonraki işlemlerin, CMK’nın 309/4-a maddesi gereğince mahallinde merci mahkemesince yerine getirilmesine, 11/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas 2017/18090 Karar 2017/19361 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Tehdit suçundan sanık …ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1 ve 43. Maddeleri gereğince 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/06/2013 tarihli ve 2013/71 esas, 2013/459 sayılı kararının infazına geçilmesini müteakip, hükümlü tarafından yapılan 02/12/2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümlerinden faydalanma talebinin kabulü ile hükmün infazının durdurulmasına, infaz evraklarının bila infaz iadesinin istenilmesine, infaz evrakları iade edildiğinde uzlaştırma kapsamına giren suçla ilgili olarak gerekli uzlaştırma işlemlerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ve 254. maddeleri uyarınca yerine getirilmesi için dosyanın Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı uzlaştırma bürosuna gönderilmesine dair Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/01/2017 tarihli ve 2013/71 esas, 2013/459 sayılı ek kararına karşı O Yer Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin mercii Düzce 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/01/2017 tarihli ve 2017/37 değişik iş sayılı kararı, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün gün ve 94660652-105-81-3393-2017-Kyb sayılı istemleri, ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26/05/2017 günlü ve 2017/32240 sayılı tebliğnamesiyle bozma düşüncesiyle daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi, Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30/10/2007 tarihli ve 2007/4-200 esas, 2007/219 sayılı ilâmında belirtildiği üzere, uzlaştırma kurumu her ne kadar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 253 ve 254. maddelerinde hüküm altına alınarak usul hukuku kurumu olarak düzenlenmiş ise de, fail ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi bakımından maddi hukuka da ilişkin bulunması nedeniyle yürürlüğünden önceki olaylara uygulanabileceği, bu uygulamanın sadece görülmekte olan davalar bakımından geçerli olmayacağı, 5237 sayılı Kanun’un 7/ “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” şeklindeki hüküm uyarınca, kesinleşmiş kararlar bakımından da uzlaştırma hükümlerinin uygulanması gerektiği cihetle, hükmün infazının durdurularak 5271 sayılı Kanunu’nun 253. maddesindeki esas ve usullere göre uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmesi için dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesi gerektiği gözetilmeksizin, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır, TÜRK MİLLETİ ADINA 1-OLAY Dosyanın incelenmesinde, sanık …ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1 ve 43. Maddeleri gereğince 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/06/2013 tarihli ve 2013/71 esas, 2013/459 sayılı kararının kesinleşerek infazına geçilmesini müteakip, hükümlü tarafından yapılan 02/12/2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümlerinden faydalanma talebinin kabulü ile hükmün infazının durdurulmasına, infaz evraklarının bila infaz iadesinin istenilmesine, infaz evrakları iade edildiğinde uzlaştırma kapsamına giren suçla ilgili olarak gerekli uzlaştırma işlemlerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ve 254. maddeleri uyarınca yerine getirilmesi için dosyanın Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı uzlaştırma bürosuna gönderilmesine dair Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/01/2017 tarihli ve 2013/71 esas, 2013/459 sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın kabulüne dair mercii Düzce 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/01/2017 tarihli ve 2017/37 değişik iş sayılı kararında isabet görülmediğinden kararın kanun yararına bozulması istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. 2- -Hukuksal Değerlendirme, Dosya kapsamı ve kanun yararına bozma istemi incelenerek birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30/10/2007 tarihli ve 2007/4-200 esas, 2007/219 sayılı ilâmında belirtildiği üzere, uzlaştırma kurumu her ne kadar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 253 ve 254. maddelerinde hüküm altına alınarak usul hukuku kurumu olarak düzenlenmiş ise de, fail ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi bakımından maddi hukuka da ilişkin bulunması nedeniyle yürürlüğünden önceki olaylara uygulanabileceği, bu uygulamanın sadece görülmekte olan davalar bakımından geçerli olmayacağı, 5237 sayılı Kanun’un 7/2. maddesindeki “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”şeklinde ve kesinleşen hükümlerde de uzlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiğinin anlaşılması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06/12/2016 tarihli ve tarih, 2014/13-194 Esas ve 2016/466 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere, 5237 sayılı TCK’nın zaman bakımından uygulama’’ başlığını taşıyan 7. maddesinin 2. fıkrasındaki suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanıp, infaz olunacağına’na dair düzenleme ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun Mahkûmiyet hükmünün yorumunda ve çektirilecek cezanın hesabında duraksama başlığını’’ taşıyan 98/1. maddesinde Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.’’ amir hükmü uyarınca, bu hususun infaz aşamasında gözetilmesi olanaklı kabul edildiğinden, kesinleşen hükmün infazı sırasında 6763 sayılı Kanun değişikliğiyle getirilen uzlaşma düzenlemesinin hükümlü yönünden yeniden değerlendirilmesi talebinin kabul edilerek dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesine dair Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/01/2017 tarihli kararına itiraz üzerine merci Düzce 1. Ağır Ceza Mahkemesinin itirazın reddi yerine kabulüne karar vermesinde isabet görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin yerinde olduğu anlaşılmaktadır. 3- Sonuç ve Karar Yukarıda açıklanan nedenlerle, Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden Düzce 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/01/2017 tarihli ve 2017/37 D. İş sayı ile verilip kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre, sonraki işlemlerin, CMK’nın 309/4-a maddesi gereğince mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, tarihinde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas 2017/879 Karar 2017/4715 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde I. İTİRAZ OLUNAN KARAR Adana Kapatılan 7. Ağır Ceza Mahkemesinin tarih ve 2005/100-2007/109 sayılı kararının onanmasına ilişkin Yargıtay 9. Ceza Dairesinin tarih ve 2008/7656-2010/2864 karar sayılı ilamıdır. II. İTİRAZ NEDENLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarih, 2017/991 sayılı müzekkeresi ile hükümlü ve hükümlü müdafiinin itirazlarını belirtip hükümlünün aynı okulda okuduğunu iddia ettiği…e özgeçmiş vermesi şeklindeki eyleminin terör örgütü üyeliği için yeterli olmayacağı, hükümlünün özgeçmiş verme ile dosyada belirtilen eylemlerinin bir bütün halinde 765 sayılı Kanunun 169. maddesinde belirtilen terör örgütüne yardım suçunu oluşturduğu, Dosya kapsamından anlaşıldığından hükümlü hakkında 765 sayılı TCK’nın 169. maddesi uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde mahkumiyet hükmü kurulması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 308/3. maddesi gereğince itiraz yoluna başvurulmuştur. III. DOSYADAKİ DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME Hükümlü … hakkında Adana Kapatılan 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/100 Esas sayılı dosyasında Hizbullah terör örgütü üyesi olma suçundan 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri gereğince cezalandırılması için kamu davası açılmıştır. Hükümlü, kolluk ve Cumhuriyet savcısı aşamasında 1993-1999 yılları arasında örgütsel faaliyetlere katıldığını 1997 yılında ev toplantısında pelur kağıda kendi el yazısıyla yazdığı özgeçmiş raporunu ….e verdiğini 1999 yılı içinde bir camide ders alırken yakalanıp yaş küçüklüğü sebebiyle serbest kaldığını, faaliyetlerinin örgütsel nitelikte bulunmadığını bildirmiş duruşmada ise suçlamaları kabul etmemiştir. Yapılan yargılama sonucunda hükümlünün TCK’nın 314/2 maddesi uyarınca silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş, kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin tarih ve 2008/7656-2010/2864 sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında suçun vasıflandırılması yönünden bir ihtilaf söz konusudur. Hükümlü … doğumludur. tarihinde Hizbullah terör örgütü lideri olan ….’nun yakalanması için yapılan operasyonda örgütsel dokümanlar ele geçirilmiş olup, bu dokümanlar içinde hükümlüye ait tarihli özgeçmiş raporu da mevcuttur. Rapor içeriğine göre; hükümlünün önceleri Mithatpaşa Camisinde Kur’an dersi aldığı, 1997 tarihinden itibaren ders vermeye başladığına yer verilmiştir. Hükümlü tarihli kolluktaki anlatımında; 1993 yılında Tarsus… Lisesi orta kısmında öğrenci iken aynı okulda öğrenci olan…. …., …K, … Uzunselvi, …. ile ismini tam olarak hatırlayamadığı on kişilik bir grupta Mithatpaşa Mah. ve Gazipaşa mah. Camiinde kuran kursunda toplantılar yaptığı 1993-1999 yılları arasında bu faaliyetlere katıldığını, özgeçmiş raporunu…e verdiğini beyan etmiştir. Hizbullah terör örgütünün eleman kazanma yöntemi olarak mensupları tarafından Camilerde Kur’an dersi verildiği, ders alan öğrencilerden örgüte sempati duyan ve örgüt hiyerarşisine girebilecek kişilerin tespit edilmek suretiyle örgüte kazandırıldığı bilinmektedir. Hükümlü hakkında da aynı yöntemin izlendiği anlaşılmaktadır. Ancak hükümlünün camide ders almaya başladığı tarihte 11 yaşında olduğu, özgeçmiş raporunu verdiği tarihte yaşının 14 yıl 11 ay 16 günlük olduğu, aksi ispat edilemeyen samimi anlatıma göre; 1999 yılı itibariyle örgütle irtibatını tamamen koparmış olduğu anlaşılmaktadır. Kişinin, terör örgütünün hiyararşisine dahil olup, örgütsel amaç doğrultusunda süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylemlerde bulunması halinde, örgüt üyesi olarak kabul edileceği yerleşik yargısal kararlardandır. Kişinin terör örgütüne özgeçmiş raporu vermesi, örgüt hiyararşisine dahil olduğuna ilişkin karine teşkil edebilir ise de, o tarihte suça sürüklenen çocuk konumunda bulunduğu, zira raporu vermiş olduğu tarihte 15 yaşından küçük olduğu, ceza ehliyeti mevcut olsa dahi tam ehliyetli olmayan suça sürüklenen çocuğun örgüte katılma iradesi ile hareket ettiğinin kabul edilemeyeceği, 15 yaşından sonra 18 yaşını bitirmeden önce örgütsel mahiyette ders alıp ders vermesinin örgüte yardım olarak kabul edilmesinin gerekeceği, zira bu faaliyetin çeşitlilik ve yoğunluk içermemesi karşısında örgütün sair üyesi olarak kabul edilmesine olanak sağlamayacağı, dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun kabul edildiğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülmüştür. Suça sürüklenen çocuğun 1999 yılının hangi ay ve gününde örgüte yardım eylemine son verdiğinin belirlenememesi karşısında şüpheden sanık yararlanır ilkesi doğrultusunda bu tarihin öncesi olduğunun kabulü gerektiğinden hükümlü hakkında 4616 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmiştir. HÜKÜM Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE, 2-Yargıtay 9. Ceza Dairesinin tarih ve 2008/7656-2010/2864 sayılı onama kararının 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Hükümlünün eyleminin lehe bulunan 765 sayılı TCK’nın 169 maddesi kapsamında silahlı terör örgütüne yardım suçu kapsamında kaldığından, 4616 sayılı Kanunun 1/4 maddesi gereğince Kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, hükümlü ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan Adana Kapatılan 7. Ağır Ceza Mahkemesinin tarih ve 2005/100-2007/109 sayılı hükmün BOZULMASINA, 4-Hükümlü hakkında bir hak kaybının oluşmaması açısından 5275 sayılı CGTİH Kanunun 98 ve devamı maddeleri gereğince İNFAZIN DURDURULMASINA, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse derhal salıverilmesi için Adana Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına tarihinde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas 2017/285 Karar 2017/1652 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/04/2006 tarihli ve 2004/150 esas, 2006/80 sayılı kararı ile teşekkül halinde uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 188/3, 188/5, 188/4 ve 62. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve Türk lirası adli para cezası ile Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/03/2007 tarihli ve 2002/13 esas, 2007/118 sayılı kararı ile uyuşturucu madde ticareti suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 188/3, 188/4 ve 62/1. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis ve Türk lirası adli para cezası ile hükümlü …in, almış olduğu cezaların 32 yıl 6 ay hapis ve Türk lirası adli para cezası olarak içtimasına dair Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/01/2009 tarihli ve 2009/63 sayılı kararını müteakip, söz konusu içtima kararına dayanılarak Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 16/03/2016 tarihli müddetnameye karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/07/2016 tarihli ve 2004/47 esas, 2006/2 sayılı ek kararına yönelik itiraz üzerine, Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/04/2006 tarihli kararının infazına yönelik kısmının reddine, Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/03/2007 tarihli kararı yönünden ise, mahkemesinden karar istenmesi gerektiğinden bahisle karar verilmesine yer olmadığına dair Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/08/2016 tarihli ve 2016/507 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98/1. maddesinde yer alan “Mahkumiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.” şeklindeki düzenleme uyarınca hükümlü müdafiinin müddetnamede hesaplanan cezanın infaz şekline yönelik itirazı hakkında karar verme görev ve yetkisinin içtima kararını veren mahkeme olan Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmeden, Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/03/2007 tarihli kararı yönünden mahkemesinden karar istenmesi gerektiğinden bahisle karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün gün ve 94660652-105-01-13069-2016-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü; TÜRK MİLLETİ ADINA Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/08/2016 tarihli ve 2016/507 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas 2016/14454 Karar 2017/3669 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Hakaret, görevi yaptırmamak için direnme ve 6136 sayılı Kanuna aykırı davranma suçlarından sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda, Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nce verilen, tarih ve 2008/90 Esas, 2008/411 Karar sayılı erteli hapis cezalarının, sanık tarafından temyiz edilmediği gerekçesiyle, tarihinde kesinleştirildiği, sanığın, denetim süresi içerisinde işlediği silahlı tehdit suçu nedeniyle, Manisa 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, tarihli ek kararıyla, erteli hükümlerin aynen infazına karar verildiği, anılan ek karara yönelik olarak süresi içerisinde yapılan itiraz üzerine, Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, tarihli ek kararıyla, sanık hakkında verilen ilk hükmün tebliğinin ve kesinleştirmesinin usulsüz olduğu, dolayısıyla aynen infaz kararına yönelik yapılan başvurunun, temyiz başvurusu olarak kabulü suretiyle, dosya Dairemize gönderilmiş olup, Dairemizin gün ve 2015/23151 Esas, 2016/6192 Karar sayılı kararıyla; “Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü TCK’nın 51. maddesi gereğince ertelenmiş hapis cezalarının kısmen veya tamamen çektirilmesine ilişkin karara karşı, 5275 sayılı Kanunun 98, 101/3. maddeleri gereğince, yalnızca itiraz yolu açık ve dolayısıyla başvurunun bu doğrultuda değerlendirilmesinin gerekli bulunduğu, Anlaşıldığından, sanık …ın, tebliğnameye aykırı olarak, temyiz davası isteği hakkında bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA ve dosyanın incelenmeksizin karar mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE”, Karar verilmiştir. I- İTİRAZ NEDENLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 17/06/2016 tarih ve 2016/213194 sayılı yazısı ile; Sanık … hakkında Manisa Ceza Mahkemesinin 18/09/2008 tarihli ve 2008/411 sayılı kararına ile görevli memura görevi yaptırmamak için direnme suçundan neticeten 5 ay hapis cezası, 6136 SKM suçundan 5 ay hapis cezası ve 375,00 TL. Adli para cezası, görevli memura hakaret suçundan 1 yıl 2 ay 18 gün hapis cezası vermiş, tüm suçlardan 2 yıl denetim süreli olarak 51/1 maddesi gereğince ERTELEMİŞ, hüküm sanığın adresine tebliğ edilmek istendiğinde “adres yıkıldığından yeni adresi tespit edilemediğinden” 17/10/2018 tarihli dağıtıcı şerhi ile İADE edilmiş, sanığın yeni adresi araştırılmaksızın ve daha önce Tebligat Kanunu uyarınca usulünce yapılmış bir tebligatın dosya arasında olmamasına rağmen, aynı adrese Tebligat Kanunu 35. Maddesine göre çıkartılmış ve 26/12/2008 tarihinde hüküm KESİNLEŞTİRİLMİŞTİR. Denetim süresi içerisinde 18/12/2009 tarihinde sanığın işlediği silahla tehdit suçu nedeniyle Manisa Ceza Mahkemesince 2009/155-2009/425 Karar sayılı ilamı ile verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının kesinleşmesi ve erteli hükmün infazı için ihbar edilmesi üzerine Manisa Ceza Mahkemesi tarafından 20/09/2013 tarihli Ek Karar ile ERTELİ CEZALARIN AYNEN İNFAZINA karar verilmiş, adı geçen ek karar 07/10/2013 tarihinde cezaevinde başka suçtan olan sanığa tebliğ edilmiş, sanık Ek Karara süresi içerisinde 08/10/2013 tarihli dilekçe ile İtiraz/Temyiz etmiştir. Talebi inceleyen Manisa Ceza Mahkemesi 24/10/2013 tarihli Ek Karar ile “sanık hakkında verilen ilk hükmün tebliğinin ve kesinleştirilmesinin usulsüz olduğu, düşüncesi ile İNFAZIN DURDURULMASINA VE DOSYANIN TEMYİZ İNCELEMESİNE GÖNDERİLMESİNE” karar vermiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımızca ilk hükme yönelik yapılan inceleme sonucunda özetle; “Görevi yaptırmamak için direnme ve 6136 SKM. Suçlarından ONAMA, görevli memura hakaret suçundan ise bulunulan ortamın aleni olmadığı ve sanık aleyhine 125/4 maddesinin uygulanamayacağı düşünceleri ile BOZMA” düşüncesi ile tebliğname düzenlenmiştir. Ancak; Yargıtay 28/03/2016 gün ve 2015/23151 K. Sayılı ilamı ile sanık hakkındaki Ek kararın temyize geldiği düşüncesi ile “ uyarınca verilmiş kararlar itiraz yasa yoluna tabi bulunduğundan temyiz isteminin reddi ile incelenmeksizin dosyanın geri gönderilmesine” karar vermiştir. Sanık hakkında ilk hükmün Tebligat Kanunu hükümlerine göre usulsüz tebliğ edilerek kesinleştirildiği, ortada sanığın erteli cezanın aynen infazına dair ek karar üzerine öğrendiği, yasal süresinde bir temyiz başvurusunun olduğu, ek kararın yok hükmünde olduğu kabul edilerek 1. Hükmün temyiz incelemesine tabi tutulması ve 11/12/2014 tarihli 2013/356090 nolu tebliğname gereğince inceleme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- İtirazımızın KABULÜNE, 2- Dairenizin 28/03/2016 gün ve 2015/23151 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın itirazen incelenerek 11/12/2014 tarihli 2013/356090 nolu tebliğnamemizdeki düşünceler yönünde bir karar verilmesi, 4- İtirazımızın yerinde görülmemesi durumunda dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, karar verilmesi itirazen arz ve talep olunur”, biçiminde isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü II- İTİRAZIN KAPSAMI İtiraz; görevi yaptırmamak için direnme, hakaret ve 6136 sayılı Kanuna aykırı davranma suçlarından, sanık hakkında verilen erteli mahkumiyet kararlarına yönelik başvuru hakkında, karar vermeye yer olmadığına dair, Dairemizin 28/03/2016 tarihli kararına ilişkindir. III- Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nce sanığın yokluğunda verilen, tarih ve 2008/90 Esas, 2008/411 Karar sayılı erteli hapis cezalarının, sanığın duruşmada bildirdiği adresinde tebliğ edilmek istendiğinde, “adres yıkılmış, yeni adres tespit edilemediğinden, evrak merciine iade” biçimindeki şerhle, tebligatın aynen Mahkemeye iade edildiği, bunun üzerine Mahkemece, sanığın adresinin tespitine yönelik bir araştırma yapılmadan ve evvelce bu adrese yapılmış başka bir tebligat da dosya arasında bulunmamasına karşın, yıkık adreste Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligatın yapıldığı, dolayısıyla yapılan tebligat usulsüz olup, erteli hapis cezalarının aynen infazına dair ek karar yok hükmünde kabul edilerek, öğrenme üzerine yapılan başvurunun, temyiz başvurusu olarak kabulü gerekmiştir. Bu gerekçelerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE, Dairemizce verilen, 28/03/2016 gün ve 2015/23151 esas, 2016/6192 Karar sayılı; KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA DAİR KARARIN KALDIRILMASINA, Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nce verilen tarih ve 2008/90 esas, 2008/411 karar sayılı hükümlerin yeniden incelenmesi sonucu Zamanaşımının son kesme nedeni olan, sanık hakkında mahkumiyet hükümlerinin kurulduğu tarihine göre, temyiz süreci içerisinde, TCK’nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen, 8 yıllık olağan dava zamanaşımının gerçekleştiği, Anlaşıldığından, sanık …ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, itiraz yazısına aykırı olarak, KAMU DAVALARININ DÜŞMESİNE, tarihinde oy birliğiyle karar verildi. YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas 2016/3031 Karar 2017/1492 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde 117/03/2016 tarihinde sanık ve müdafiinin yüzüne karşı verilen “ek ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararın bir haftalık temyiz süresi içerisinde temyiz edilmemesi üzerine 25/03/2016 tarihinde kesinleştiği, sanık hakkında “hükmedilen 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası ve 100 TL adli para cezasının, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2006/446 esas ve 2007/107 karar sayılı ilamı ile verilen 6 yıl hapis cezası ve TL adli para cezasının altında kaldığından, ek ceza verilmesine yer olmadığına” karar verildiği halde; “5 yıl 2 ay 15 gün hapis ve 100 TL adli para cezasına” mahkûmiyete ilişkin kesinleşme şerhi ve ceza fişi düzenlenmesi ve sözkonusu cezanın infazına başlanması üzerine, sanık müdafiinin 06/05/2016 tarihli “hükmün tavzihi ve tashihi” konulu dilekçesinde, sanık hakkında “ek ceza verilmesine yer olmadığına “ karar verildiği halde, sanığın “5 yıl 2 ay 15 gün hapis ve 100 TL adli para cezasına mahkûm edildiğine” ilişkin kesinleşme şerhi ve ceza fişi düzenlenmesi ve infazına başlanması nedeniyle, yapılan maddi hatanın düzeltilmesini talep ettiği, dolayısı ile sanık müdafiinin 06/05/2016 tarihli dilekçesinin, mahkemesinin 09/05/2016 tarihli ek kararında yer alan kabulünün aksine, “temyiz ve/veya eski hale getirme” yönünde irade beyanı içermediği anlaşılmakla; bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 217/03/2016 tarihli, 2016/3 esas ve 2016/132 karar sayılı “ek ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararın 25/03/2016 tarihinde kesinleşmesinden sonra, sanık müdafiinin 06/05/2016 tarihli “hükmün tavzihi ve tashihi” konulu dilekçesi üzerine verilen 09/05/2016 tarihli “cezanın infaz edilip edilemeyeceğine ilişkin tereddüt oluştuğundan infazın durdurulmasına” ilişkin ek kararın, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. maddesi kapsamında olduğu ve aynı Kanun’un 101. maddesinin 3. fıkrası uyarınca itiraz yoluna tabi bulunması nedeniyle, itirazla ilgili olarak gerekli kararın yetkili ve görevli itiraz merciince verilmesi için, dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na İADESİNE, 317/03/2016 tarihinde sanık ve müdafiinin yüzüne karşı verilen hükmün, sanık müdafii tarafından yasal süresi geçtikten sonra 13/05/2016 tarihli dilekçe ile temyiz edildiği anlaşıldığından; 5320 sayılı Kanun’un 8/1. ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca sanık müdafiinin temyiz isteğinin REDDİNE, 02/03/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ Esas 2017/1220 Karar 2017/1252 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Hükümlü hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan hükmolunan kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı 50/1-f madde ve fıkrası uyarınca kamuya yararlı bir işte çalıştırma seçenek yaptırımına çevrilmesine ilişkin tarihinde verilen ve tarihinde kesinleşen hükmün seçenek yaptırımın gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle, seçenek yaptırıma çevrilen 5 ay hapis cezasının aynen infazına dair; Uşak 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin gün, 2014/1412-2015/235 esas-karar sayılı ek kararın süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi hükümlü tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelendi Mahkemece sanığa verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın 50/1-f maddesi uyarınca kamuya yararlı bir işte çalıştırma seçenek tedbirine çevrilmesine ilişkin hükmün kesinleşmesinden sonra aynı maddenin 6. fıkrası uyarınca seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle, verilen infaza yönelik ek kararlar; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98 ve 101. maddeleri uyarınca itiraza tabi olup temyiz yasa yoluna başvurulması olanaklı bulunmadığından hükümlünün temyiz isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı 317. maddesi gereğince REDDİNE, mercide yanılma nedeniyle 264. maddesi gözetilerek istemin itiraz olarak kabulüyle gereğinin mahallinde yerine getirilmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, gününde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas 2014/27426 Karar 2017/3221 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Sanık … hakkında, Nevşehir 2. Sulh Ceza Mahkemesinin tarih ve 2011/126 karar sayılı ilamıyla tehdit suçundan 5237 sayılı TCK’nın 106/ 62/1 maddeleri uyarınca verilen 5 ay hapis cezasının, aynı Kanunun 51. maddesi ile ertelenmesine, 1 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildiği, kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği, sanığın, hükmün kesinleşmesinden sonra denetim süresi içinde kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu, ihbar üzerine de Nevşehir 2. Sulh Ceza Mahkemesinin dosyayı yeniden ele alarak tarihli ek kararla erteli 5 ay hapis cezasının aynen infazına karar verdiği, karara sanık tarafından yapılan itiraz üzerine Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/335 Değişik İş sayılı ve tarihli kararıyla “ Yargıtay Ceza Genel Kurulunun tarih, 2005/3-162-173 ve tarih, 2006/5-182/182 sayılı kararlarında belirtildiği üzere; sonraki yasa ile suçun unsurlarının veya özel hallerinin değiştirilmesi, cezanın tayin ve takdiri ile artırım ve indirim oranlarının belirlenmesi, seçimlik cezalardan birinin tercihi ve seçenek yaptırımların uygulanmasını ya da cezanın kişiselleştirilmesini gerektiren hallerde duruşma açılıp yargılama yapıldıktan sonra kanunun uygun gördüğü tüm esasları içeren bir karar verilmesi gerekeceğinden müşteki sanık …ın yargılamasının yeniden yapılarak ve seçimlik cezalar ve seçenek yaptırımlarda uygulanarak cezanın kişiselleştirilmesi gerektiğinden bu nedenle sanık …ın itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir.” biçimindeki gerekçeyle itirazın kabulüne 23/07/2012 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verildiği, bu karar üzerine de; Nevşehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından duruşma açıldığı, sanık dinlenerek tarihli kararla sanığın, TCK`nın 106/1-1 cümle, 62, 50/1-a uyarınca neticeten 3000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği ve sanık tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi gereğince ertelenmiş cezada; hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hakimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde, ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine dair kararın, 5275 sayılı Kanun`un 98, 101/3. maddeleri gereğince temyizi kabil olmayıp itirazı mümkündür. Yapılan itiraz üzerine de itiraz makamı tarafından, erteli cezanın aynen infazına karar verilmesinin TCK`nın 51/7. maddesine uygun olup olmadığı denetlenmelidir. İncelemeye konu dosyada, Nevşehir 2. Sulh Ceza Mahkemesinin tarihli erteli 5 ay hapis cezasına ilişkin ilamından sonra, tehdit suçu yönünden sanık açısından herhangi bir lehe yasal düzenleme getirilmemesine karşın, Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/335 Değişik İş sayılı ve tarihli kararıyla yasal olmayan gerekçeyle Nevşehir 2. Sulh Ceza Mahkemesinin tarihli erteli 5 ay hapis cezasının aynen infazına ilişkin ek kararının kaldırılmasına karar verildiği, bu karara karşı kanun yararına bozma yoluna gidilmesi gerekirken, Nevşehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından duruşma açılarak tarihli ek kararla verilen, sanığın TCK`nın 106/1-1 cümle, 62, 50/1-a maddeleri uyarınca neticeten 3000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kararın, hukuki değerden yoksun olduğu ve temyiz incelemesine konu bir hükmün bulunmadığı, Anlaşıldığından, sanık …`ın temyiz davası isteği hakkında bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA, dosyanın incelenmeksizin mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE, 06/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ Esas 2016/5025 Karar 2017/824 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Keşinleşen hükümlerde 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren Yasaların hükümlü lehine olup olmadığının belirlenmesi için yapılan uyarlama yargılanmasının, 5252 sayılı Yasanın 9. maddesi kapsamında bulunmayıp Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun gün ve 2011/3-66 esas, 2011/96 sayılı kararında belirtildiği üzere, 5275 sayılı Yasanın 98. maddesinin uygulanması gerektiği ve verilen karar aynı Yasanın 101/3. maddesi uyarınca itiraza tabi olduğundan temyiz yasa yoluna başvurulması olanaklı bulunmadığından; katılan vekili ve Cumhuriyet Savcısının isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı 317. maddesi gereğince REDDİNE, mercide yanılma nedeniyle 264. maddesi gözetilerek katılan vekili ve Cumhuriyet Savcısının isteminin itiraz olarak kabulüyle gereğinin mahallinde yerine getirilmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, gününde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas 2016/6178 Karar 2017/97 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna muhalefet suçundan sanık …in, anılan Kanunun 15/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu`nun 62/1, 50/1-a. maddeleri uyarınca 180 gün ve 25 gün adli para cezaları ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Kanunun 52/2. maddesi gereğince cezaların toplanarak 205 gün karşılığı cezasının günlüğü Türk lirasından Türk lirası adlî para cezasına çevrilmesine dair Kargı Asliye Ceza Mahkemesinin 01/10/2015 tarihli ve 2014/64 esas, 2015/186 sayılı Kararı ile anılan kararın kesinleşmesini müteakip, Kargı Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan hapis cezasından çevrilen adli para cezası ile doğrudan verilen adli para cezasının toplanarak infazının ne şekilde yapılacağına ilişkin tereddüdün giderilmesi talebinin reddine ilişkin aynı Mahkemenin 01/12/2015 tarihli ve 2014/64 esas, 2015/186 sayılı ek Kararı ile ilgili olarak; Kargı Asliye Ceza Mahkemesinin 01/12/2015 tarihli ve 2014/64 esas, 2015/186 sayılı ek Kararı yönünden yapılan incelemede; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98. ve 101. maddeleri gereğince cezaların infaz aşamasında oluşan duraksamanın hükmü veren Mahkemece verilecek ek karar ile giderilebileceği gözetilmeden Kargı Cumhuriyet Başsavcılığının 27/11/2015 tarihli talebinin kabul edilerek infazda oluşan duraksamanın giderilmesi konusunda bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde talebin reddine karar verilmesinde, Kargı Asliye Ceza Mahkemesinin 01/10/2015 tarihli ve 2014/64 esas, 2015/186 sayılı Kararı yönünden yapılan incelemede; 1- Kargı Asliye Ceza Mahkemesince verilen 07/06/2012 tarihli karar ile sanığın 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 15/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis ve 20 gün adli para cezası karşılığı Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olup, verilen bu kararın sadece sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine bozulmasının ardından yeniden kurulan hükümde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın dikkate alınması gerektiğinin gözetilmemesinde, 2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda para cezalarının içtimasının düzenlenmediği gibi doğrudan verilen adli para cezası ile hapisten çevrilen para cezalarının infaz rejiminin farklı olduğu gözetilmeden hapisten çevrilen 180 gün karşılığı adli para cezası ile doğrudan verilen 25 gün karşılığı adli para cezasının toplanarak yazılı şekilde karar verilmesinde, İsabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 02/11/2016 gün ve 94660652-105-19-15471-2015-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü; TÜRK MİLLETİ ADINA Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Kargı Asliye Ceza Mahkemesinin 01/12/2015 tarihli ve 2014/64 esas, 2015/186 sayılı ek Kararı ile 01/10/2015 tarihli ve 2014/64 esas, 2015/186 sayılı Kararının 5271 sayılı CMK`nun 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ Esas 2013/10852 Karar 2016/4289 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Hükümden sonra 28/06/2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun`a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca uyarlama yapılması mümkün görülmüştür. 30/11/2010 tarihinde 2010/1267 esas ve 2010/1882 karar sayı ile verilen ve kesinleşen mahkûmiyet hükmünün infazı aşamasında, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranılmaması nedeniyle, karar tarihi itibarıyla 5237 sayılı TCK’nın 191/7. maddesi uyarınca verilen “hükmolunan cezanın infazına” ilişkin 21/03/2013 tarihli kararın 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. maddesi uyarınca verilen bir karar niteliğinde olması ve aynı Kanun’un 101/3. maddesi uyarınca itiraz yoluna tabi bulunması karşısında, sanığın karara yönelik itiraz talebinin İzmir 11. Asliye Ceza Mahkemesi`nin 02/04/2013 tarihli ve 2013/36 değişik iş sayılı kararı ile reddine karar verildiği anlaşıldığından, sanık hakkında bu gerekçeyle yasaya uygun olarak verilen 08/05/2013 tarihli temyiz isteğinin reddine ilişkin kararın ONANMASINA, tarihinde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ Esas 2016/3150 Karar 2016/3353 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde A Konuyla İlgili Bilgiler 1- Hükümlü A.. A.. hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama neticesinde tarih, 2014/..esas ve 2014/..karar sayılı ilamla, TCK’nın 188/3, 62, 52/2,53 ve 54. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile birlikte sanığın tekerrüre esas bulunan Aydın 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2013/..esas ve 2014/.. karar sayılı ilamı nedeniyle cezasının TCK`nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği, 2- Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin söz konusu kararı temyiz üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi`nin tarih, 2014… esas ve 2015/..karar sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği, 3- Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hükümlü hakkındaki söz konusu hükmün infazı sırasında Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiş olduğu tarihli talebinde; Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tarih, 2014/..esas ve 2014/..karar sayılı ilamıyla hükümlü hakkında tekerrüre esas alınan Aydın 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2013/.. esas ve 2014/.. karar sayılı ilamında da TCK`nın 58. maddesinin uygulandığı, bu nedenle hükümlü hakkında ikinci defa mükerrirlik olduğuna karar verilmesinin istendiği, 4- Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tarih, 2014/.. esas ve 2014/… sayılı ek kararla A.. A..`ün cezasının TCK 58/6. maddesi gereğince ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği, 5- Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı`nca tarihli talebinde; söz konusu ek kararın yasaya aykırı olduğu, eğer hükümde ikinci kez mükerrirlik durumu açıkça belirtilmemişse bu durumun ek kararla düzeltilemeyeceğinden bahisle ek karara itiraz edildiği, 6- Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tarih, 2014/.. esas ve 2014/.. karar sayılı ek kararı ile, Aydın Kapatılan 3. Ağır Ceza Mahkemesi`nin tarih, 2014/.. esas ve 2014/.. karar sayılı ilamı ile verilen cezanın 5275 sayılı yasanın 108/3. maddesine göre infazına karar verildiği, 7- Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı`nca tarihli talebinde; ek kararla ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilemeyeceğini belirterek tekrar itirazda bulunduğu, 8- Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tarih, 2014/.. esas sayılı kararıyla, verilen kararda değişiklik yapılmasına yer olmadığına karar verilerek itirazın incelenmek üzere Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesi`ne gönderildiği, 9- Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesi`nce tarih ve 2016/711 değişik iş nolu kararı ile itirazın reddine karar verildiği, Anlaşılmıştır. B Kanun Yararına Bozma Talebi Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, …Dosya kapsamına göre sanık hakkında, tarih, 2014/..esas ve 2014/.. sayılı ilamında ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması koşulları gerçekleşmesine rağmen Mahkemesince bu konuda herhangi bir karar verilmediği, bu durumun ise Yargıtay 15. Ceza Dairesinin tarihli ve 2012/.. esas, 2013/.. sayılı, Yargıtay 13. Ceza Dairesinin tarihli ve 2011/.. esas, 2013/.. sayılı ilamlarında belirtildiği üzere, hükümlü lehine kazanılmış hak teşkil ettiği, bu nedenle hükümlü hakkındaki ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir» denilerek, Aydın Ceza Mahkemesi`nin tarihli ve 2016/…değişik iş nolu kararının kanun yararına bozulması istenmiştir. C Konunun Değerlendirilmesi Kesinleşen bir hüküm, ancak yargılamanın yenilenmesi veya sonradan yürürlüğe giren ve sanık lehine olan kanun gereğince uyarlama yapılması veya Yargıtay tarafından kanun yararına bozulması ya da kanunun açık bir hükmü gereğince değiştirilebilir. Böyle bir durum olmadan, mahkemenin daha önce verdiği hükmü değiştirmesi ya da ortadan kaldırıp yeni bir hüküm kurması halinde, hukuki geçerliliği olmayan bu hüküm yok hükmündedir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. maddesinde belirtilen nitelikte bir karar olmayıp, 5271 sayılı CMK`nın 223. maddesi kapsamına giren bu hüküm, hukuki geçerliliği bulunmadığından yok hükmündedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun gün ve 452/57 sayılı kararında da açıklandığı üzere, 5237 sayılı TCK`nın 58. maddesinde düzenlenmiş bulunan ve güvenlik tedbirlerine ilişkin bölümde yer alan tekerrürün, hükümlülüğün yasal sonucu olmaması nedeniyle, tekerrür koşullarının bulunup bulunmadığının ve kaçıncı kez tekerrür hükümlerinin uygulanacağının kararda gösterilmesi zorunlu olup, bu konuda 5275 sayılı Yasanın 98 ve devamı maddeleri uyarınca infaz aşamasında karar alınmasına yasal olanak bulunmadığından, Mahkemece ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanması talebinin yukarıda zikredilen gerekçelerle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi ve itiraz merciince itirazın bu gerekçelerle kabulüne karar verilmesi yerine reddine karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan, kanun yararına bozma talebi içeriği itibariyle yerinde olsa da geçerli olmayan bir hükme yönelik olarak kanun yararına bozma talebinde bulunulması mümkün değildir. D Karar Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilen tarih, 2014/..esas ve 2014/.. ek kararı ve bu karara itiraz üzerine verilen kararlar ile nihai olarak itirazın reddine dair verilen Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tarih ve 2016/..değişik iş sayılı kararının hukuki geçerliliğinin bulunmaması ve yok hükmünde olması nedeniyle, geçerli olmayan bir hükme yönelik olarak kanun yararına bozma talebinde bulunulması mümkün bulunmaması nedeniyle, açıklanan nedenlerle; Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tarih ve 2016/.. değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin REDDİNE; dosyanın Adalet Bakanlığı’na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na gönderilmesine, 31/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas 2016/13242 Karar 2016/15967 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Hakaret suçundan sanık … hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu`nun 125/1-3-a, 125/4, 43, 62/1 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen hapis cezasının ertelenmesine ve denetim süresinin 1 yıl olarak belirlenmesine dair, …Sulh Ceza Mahkemesinin 14/02/2014 tarihli ve 2013/844 esas, 2014/88 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/05/2016 gün ve 198574 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi İstem yazısında; 1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu`nun 51/3. maddesinde yer alan Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.” şeklindeki düzenleme nazara alınmadan, sanığın mahkum olduğu 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasından az olacak şekilde 1 yıl süre ile denetime tabi tutulmasına karar verilmesinde, 2- Dosya kapsamına göre, Mahkemece sanık hakkında hakaret suçundan aynı suçun aynı mağdura karşı birden fazla kez işlendiği kabul edilerek 5237 sayılı Kanun`un 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılmış ise de; anılan kanunun 43. maddesinin uygulanabilmesi için, bir suç işleme kararıyla, değişik zamanlarda aynı kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi gerekli olup, somut olayda, sanık savunması, müşteki beyanı ve tanık ifadelerinden, sanık ile müşteki arasındaki hakaret içeren görüşmelerin 5 dakika arayla gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında, araya belli bir zaman aralığı girmeksizin aynı eylemin devamı niteliğindeki sözlerden dolayı sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanarak fazla ceza tayininde,? denilmektedir. Hukuki değerlendirme; 1- Sanık hakkında hakaret suçundan hüküm kurulurken TCK`nın 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılması açısından; 5237 sayılı TCK`nın Zincirleme Suç” başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında; Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır? şeklinde zincirleme suç tanımlanmıştır. Buna göre zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, bir suç işleme kararının icrası çerçevesinde bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi veya birden fazla kişiye karşı aynı suçun tek bir fiille işlenmesi gerekmektedir. İnceleme konusu somut olayda; mahkemece sanık hakkında hakaret suçundan aynı suçun aynı mağdura karşı birden fazla kez işlendiği kabul edilerek TCK`nın 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılmıştır. TCK`nın 43/1. maddesinin uygulanabilmesi için, bir suç işleme kararıyla, değişik zamanlarda aynı kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi gerekli olup, somut olayda, sanık savunması, müşteki beyanı ve tanık ifadelerinden, sanık ile müşteki arasındaki hakaret ve tehdit içeren görüşmelerin 5 dakika arayla gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında, araya belli bir zaman aralığı girmeksizin aynı eylemin devamı niteliğindeki sözlerden dolayı sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanarak fazla ceza tayini hukuka uygun bulunmamıştır. 2- Sanık hakkında hakaret suçundan verilen erteli hapis cezasına ilişkin belirlenen denetim süresi açısından; 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinin 3. fıkrasında Cezası ertelenen hükümlü hakkında, 1 yıldan az, 3 yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı mahkum olunan ceza süresinden az olamaz` hükmüne yer verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun tarih ve 4/87-112 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; aleyhe değiştirme yasağı münhasıran cezalar? ile ilgili olup; cezalar da 5237 sayılı TCK`nın 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirlerinin ve diğer müesseselerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Bu nedenle ertelemenin yasal sonucu olmasından ötürü zorunlu olarak hükmedilmesi gereken denetim süresi`ne ilişkin hataların, infaz aşamasında ve 5275 sayılı Kanun hükümleri uyarınca düzeltilmesi mümkün olduğundan, bu husus aleyhe değiştirme yasağına? konu oluşturmayacaktır. Ayrıca kanun yararına bozma yoluna başvurulması için hukuka aykırılığın başka bir yol ile giderilmesine imkan bulunmaması gereklidir. Hukuka aykırılığın olağan kanun yolları ile denetlenip giderilmesi imkanının bulunması durumunda kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacaktır. 5275 sayılı İnfaz Kanunu`nun Mahkumiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama başlıklı 98. maddesinde; Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir. hükmüne yer verilmiş, aynı Kanunun 101. maddesinde de duruşma yapılmaksızın verilecek bu kararlara karşı itiraz yolunun açık olduğu düzenlenmiştir. Yukarıda yer verilen Ceza Genel Kurulu kararında da açıklandığı üzere, denetim süresinin mahkûmiyetin yasal sonucu olması, kazanılmış hakka konu olmaması ve infaz aşamasında bu konuda karar alınma olanağının bulunması karşısında, bu hususa yönelik talebin kanun yararına bozma yoluyla incelenmesi olanaklı görülmemiştir. SONUÇ VE KARAR; Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce kısmen yerinde görüldüğünden, 1- Hakaret suçundan sanık … hakkında, … Sulh Ceza Mahkemesinin 14/02/2014 tarihli ve 2013/844 esas, 2014/88 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK`nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 2- Karardaki hukuka aykırılık aynı Kanun maddesinin 4-d fıkrasına göre, sanığa daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmekle, hakaret suçundan TCK?nın 125/3-a maddesi uyarınca, mahkemece hapis cezasının tercih edilmiş olduğu da gözetilerek, 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, 3- TCK`nın 125/4. maddesi uyarınca takdiren 1/6 artırım yapılarak 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 4- TCK`nın 62. maddesi uyarınca takdiren 1/6 indirim yapılarak 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5- TCK`nın 51. maddesi uyarınca verilen hapis cezasının ertelenmesine, 6- Denetim süresinin eksik belirlenmesine yönelik hukuka aykırılığın, infaz sırasında alınacak kararla giderilebilecek nitelikte bulunması, hakaret suçunda ertelemede çelişki oluşturan hükmün 1 yıl denetim süresi belirlenmesine? ilişkin kısım ise, yazım hatası olup mahallinde düzeltilebileceğinden bu konudaki 1` nolu kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 7- Kararın diğer yönlerinin olduğu gibi bırakılmasına, oybirliği ile karar verildi. YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ Esas 2016/6302 Karar 2016/4988 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Gerekçeli karar başlığına yanlış yazılan suç tarihinin, defter ve belgelerin ibrazı için verilen sürenin bitimini izleyen “ tarihi olarak mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; 1- Sanık hakkında hükmolunan temel cezanın suç tarihinde yürürlükte bulunan 213 sayılı Yasanın 359/a-2. maddesinde öngörülen 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasından alt sınırın üzerinden mi yoksa tarihinde yürürlüğe giren 5904 sayılı Kanunun 23. maddesi ile değişik 213 sayılı Yasanın 359/a-2. maddesinde öngörülen 18 aydan 3 yıla kadar olan hapis cezası esas alınmak suretiyle mi tayin edildiğine dair gerekçeden yoksun şekilde hüküm kurulması, 2-Tekerrüre esas sabıkası olan sanık hakkında TCK`nun 58. maddesinin uygulanmaması, Yasaya aykırı, 3- Anayasa Mahkemesi’nin TCK’nun 53. maddesine ilişkin olan 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk, Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK`nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, tekerrür hükümleri nedeniyle kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesinde düzenlenmiş bulunan ve güvenlik tedbirlerine ilişkin bölümde yer alan tekerrür müessesesinin` infaz hukukundan daha çok maddi ceza hukukuna ilişkin bir kurum olduğu görülmektedir. Hükümlülüğün yasal sonucu olmaması nedeniyle 5275 sayılı Yasanın 98 ve devamı maddeleri uyarınca infaz aşamasında bu konuda karar alınması mümkün değildir. Hangi mahkûmiyetin tekerrüre esas alındığı, tekerrür koşullarının bulunup bulunmadığı, hükümlü hakkında kaçıncı kez tekerrür hükümlerinin uygulandığı ve tekerrür nedeniyle hükümlünün ceza evinde kalacağı süreye eklenecek sürenin belirlenmesi için mahkûmiyet hükmünde açıkça hangi hüküm nedeniyle kişinin mükerrir sayıldığı ve hangi mahkûmiyetin tekerrüre esas alındığının belirtilmesi gerekmektedir. TCK’nun 58. maddesinin; 6 Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. 7 Mahkûmiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir” hükümleri bulunmaktadır. TCK’nun 58/6. fıkrasının ikinci cümlesinin açık anlatımından, sanık hakkında hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi yeterlidir. Mükerrir sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirine de açıkça hükmolunmaması ve aleyhe temyiz olmaması halinde, bu husus 1412 sayılı CMUK`nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/son maddesi uyarınca aleyhe değiştirmeme ilkesi kapsamında değerlendirilemeyecektir. Zira mükerrir olan sanık hakkında cezasının infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanması, hakkındaki cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesinin zorunlu bir sonucudur. Ancak tüm bunlar mahkemece tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi halinde geçerli olup, tekerrür hükümlerinin hiç uygulanmaması ve aleyhe temyiz olmaması halinde ise artık “aleyhe değiştirememe ilkesi”nin gözetilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Nitekim benzer husus Ceza Genel Kurulunun gün ve 71-98 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da kabul edilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2012/8-364/180, 2012/3-1328/310, 2012/3-1372/329, 2013/8-54/307 sayılı kararlarında da açıklandığı gibi; ““Reformatio in pejus” olarak adlandırılan ve doktrinde “cezayı aleyhe değiştirmeme ilkesi” veya “aleyhte düzeltme yasağı” gibi kavramlarla ifade edilen ilkenin amacı; hükmün aleyhe de bozulabileceğini düşünen sanığın, bazı olaylarda Yargıtay’a başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek, kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. Bu kural, 1412 sayılı CMUK`nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlüğünü koruyan 326. maddesinin son fıkrasında;“Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” şeklinde ifade edilmiştir. Şu halde, “tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmediği” durumda, “aleyhe değiştirememe ilkesi”nin gözetilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Buna göre, adli sicil kaydında tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre infazına karar verilmemiş olması ve aleyhe yönelen temyizin de bulunmaması halinde 1412 sayılı CMUK’nun 326/son maddesinde belirtilen, lehe temyiz davası üzerine cezanın aleyhe değiştirilmemesi kuralı uyarınca, hükmün tekerrür hükümlerinin uygulanmaması isabetsizliğinden bozulması mümkün değildir.” Bu nedenlerle tekerrüre esas sabıkası olduğu halde mahkemece hakkında 58. Maddesinin uygulanmasına karar verilmeyen sanığın temyizi üzerine yapılan inceleme sonucunda sayın çoğunluğun 2 nolu tekerrür hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişen bozma düşüncesine katılmamaktayım. YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ Esas 2014/17363 Karar 2014/20586 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Kasten yaralama, genel güvenliği tehlikeye atma, ruhsatsız silah taşıma ve tehdit suçlarından sanık M. D.’nın, Ezine Asliye Ceza Mahkemesinin tarihli ve 2013/91 değişik iş sayılı içtima kararı kapsamındaki 2 yıl 7 ay hapis cezasını infaz ettiği sırada, yasal temsilcisi eşi Z. D. tarafından yapılan infazın ertelenmesi talebi üzerine, hükümlünün 5275 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun`un 17/ belirtilen şartları taşımadığı gerekçesiyle erteleme talebinin reddine dair Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının tarihli ve 2013/3730 ilamat sayılı kararına yönelik itiraz hakkında karar verme görev ve yetkisinin infaz hakimliğine ait olmadığından bahisle talebin reddine ilişkin Çanakkale İnfaz Hakimliğinin tarihli ve 2013/1607 esas, 2013/1583 sayılı kararına karşı yapılan itirazın keza reddine ilişkin ÇANAKKALE Ağır Ceza Mahkemesinin tarihli ve 2013/962 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen gün ve 77401 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının gün ve KYB. 2013-406567 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; İnfaz dosyasına göre, infazın başlamasından sonra hükümlünün yasal temsilcisi tarafından yapılan infazın ertelenmesi talebinin Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından reddedilmesi üzerine, bu karara yönelik itiraz Çanakkale İnfaz Hakimliği tarafından, infaza ara verilmesi ve infazın ertelenmesi talepleri hakkında karar vermenin infaz hakimliğinin görev ve yetkileri arasında olmadığından dolayı talebin reddine karar verilmiş ise de, 5275 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanun’un 17/ göre cezanın infazına başlandıktan sonra, fıkrada sayılan zorunlu ve ivedi hallerde Cumhuriyet Başsavcılığınca 6 ayı geçmeyen sürelerle infaza ara verilebileceği şeklinde düzenleme bulunduğu, fakat talebin reddi halinde bu karara karşı itiraz edilip edilemeyeceği, itiraz edilecekse hangi merciye itiraz edilebileceği hususunda özel bir düzenleme bulunmadığı, 4675 sayılı infaz Hakimliği Kanunu’nun hükümlülerin cezalarının infazı… gibi işlem ve faaliyetlere ilişkin şikayetleri inceleme ve karara bağlama görevinin infaz hakimliğinin görevleri arasında sayıldığı, kanun koyucunun bazı özel durumlarda infaza ilişkin meselelerde hüküm veren mahkeme tarafından karar verilmesini de istediği, örneğin 5275 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un uyarınca, aynı Kanun’un 98 ila gereğince verilecek kararların hüküm mahkemesince verileceğinin hüküm altına alındığı, keza göre sadece hastalık sebebiyle cezanın ertelenmesinin gerektiği hallerde hüküm mahkemesinin karar vereceği şeklinde düzenleme bulunduğu nazara alındığında, 5275 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 17/ göre cezanın infazına başlandıktan sonra, fıkrada sayılan zorunlu ve ivedi hallerde Cumhuriyet Başsavcılığınca infaza ara verilmesi talebinin reddi halinde, bu işleme karşı genel hüküm niteliğinde olan 4675 sayılı Kanun`un 4 ve gereğince infaz hakimliğine şikayet yoluna başvurulabileceği gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin gün ve 2013/962 Değişik iş sayılı kararının, 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA , müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına, oybirliğiyle karar verildi YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ Esas 2014/24215 Karar 2014/22171 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Hükümlüler hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararından sonra deneme süresi içerisinde suç işlenmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasına ilişkin kararlar, 5728 sayılı Yasanın geçici 1/2. madde ve fıkrası ile 5275 sayılı Yasanın 98. ila 101. maddeleri uyarınca itiraza tabi olup temyizi mümkün buljmmadığı gibi, itiraz üzerine verilen kararın da kesin olması nedeniyle hükümlünün temyiz isteminin REDDİNE, mercide yanılma nedeniyle 264. maddesi gözetilerek hükümlünün isteminin itiraz olarak kabulüyle gereğinin mahallinde yerine getirilmesi için dosyanın Yargıtay tevdiine, oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas 2007/5557 Karar 2007/5170 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde Kredi Kartının Kötüye Kullanılması suçundan sanık Vedat’ın yapılan yargılaması sonunda; Mahkumiyetine dair ANKARA 20. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen gün ve 2006/227 Esas, 2006/312 Karar sayılı hükmün kesinleşmesinden sonra hükümlü ve müdafiinin, tarihinde yürürlüğe giren 5560 Sayılı Yasanın 11. maddesi ile 5237 Sayılı 245. maddesine eklenen hükmü gereğince aynı kanunun 168. maddesinin uygulanmasının talep edilmesi üzerine, mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda istemin reddine dair, gün ve 2007/91 sayılı karara hükümlü müdafiince süresi içersinde itirazda bulunulduğu, itiraz mercii olan ANKARA Ceza Mahkemesi gün ve 2007/527 sayı ile kararın itiraza değil, temyize tabi olduğu belirtilerek incelemenin Yargıtay tarafından yapılması gerektiğine karar verilmesi üzerine dava evrakı Yargıtay dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesini isteyen tarihli tebliğnamesiyle gönderilmekle incelenerek gereği görüşüldü 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesinden sonra tarihinde işlenen suç nedeniyle anılan yasa hükümleri uygulanmak suretiyle verilen mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra, hükümlü ve müdafiince sonradan yürürlüğe giren 5560 Sayılı Yasayla değişik 245/5 maddesi yollamasıyla 168. maddesinin uygulanması taleplerinin, 5560 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra tazmin veya zararın giderilmesine ilişkin olmayıp, soruşturma aşamasında yakalandığından hükümlünün üzerindeki telefonların istirdat edilmesi ve yargılama sürecinde şikayetçinin zararının bizzat hükümlü tarafından giderilmemesi nedeniyle talebin reddine dair evrak üzerinde verilen kararı, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98/1 maddesi uyarınca “….sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi” niteliğinde olduğu, aynı kanunun 101/1 maddesi gereğince mahkemenin incelemeyi dosya üzerinden yapması gerektiği ve maddenin hükmü uyarınca da bu kararın itiraza tabi olduğu anlaşılmakla, itiraz mercii olan Ankara Ceza Mahkemesince hükümlü müdafiinin itirazı konusunda bir karar vermesi gerektiğinden, Dosyanın merciince incelenmek üzere MAHALLİNE İADESİ için Yargıtay TEVDİİNE , oybirliği ile karar verildi. YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ Esas 2017/20509 Karar 2018/13 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde 5237 sayılı TCK’nin 50/6. maddesinde5237 sayılı TCK’nin 50/6. maddesinde kısa süreli hapis cezasına mahkum olan ve bu cezası aynı Yasanın 50/1-f maddesindeki seçenek yaptırıma çevrilen hükümlünün, tebligata rağmen seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması nedeniyle, hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nin 50/6. maddesi uyarınca aynen infazına dair karar 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 98/1, 101/3. maddesi gereğince itiraz yasa yoluna tabi olup, temyizi mümkün olmadığından, dosyanın incelenmeksizin itiraz mercii tarafından incelenmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, gününde oy birliğiyle karar verildi. YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas 2013/8-451 Karar 2015/6 Tarih - İnfaz Kanunu 98. Madde 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanık N. A.’ın 13/1, 5237 sayılı TCK’nun 62,, 52, 58. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 500 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin, Samsun 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen gün ve 1423-611 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince gün ve 9472-36570 sayı ile; “… Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilirken ayrıca denetimli serbestliğe hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni sayılmamıştır. Sanığın bir sebebe dayanmayan temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine, ancak TCK’nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkı ile vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverilmeye, altsoyu dışında kalanlarla ilgili hak ve yetkilerden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hiçbir ayrım yapılmaksızın koşullu salıvermeye kadar hak yoksunluğuna hükmolunması, Yasaya aykırı ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümden 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölüm çıkarılarak yerine 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan ise 2. fıkra gereğince cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına’ denilmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek onanmasına…”, Oybirliğiyle karar verilmiş, Daire üyesi C. Aras; “Sanık hakkında hükmolunan cezanın 58. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği halde denetimli serbestlik’ tedbirine hükmolunmaması kazanılmış hak teşkil etmez” görüşüyle eleştiriye yönelik olarak karşıoy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise gün ve 290083 sayı ile; “… 58. maddesinde düzenlenmiş bulunan ve güvenlik tedbirlerine ilişkin bölümde yer alan tekerrür’ infaz hukukundan daha çok maddi ceza hukukuna ilişkin bir kurumdur. Hükümlülüğün yasal sonucu olmaması nedeniyle 5275 sayılı Kanunun 98 ve devamı maddeleri uyarınca infaz aşamasında bu konuda karar alınması mümkün değildir. Tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesinin sonucu olarak; hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi ve hükümlü hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanması gerekmektedir. TCK’nın 58/6. maddesine göre; Sanık hakkında tayin olunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine’ şeklinde bir ifade yazılmasından sonra, kararın devamında Mükerrir sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına’ şeklinde bir ifadenin yazılmamış olması sanık açısından kazanılmış hak oluşturmaz. Hükmü aleyhe değiştirememe ilkesine değinecek olursak; Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun gün ve 48-74, gün ve 71-98 sayılı kararlarında da yer verildiği üzere Cezayı aleyhe değiştirmeme ilkesinin amacı; hükmün aleyhe de bozulabileceğini düşünen sanığın, bazı olaylarda Yargıtay’a başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek, yasa yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. Bu kural, 1412 sayılı CMUK’nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin son fıkrasında; Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz’ şeklinde ifade edilmiştir. Şu halde, tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmediği’ durumda, aleyhe değiştirememe ilkesi’nin gözetilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Buna göre, adli sicil kaydında tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde TCK’nın 58. maddesinin 6, 7. fıkralar 6 ve 7. fıkralarının uygulanmasına karar verilmemiş olması ve aleyhe yönelen temyizin de bulunmaması halinde, 1412 sayılı CMUK’nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/son maddesinde belirtilen, lehe temyiz davası üzerine cezanın aleyhe değiştirilmemesi kuralı uyarınca, hükmün tekerrür hükümlerinin uygulanmaması isabetsizliğinden bozulması imkan dahilinde değildir. Buna karşın; tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejimine göre cezanın çektirilmesine karar verildikten sonra, infaz sonrası sanık hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanması yönünde bir karar verilmemesi halinde, aleyhe temyiz bulunmadığından ve sanık hakkında bu hususun kazanılmış hak oluşturacağından bahisle eleştiri konusu yapılmasından ziyade, Mükerrir sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına’ şeklinde bir ifadenin hükme eklenmek suretiyle kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmektedir. Aleyhe değiştirmeme ilkesi, 58. maddesinin hiç uygulanmamış olduğu haller için geçerlidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Adli sicil kaydındaki hangi mahkumiyet ilamının esas alındığı belirtilerek TCK’nın 58. maddesi uyarınca cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi karşısında, buna ilişkin karar cümlesinin sonuna ayrıca mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına’ şeklinde bir ibare eklenmesi suretiyle hükmün bu husustan da düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eleştiri yapılarak hükmün sadece TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümünün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur…”, Görüşüyle itiraz kanunun yoluna başvurmuştur. CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince gün ve 1760-14488 sayı ile; itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır Karar Sanığın 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 5237 sayılı TCK’nun 58. maddesinin uygulanmasına karar verilen hallerde, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilip, ayrıca cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirine hükmolunmamasının kazanılmış hakka konu olup olmayacağının belirlenmesine ilişkindir. Tekerrür, 765 sayılı cezanın artırım nedeni olarak öngörülmüş iken, yeni sistemde şartlı salıverilme süresini de etkileyecek şekilde bir infaz rejimi olarak düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nun 58. maddesi5237 sayılı TCK’nun 58. maddesi uyarınca önceden işlenen suçtan dolayı verilen hükmün kesinleşmesinden sonra yeni bir suçun işlenmesi halinde sanık hakkında tekerrür hükümleri uygulanacaktır. Tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki hükmün kesinleşmesi ve ikinci suçun kesinleşmeden sonra işlenmesi yeterli olup, cezanın infaz edilmiş olmasına gerek bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucu tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki cezanın infaz edilmesi şartını aramadığı halde, infazdan sonra belirli bir sürenin geçmesi halinde tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağını hüküm altına almıştır. Buna göre, beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet halinde cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl, beş yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına mahkûmiyet halinde ise cezanın infaz tarihinden itibaren üç yıl geçmekle tekerrür hükümleri uygulanmayacaktır. 5237 sayılı TCK’nun 58. maddesi5237 sayılı TCK’nun 58. maddesi uyarınca kişinin mükerrir sayılması için ilk hükmün kesinleşmesinden sonra ikinci suçun işlenmesi yeterli olup, ilk suçun 1 Haziran 2005 tarihinden önce veya sonra işlenmesinin mükerrirlik açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesinin sonucu olarak; mükerrir sanık hakkında, sonraki suç nedeniyle kanun maddesinde seçimlik ceza olarak hapis veya adli para cezası öngörülmüşse hapis cezasına hükmolunması, hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi ve hükümlü hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanması gerekmektedir. TCK’nun 58. maddesinin 6, 7. fıkralarında; “6 Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. 7 Mahkûmiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir” hükmü bulunmaktadır. TCK’nun 58/6. fıkrasının ikinci cümlesinin açık anlatımından, sanık hakkında hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi yeterlidir. Mükerrir sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirine de açıkça hükmolunmaması ve aleyhe temyiz olmaması halinde bu husus 1412 sayılı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326 /son maddesi uyarınca aleyhe değiştirmeme ilkesi kapsamında değerlendirilemeyecektir. Zira mükerrir olan sanık hakkında cezasının infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanması, hakkındaki cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesinin zorunlu bir sonucudur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun gün ve 54-307 sayılı kararı başta olmak üzere pek çok kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olaydaki uyuşmazlık değerlendirildiğinde; Sabıka kaydında tekerrüre esas olan geçmiş hükümlülüğü bulunan sanık hakkında yerel mahkemece cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirine hükmolunmadan, sanığa verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi yeterli olup cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesinin zorunlu bir sonucu olan “cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” açıkça hükmolunmaması aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilemez. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire düzeltilerek onama kararından, “Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilirken ayrıca denetimli serbestliğe hükmedilme gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni sayılmamıştır” eleştirisinin çıkarılmasına karar verilmelidir. Sonuç Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin gün ve 9472-36570 sayılı düzeltilerek onama kararından, “Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilirken ayrıca denetimli serbestliğe hükmedilme gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni sayılmamıştır” eleştirisinin ÇIKARILMASINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, günü yapılan müzakerede oybirliği ile, karar verildi. UYARI Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir. Makale Yazarlığı İçin Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.
Jandarma Sahil Güvenlik Akademisine nasıl girilir?Başvurular sadece, internet adresi ile, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Sistemi üzerinden e-Devlet kapısı vasıtasıyla yapılacaktır. İnternet ortamı dışında posta yoluyla veya şahsen yapılan başvurular dikkate Sahil Güvenlik başkanı kimdir?Jandarma ve Sahil Güvenlik AkademisiBağlılıkTürkiye Cumhuriyeti İçişleri BakanlığıBaşkanTuğgeneral Murat BulutKonumAnkara, TürkiyeWeb Sahil Güvenlik başvuru ne zaman?2022 Yılı İçin Sahil Güvenlik Komutanlığına Sözleşmeli Subay Temin Edilecektir. Başvurularınızı 24 Aralık 2021 – 09 Ocak 2022 Tarihleri Arasında İnternet Adresinden ve Sahil Güvenlik Akademisi kaç yıl?JSGF de toplam kaç yıl eğitim-öğretim verilmektedir? İlk yılı İngilizce Hazırlık Sınıfı olmak üzere toplam 5 yıl lisans düzeyinde eğitim için kaç net?Jandarma ve Sahil Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesine Temel Yeterlilik Testinden TYT 150 veya üzerinde puan almak kaydıyla 200 erkek öğrenci alınacak. Ayrıca, AYT testinde EA puan türünde en 250 bininci, SAY'da en 10 bininci, SÖZ'de en az 50 bininci sırada yer alan adayın puanına sahip olmak şartı subay alımı ne zaman?2022-MSÜ Başvurularının Alınması 2022-Milli Savunma Üniversitesi Askeri Öğrenci Aday Belirleme Sınavı 2022-MSÜ, 27 Mart 2022 tarihinde uygulanacaktır. Sınava başvurular, 13 Ocak – 09 Şubat 2022 tarihleri arasında ve Sahil Güvenlik ne iş yapar?Sahil Güvenlik Komutanlığı, Türkiye Cumhuriyetinin bütün sahillerinde, iç suları olan bölgelerde deniz güvenliğini, deniz emniyetini, asayiş ve kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, suç işlenmesini önlemekle görevli ve yetkilidir.
Türkiye Barolar Birliği'nin yayınladığı “İcra İş ve İşlemlerinde Sorunlar ve Çözüm Önerileri Raporu” Avukat Dr. Hasan Oral ve Avukat Hüseyin İlik tarafından Türkiye genelinden 7 bin 187 avukatın yorumuyla oluşturdu. SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ TBB'den yapılan açıklamada; "Türkiye Barolar Birliği olarak, mesleğimizi icra ederken farklı alanlarda karşılaştığımız sorunları tespit etmek ve çözüme kavuşturmak için çalışıyoruz. Bu çerçevede “icra iş ve işlemleri” öncelikli başlıklar arasındadır." "Çok sayıda sorunun biriktiği bu alan kamuoyunda yeterli ilgiyi görmüyor. Oysa icra hukukunun etkinliği, yargının etkinliğinin vazgeçilmez bir unsurudur." "Sorunların tespiti ve çözümü için yapılan akademik toplantı ve çalışmalar kuşkusuz çok değerli. Ancak uygulamacıların dahil olmadığı hiçbir reform girişiminin arzu edilen başarıyı sağlaması bizce mümkün değil. İşte o sebeple, icra iş ve işlemlerinde yaşanan sorunların ve çözümlerinin neler olduğunu en iyi meslektaşlarımızın bildiğine inanıyoruz. Bu düşünceyle meslektaşlarımıza çağrı yaptık. Sorunları ve çözümleri bize bildirmelerini istedik." "Yaptığımız duyuru neticesinde, “İcra İş ve İşlemleriyle İlgili Meslektaşlarımızın Yaşadığı Sorunlara ve Çözüm Önerilerine İlişkin Paylaşım Formu”na meslektaşlarımız adet yorum gönderdi. Katkılarını esirgemeyen meslektaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ederim." Sizlerden gelen görüşler doğrultusunda, yirmi başlık altında toplayarak hazırladığımız “İcra İş ve İşlemlerinde Sorunlar ve Çözüm Önerileri Raporumuz”u, başta Adalet Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm makam ve kurumlara göndereceğiz. Tespit edilen sorunlara yönelik çözüm önerilerinin hayata geçirilmesini de ısrarla takip edeceğiz." denildi. 20 BAŞLIK Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı tarafından “İcra İş ve İşlemleriyle İlgili Meslektaşlarımızın Yaşadığı Sorunlara ve Çözüm Önerilerine İlişkin Paylaşım Formu”, 29 Mart 2021 tarihinde, SMS ile bilgilendirme yapılarak avukatların gönderimine açılmış, 6 Nisan 2021 tarihinde SMS bilgilendirme metni yinelenmişti. adresinden paylaşılan ve 12 Nisan 2021 tarihine kadar paylaşımlara açık tutulan platformda 7 bin 187 yorum yapıldı. Avukatlardan gelen, sorunların tespitine ve çözümüne yönelik değerlendirmeler 20 başlık altında tasniflendi. İşte o sorun ve çözüm önerileri; I. FİİLİ HACİZ İŞLEMLERİNE İLİŞKİN SORUNLAR A GÜVENLİĞİN SAĞLANMASI VE FİİLİ HACİZ İŞLEMLERİ SIRASINDA KOLLUK KUVVETLERİ KATILIMI İLE İLGİLİ YAŞANAN SORUNLAR - Personel eksikliği gerekçesiyle, karakolların haciz işlemlerine kolluk kuvveti göndermediği belirtilmektedir. - Hacze iştirak eden kolluk kuvvetlerinin olaylara çok geç müdahale ettiği veya hiç müdahale etmediği belirtilmektedir. - Haciz işlemlerinde kolluk kuvveti zarureti halinde 155’in aranmak suretiyle polis çağrılması durumunda, çağrı hattının polis göndermediği, muhakkak karakola gidip polis talebinde bulunulması gerektiği belirtilmektedir. - Kolluk kuvvetlerinin haciz mahalline dahil olmak istemedikleri belirtilmektedir. B RANDEVU/SIRA ALMA İŞLEMLERİNE İLİŞKİN SORUNLAR - Özellikle tek dosyadan gidilen hacizlerde birden fazla alacaklı vekiliyle birlikte hareket edildiği, meslektaşlarımızın gün boyu haciz araçlarında diğer haciz dosyalarının bitmesini beklediği ve kendi dosyasına sıra gelmesini beklediği belirtilmiştir. - Haciz randevularının çok ileri tarihlere verildiği, keyfi randevular oluşturulduğu, bu durumun alacaklının alacağına kavuşmasına engel olduğu belirtilmiştir. - İcra dairelerine telefonla ulaşım mümkün olmadığı için özellikle şehir dışından hacze gelecek meslektaşlarımızın randevu alamadığı belirtilmektedir. Ayrıca bazı dairelerin, randevu isteyen meslektaşlarımızın taleplerini karşılamadıkları bildirilmiştir. - Hacizlere çoğu zaman öğlen vakti çıkıldığı, bu durumda haciz işlemleri için yeterli vakit kalmadığı, hacizde bulunan bazı icra dairesi personellerinin ise mesai saati sonu itibariyle haciz işlemlerinin hemen bitirilmesi gerektiğini belirterek baskı yaptıkları bildirilmiştir. - Bazı icra daireleri tarafından haciz randevusu verildiği fakat meslektaşımızın belirtilen gün ve saatte hazır olmasına rağmen keyfi olarak ve haber verilmeksizin randevu tarihinin değiştirildiği belirtilmektedir. C ULAŞIM SORUNLARI - Ulaşım ücretlerinin denetimsiz ve aşırı maliyetli olduğu belirtilmektedir. - Ulaşım araçlarını kullanan personellerin, hacze çıkılan dosyalara ait adreslere keyfi rotalar oluşturmasının zaman kaybına sebebiyet verdikleri bildirilmiştir. - Haciz araçlarının sayı bakımından yeterliliği konusunda sorun yaşandığı bildirilmiştir. D MUHAFAZA İŞLEMLERİ, NAKLİYE, YEDİEMİN DEPOLARI AÇISINDAN YAŞANAN SORUNLAR - Yakalama, nakliye ve yediemin ücretlerinin fahiş olduğu belirtilmektedir. Her icra dairesinin muhafaza ve yakalamaya ilişkin farklı miktar uyguladığı, bu konuda bir standart olmadığı belirtilmiştir. - Yediemin ücretlerinin 6 aylık peşin istenmesi durumunun hak arama hürriyetine engel olduğu ve yüksek masraf nedeniyle müvekkil-avukat ilişkisini zedelediği belirtilmiştir. - Çoğu adliyenin çevresinde lisanslı yediemin deposunun olmamasının muhafazalı haciz işlemlerinin yapılmasına engel olduğu bildirilmiştir. - Yediemin depolarına teslim edilen hacizli malların zarar gördüğü ve değer kaybı yaşadığı belirtilmiştir. - Bazı icra dairesi personellerinin muhafazalı haciz işlemlerine, haczin uzun sürmesi nedeniyle katılmak istemediği veya katıldıkları hacizleri acele ettirdikleri belirtilmektedir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Meslektaşlarımızın fiili hacizlere ilişkin önemli ve ciddi sorunlar yaşadığı, can güvenliklerinden endişe duydukları gözlemlenmiştir. Kolluk kuvvetlerinin hacizlere iştirak etmek istemediği, polislerin bu konuda zorluk çıkardıkları ve hatta olaylara müdahale etmek istemedikleri bildirilmiştir. Bu sorunun çözümü için adliyelerde zorunlu olarak, yalnızca fiili hacizlerle ilgili görevlendirilmiş kolluk personelinin bulundurulması önerilmiştir. Fiili hacizlerde görevli icra personellerine uygulamada yolluk adı altında harcırah ödenmesi uygulamasının bu konu özelinde görevlendirilmiş kolluk kuvvetlerine de sağlanması ve fiili hacizlere kolluk personeli temininin, kanuni zorunluluk haline getirilmesi düşüncesi ön plana çıkmıştır. Meslektaşlarımızca, fiili hacze çıkarken icra dairelerinin keyfi uygulamalarından dolayı çok ileri tarihlere haciz randevusu alabildikleri veya hiç alamadıkları sık sık ifade edilmiştir. İcra daireleri uygulaması nedeniyle, aynı gün içerisinde farklı dosyalar ve farklı avukatlarla birlikte aynı anda hacze çıkılmasının, meslektaşlarımızın bir gün boyunca bir araç içerisine sıkıştırılarak vakit kaybetmesine neden olduğu belirtilmektedir. Hacze ilişkin bir tahsilat bürosunun kurulması ve haciz işlemleriyle sadece bu büronun ilgilenmesi gerektiği dile getirilmiştir. Ek olarak; UYAP sistemi üzerinden randevu alınmasına ilişkin bir güncelleme yapılması önerilmiştir. Nakliye ve yediemin depolarının fiyatlarının yüksek olmasına karşılık Baroların da bu alanda hizmet verebilmesine yönelik çalışma yapılması meslektaşlarımızca önerilmiştir. Ayrıca bu fiyatların yüksek olmasının, herhangi bir istihkak davası veyahut takibin iptali davası durumlarında, depolama ücretinin, alacağın ve mahcuz malın bedelini aştığı, bu durumun avukat ve müvekkil ilişkisini zedelediği bildirilmiştir. Son olarak, yediemin depolarının sigortalanmasına yönelik düzenlemelerin gerekliliği ifade edilmiştir. II. UYAP SİSTEMİ ÜZERİNDEN BAŞLATILACAK TAKİPLERDE, TAKİP TALEPLERİNE İLİŞKİN SORUNLAR - UYAP sistemi üzerinden takip başlatılırken faiz işletilen alacak kalemlerine ilişkin, faiz hesaplanmasının sistem tarafından otomatik olarak yapılmaması, bu sistemin çok karmaşık alacak kalemleri sekmesi içermesi ve alacak kalemlerine ilişkin kısıtlı açıklama yazılabilmesi konularının sorun yarattığı bildirilmiştir. - Bilişim sistemlerini kullanamayan ve özellikle ileri yaş grubunda olan meslektaşlarımızın, UYAP sistemini kullanmakta güçlük yaşadıkları ifade edilmiştir - Sistem tarafından oluşturulan takip talepleri üzerinde değişiklik yapılmasına izin verilmemesi, avukatların beyanlarını eklemesine ve takip talebinde yer alması gereken unsurların girilmesine engel olmaktadır. Örneğin tahliyesi istenen taşınmazın adresi, dövize bağlı takiplerde döviz kuru gibi. Takip açılışı sırasında açıklama bölümünde karakter sınırlaması olması da sorun yaşanmasına sebep olmaktadır. - UYAP sisteminin teknik sorunlarının yavaş çalışma, çok aşamadan oluşan takip açılışı sırasında sistemin kopması halinde, eksik kalan dosyanın tamamlanmayan dosyalar sekmesinde gözükmemesi vs. hak kaybına sebep olduğu bildirilmiştir. - UYAP sistemi üzerinden takip başlatılırken vekaletnamede ismi olan avukatlardan sadece takibi açan kişinin dosya vekili olarak kaydedilmesi, takip açarken başka vekil eklenememesi sorunu dile getirilmiştir. Özellikle birden fazla avukat ile çalışan ofis ve kurumlarda onlarca dosyaya vekil kaydının icra dairesi tarafından elle girilmesi zaruretinin iş yükü bakımından sorun teşkil ettiği bildirilmiştir. - Farklı daireler arasında yeknesak olmayan uygulamaların sorun yaratabildiği ifade edilmiştir. Örneğin bazı icra daireleri UYAP üzerinden açılan takiplerde fiziki dosya talebinde bulunmaktayken bazı dairelerin böyle bir talepte bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca UYAP üzerinden şehir dışında açılacak takiplerde, dosyanın tevzi olduğu icra dairesinin fiziki dosya istemesinin hak kaybına sebep olabildiği ifade edilmiştir. - Takipler sadece UYAP üzerinden açılırken, dairelerin fiziki dosya da istemesinin uygulama ve zaman bakımından sorun yarattığı bildirilmiştir. - Harç ve masraflardan muaf kamu kurumlarına karşı sistemden icra takibi açılamadığı bildirilmiştir. - Değişik iş dosyalarının ve özellikle Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından verilen vekalet ücretlerine ilişkin takiplerin UYAP tarafından desteklenmediği, ilam bilgilerinin sistemde eşleşmediği belirtilmiştir. - Yabancı para alacaklarına ilişkin takipler konusunda sistemin yetersiz olduğu belirtilmektedir. Örneğin alacak miktarının Türk Lirası karşılığının da belirtilmesi kanuni zorunluluk olmasına rağmen bu durum takip talebinde yer almamakta ve ödeme emri iptaline kadar yol açmaktadır. - Müdahalenin men’ine ilişkin takiplerde yalnızca tahliye talebinde bulunulamadığı belirtilmiştir. - Kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin takiplerde tahliye talebinin yer almadığı bildirilmiştir. Bu durum özellikle açılan tahliye davalarının reddine sebep olmaktadır. - İlamlı takiplerde ilam bilgilerinin, sorgula’ butonu kullanıldığında sistemde görünmediği veya görünse dahi ilam bilgilerinin taraflar vs. yanlış olduğu belirtilmektedir. - Tüketici Hakem Heyeti kararlarının ilam niteliğinde belge olmasına karşın, UYAP sistemi üzerinde ilam niteliğinde belge’ sekmesinin bulunmaması nedeniyle bu tür belgelerin mecburen ilam’ olarak girildiği, bunun da gereken bilgi sekmelerinin uyuşmaması sorununu ortaya çıkardığı kaydedilmektedir. - Takip talebine evrak ekleme işlemine sistem tarafından getirilen sınırlamanın, meslektaşlarımızın takibe dayanak tüm evrakları eklemesine engel olduğu ve hak kaybına sebebiyet verdiği belirtilmektedir. - Takip talebine eklenen alacak kalemlerinin, sistem tarafından otomatik oluşturulan takip talebine ve ödeme emrine sırası değişmeden yansımasında sorun yaşandığı bildirilmiştir. - Takip taleplerini içeren sekmede yer alan seçeneklerin kısıtlı olduğu, nafaka takibi ve çocuk teslimine ilişkin konularda UYAP sisteminin yetersiz olduğu belirtilmektedir. - Takip açılışlarında gerçek kişiler için Kimlik numarası, tüzel kişiler için Vergi, Mersis gibi numaraların girilmesi zorunlu tutulduğu için vekaleten borçlu belirtilen takiplerde, takiplerin yalnızca fiziki olarak açılabildiği belirtilmiştir. Örnek olarak apartman yönetimine yönetici adına başlatılan takipler verilmiştir. Ayrıca bu zorunluluğun, bilgilerine ulaşılamayan borçlulara karşı takibe girişilmesine de engel olduğu bildirilmiştir. - UYAP Sistemi üzerinden açılan ilamsız takiplerde borçlu vekili eklenemediği ifade edilmiştir. Özellikle Yargıtay kararları gereği tebligatların vekile de yapılması gerektiğinden bu durumun sorun yaşanmasına sebep olabildiği belirtilmiştir. - Fiziken teslim edilen dosyalar veya evraklarda, icra dairesi tarafından alındı belgesi niteliğinde bir belgenin verilmemesinin, bu durumun ispatı açısından problem teşkil ettiği bildirilmiştir. - UYAP Sistemi üzerinden takip başlatılırken eklenen kefiller ile vasilerin takip talebinde ve oluşturulan ödeme emrinde yer almadığı bildirilmiştir. - Takip talebinde alacaklı vekilinin iletişim bilgilerinin yer almadığı konusuna değinilmiştir. Ayrıca taleplerin tek bir sayfaya sığmamasının kâğıt israfına yol açtığı meslektaşlarca düşünülmektedir. - UYAP sistemi üzerinden takip başlatılırken herhangi bir hata yapılması durumunda bir önceki aşamaya geri dönülemediği bildirilmiştir. - Adli yardım talebi kabul edilen kişiler lehine yapılacak takipleri UYAP sistemi desteklemediği için bu takiplerin fiziken açılmak zorunda olduğu bildirilmiştir. - Yerel mahkemece vekalet ücretine hükmedilmesine rağmen dosyanın kanun yolu aşamasında olması nedeniyle UYAP üzerinden takip başlatılamadığı belirtilmektedir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Yukarıda belirtilen sorunlar dışında icra iş ve işlemlerinde kanuni sürelere pek çok durumda uyulmadığı, şikâyet mekanizmasının etkin çalışmadığı bildirilmiştir. Bu kısımda çözüm önerisi olarak; -İcra dairesi personellerinin ihtisaslaşması ve etkili görev ayrımı yapması gerektiği, -Dosya ekleri icra personeli tarafından dosyaya sisteme taratılmadığı için UYAP üzerinden kontrolünün mümkün olmadığı, bu durumun teknik malzeme ile çözülebileceği de belirtilmektedir. Ayrıca; -Hukuk bürolarının takip elemanlarının bir kısmının, icra dairesi çalışanlarıyla resmi boyutu zorlar bir üslupla iletişim kurduğu hallerde iltimas görüntüsü veren uygulamaların ortaya çıkabildiği meslektaşlarımızca ifade edilmiştir. -Terekeye karşı açılacak takiplerde borçlunun nüfus kaydının görüntülenmesinin sağlanmasının önemli bir ihtiyaç olduğu belirtilmiştir. Vefat eden borçlularla ilgili UYAP sistemine “müteveffa borçlu” düzenlemesi getirilmesi ve buna istinaden dosyadan yetki alınarak veraset ilamına erişim kolaylığı konusunda düzenleme yapılması da tavsiye edilmiştir. -Özellikle faiz hesaplamalarına ilişkin sorunlara yönelik; TBB İcraTek programı ile UYAP sisteminin entegre edilmesi ve bütün hesaplama işlemlerinin sistem tarafından otomatik olarak yapılması önerilmektedir. Bilişim sistemlerini kullanmakta güçlük çeken ve ileri yaş grubundaki meslektaşlarımızın sorunları için Türkiye Barolar Birliği tarafından UYAP üzerinden icra takip açılış süreçlerine ilişkin uygulamalı eğitim videoları hazırlanmış ve yayımlanmıştır. Meslektaşlarımız, beyanlarını ekleyebilmek için sistem tarafından otomatik oluşturulan takip talebi üzerinde müdahale yapılabilmesi konusunda güncelleme talep etmektedir. İcra iş ve işlemlerinde kanuni süreleri aşacak şekilde işlem tesis edilmesinin önüne geçilebilmesi adına meslektaşlarımız tarafından, görevli memurların bilgisayarındaki iş listesinde gönderilen taleplerin sırayla yapılmasına ilişkin yazılım geliştirilmesi, sıra sistemi ile bir görev bitmeden diğerine geçilmemesi, icra dairelerinde personel sayısının arttırılması ve Cumhuriyet Savcılığı tarafından sıkı denetim yapılması tavsiye edilmektedir. Yeknesak olmayan uygulamalara ilişkin olarak; fiziki dosya uygulamasına son verilmesi veya takip açılışlarında boş dosya masrafının yatırılıp, UYAP sistemine kaydedilen evrakların takiple ilgilenen icra personeli tarafından fiziki hale getirilmesi tavsiye edilmektedir. Son olarak harçtan muaf kamu kurum ve kuruluşları açısından icra iş ve işlemlerinin yapılabilmesi adına da, harçtan muaf olan tüm kamu kurum ve kuruluşlarının sisteme entegre edilmesi talep edilmektedir. III. BAŞLATILACAK TAKİPLERLE İLGİLİ HARÇ VS. ÖDEMELERİ AŞAMASINDA YAŞANAN SORUNLAR - Saat 1600 – 1645 arasında ödeme yapılamamasının vakit anlamında sorun teşkil ettiği bildirilmiştir. - Sadece tek banka ile ödeme yapılabilmesi durumunun özellikle icra dairelerinde fiziki yapılan ödemelerde sorun yarattığı ifade edilmiştir. - Yabancı para alacaklarında, günlük kur üzerinden harç hesaplamasının otomatik olarak yapılmadığı bildirilmiştir. - İcra taahhüt/icra kefalet işlemlerinde ödenen vergi ve harçların icra dairesinde ödenememesinin zaman bakımından sorun teşkil ettiği belirtilmektedir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Belirtilen sorunlar dışında bu başlık altında toplanan sorunlarının odak noktasının harç miktarı ve nevileriyle ilgili sorunlar olduğu gözlemlenmiştir. Bu sorunların çözümü için kanuni düzenlemeler gerekmektedir. Özellikle cezaevi ve başvuru harcının hak arama hürriyetine aykırı olduğu görüşü mevcuttur. IV. İCRA MÜDÜRLÜKLERİNCE ÖDEME/İCRA EMRİ DÜZENLENMESİ VE TEBLİĞE ÇIKARILMASI AŞAMALARINDA YAŞANAN SORUNLAR - Ödeme/icra emri tebliğ edilen dosyaların kesinleşmesi için ek olarak talep gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir. - Tebligat gönderme işlemlerine ve diğer işlemlere ilişkin taleplerin bir ayı bulacak şekilde sürüncemede bırakıldığı, bazı durumlarda daireye fiziken gidilip belirtilmediği takdirde yerine getirilmediği belirtilmektedir. - İtirazın iptali davasından sonra bazı icra dairelerinin, karar verilen dosyanın daireye fiziken gelmediği durumlarda icra emri düzenlemediği bildirilmiştir. Kararı veren mahkemenin de dosya kesinleşmeden fiziken dosya göndermemesinin hak kaybına sebebiyet verebileceği belirtilmiştir. - Dosya ilgililerinin KEP ve E-tebligat adresleri olmasına ve tebligat gönderilmesine ilişkin taleplerde bu durumun belirtilmesine rağmen, fiziken tebligat çıkartan daireler olduğu belirtilmiştir. - Özellikle bazı büyükşehirlerde, UYAP sistemi üzerinden takip başlatılıp, borçlunun belirtilen adresine tebligat gönderilmesine ilişkin talep gönderilmesine rağmen kanuni süreleri aşacak şekilde ödeme emrinin tebliğe çıkartılmadığı ifade edilmektedir. Diğer talep gönderme işlemlerinin UYAP üzerinden yapılmasına ve icra memurunun sistemine düşmesine rağmen, avukat tarafından icra dairesine gidilip talep konusu görevli memura belirtilmedikçe söz konusu talebin yerine getirilmediği belirtilmektedir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Bu bölümde 795 adet yorum bulunmaktadır ve bunların tamamına yakını yukarıda belirtilen başlıklarda yoğunlaşmıştır. Ek olarak bölgesel bazda bazı icra dairelerinde tebligat parçalarının kaybedildiği, hatalı gönderilen tebligatlarda alacaklı taraftan yeniden masraf istendiği ifade edilmiştir. Meslektaşlarımızın dosyaya ilişkin taleplerinin görevli memurlar tarafından eksik veya hatalı olarak tesis edildiği de gözlemlenmiştir. Örneğin; TK 21/2 şerh talepli tebligatın, normal tebligat şeklinde çıkarılması gibi sorunlar sıklıkla belirtilmiştir. Tahsilde ve takipte mükerrerlik gibi takip talebinde yer alan kayıtların ve tebligat zarfında belirtilen dayanak belge vardır/ yoktur gibi kayıtların dairelerce gözden kaçırılabildiği, ayrıca dayanak belgelerin ödeme emrinin ekinde borçluya gönderilmediği ifade edilmiştir. Dosyaların ödeme/icra emri tebliğ edildikten sonra kanuni süresi geçtikten sonra talebe istinaden kesinleşmesine ilişkin, PTT ile yapılacak entegrasyon çalışması ile birlikte, tebliğ edilen ödeme/icra emrinin kanuni süresi dolduktan sonra otomatik olarak kesinleştirme işleminin yapılması önerisi dile getirilmiştir. Ayrıca Tebligatlar açısından büyük sorunlar yaşandığı için her adliyeye Adli Posta Teşkilatı kurulması da meslektaşlarımız tarafından tavsiye edilmiştir. V. TAKİBİN KESİNLEŞTİRİLMESİ AŞAMASINDA YAŞANAN SORUNLAR - Kesinleştirme işleminin yapılabilmesi için; tebligat mazbatasının daireye geri dönmesi, mazbatanın icra dairesi personelleri tarafından sisteme taranması ve bunun üzerine alacaklı vekilinin kesinleştirme talebi yapması gerektiği belirtilmiştir. Mazbataların geç dönmesi, icra dairelerinin dönen mazbataları ve talepleri süresi içerisinde sisteme işlememesinden dolayı takip kesinleştirme sürecinde hak kaybı yaşandığı bildirilmiştir. - Kesinleştirme için icra daireleri tarafından, alacaklı vekilinden talep gönderilme şartı aranmasının hak kaybına sebep olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca gönderilen taleplerin uzun bir süre dikkate alınmadığı, daireye bizzat giderek hatırlatma yapılması gerektiği belirtilmektedir. - İcra daireleri arasında kesinleştirme süreleri konusunda kanuni süreleri yorumlamada yanılgıya düşenler olduğu kaydedilmektedir. Örneğin; Bir kambiyo takibinde kesinleşme süresinin 5 gün, ödeme süresinin 10 gün olmasına rağmen, icra dairelerince ödeme süresi olan 10 gün geçmedikçe kesinleştirme yapılmadığı ifade edilmiştir. Yine aynı şekilde tahliye talepli başlatılan icra takiplerinde kesinleşme süresinin 7 gün olmasına rağmen, bazı icra dairelerince 30 gün beklendiği belirtilmektedir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Meslektaşlarımız tarafından tebligat yapıldıktan sonra takibin kesinleştirilmesi için tebligat mazbatasının daireye dönmesinin beklendiği, ayrıca bu mazbata döndükten sonra da talep gönderilerek takibin kesinleştirilebildiği belirtilmiştir. Yine aynı şekilde bu bölümde de söz konusu taleplerin, icra dairesi personelleri tarafından kanuni süreler içerisinde icra müdür veya müdür yardımcısı tarafından kabule ilişkin tensip zaptı oluşturulmasına rağmen yerine getirilmediği bildirilmiştir. Dosyanın kesinleştirilmesi aşamasında, ödeme emrini tebliğ alan borçlunun, dosyanın geç kesinleştirilmesi nedeniyle hukuka aykırı işlemler yaptığı mal kaçırma, muvazaalı iş yeri çıkışı, banka hesaplarını boşaltma ve bundan dolayı alacaklıların hak kaybı yaşadığı da belirtilmektedir. PTT Barkod sisteminde, tebligatlara ait bütün süreçlerin çevrimiçi olarak görüntülenebildiği ifade edilmiştir. Bu sistem ile UYAP arasında entegrasyon yapılarak, tebligatın sonucunun görülebilmesinin mümkün olduğu ve böyle bir durumda, tebligat mazbatasının daireye dönmesine gerek kalmayacağı belirtilmiştir. Ayrıca kesinleştirme işlemlerinin tıpkı MTS takiplerde olduğu gibi otomatik olarak sistem tarafından, bu entegrasyon sonucu yapılabilmesi eğer bu mümkün değilse bile müdür veya müdür yardımcısı tarafından kabule dair tensip zaptı oluşturulduğunda otomatik olarak dosyanın kesinleştirilmesi önerilmektedir. VI. TARAF VEKİLLERİNİN UYAP SİSTEMİ ÜZERİNDEN VEYA FİZİKİ OLARAK GÖNDERDİKLERİ TALEPLERİN İCRA MÜDÜRLÜKLERİNCE KARŞILANMASI, KARAR VERİLMESİ, KARARLA İLGİLİ GÖREVLENDİRİLECEK MEMURUN BELİRLENMESİ VE KARAR GEREĞİNİN YERİNE GETİRİLMESİ AŞAMALARINDA YAŞANAN SORUNLAR - Taleplere ilişkin ret kararlarının çoğu kez gerekçesiz olarak verildiği belirtilmektedir. - Taleplerin kanuni süreler içerisinde karşılanmadığı, aynı içeriğe haiz taleplerin, farklı daireler ve farklı memurlar tarafından farklı kararlara bağlandığı, hukuk kurallarının gereği gibi uygulanmadığı belirtilmektedir. - Aynı dairede yer alan dosyalara ilişkin taleplerin 5 dakikada bir gönderilebilmesi sınırlamasının meslektaşlarımızın işlemlerini zamanında yerine getirememesine neden olduğu bildirilmiştir. - Meslektaşlarımız tarafından gönderilen taleplerin, talep içeriğinden farklı şekilde tesis edildiği belirtilmektedir. - Meslektaşlarımızın icra dairelerinde dosya inceleme konusunda sorunlar yaşadığı belirtilmiştir. - İcra dairelerinde sayı esasına göre görevlendirme yapılmasından kaynaklı, o sayıya bakan personelin izinli olması, hacizde bulunması gibi durumlarda, meslektaşlarımız tarafından gönderilen taleplerin, o sayıya bakan personelin yerinde olmamasından dolayı yerine getirilemediği bildirilmiştir. - Özellikle büyükşehirlerde bulunan icra dairelerinde, gönderilen taleplerin değerlendirilebilmesi için icra dairesi tarafından dosyanın fiziken çıkarılması ve talebin sunulmasına müteakip dosyaya takılmasının zorunlu tutulduğu ifade edilmiştir. Bazı dairelerin ise bu işlemleri avukatlara yaptırdıkları belirtilmiştir. - UYAP sisteminde, talep gönder’ ekranında yer alan seçeneklerin kısıtlı olduğu ve yeterli olmadığı belirtilmiştir. Örneğin; birinci haciz ihbarnamesi seçeneği mevcut iken, ikinci ve üçüncü haciz ihbarnamesi seçenekleri yer almamaktadır. Bu durumda, genel evrak gönderme ekranından talep gönderilmesi halinde bazı icra dairelerinin talepler, talep gönderme ekranından iletilmeli’ gerekçesiyle ret kararı verdiği ifade edilmiştir. - Fiziki dosya tutulmayan bu dönemde, ilgili evrakların tamamının UYAP sistemine taranmamasının, dosya üzerinde inceleme ve işlem yaparken hak kaybına sebep olduğu bildirilmiştir. - Talep gönder’ sekmesinde borçlu vekillerinin işlem yapamadığı belirtilmiştir. - Pilot icra dairelerinin gerekçesiz kararlar verdiği veya gereken talepler hakkında herhangi bir işlem tesis etmediği sık sık dile getirilmiştir. - Takipten sonra dosyaya vekalet sunmak kaydıyla UYAP sistemine vekil olarak kaydedilme işlemlerinin, vekalet pulu ve vekalet harcının yatırılmasına rağmen otomatik olarak gerçekleşmediği, icra dairelerinin bu kaydı çok uzun süre girmediği belirtilmiştir. - Taleplere ilişkin masrafların, talep gönderilmeden önce alınmasının, talebin reddedilme ihtimalinin de bulunduğundan dolayı sorun teşkil ettiği bildirilmiştir. - Birden fazla borçlunun olduğu dosyalarda bir borçlu için takibin kesinleştirilmesi, maaş haczi uygulanması ve kaydi haciz uygulanması talep edildiğinde her bir borçlu için tek tek ve ayrı ayrı işlem yapmak durumunda kalındığı ifade edilmektedir. Örneğin sayılan bu taleplerin 3 borçlunun bulunduğu dosyada, işlem sayısı 9’dur. Ayrıca günlük sorgu sayısı kısıtlamasının 5 sorun teşkil ettiği bildirilmiştir. - Bazı icra dairesi personellerinin meslektaşlarımıza karşı nezaket kurallarından uzak, kaba tutum ve davranış içerisinde olduğu belirtilmiştir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Meslektaşlarımız tarafından bu başlık altında önemli eleştiriler yapılmıştır. Bu başlık altında da, meslektaşlarımızın icra iş ve işlemlerine ilişkin taleplerinin kanuni süreler içerisinde karşılanmadığı ve mutlaka icra dairesine fiziken gidilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu duruma kısa vadeli çözüm olarak, gönderilen taleplerin sistemsel olarak zorunlu sırayla karşılanması önerilmektedir. Şehir dışından takip başlatıp, UYAP sistemi üzerinden dosyaya talep gönderen meslektaşlarımızın taleplerinin, icra dairesine telefonla da ulaşılamadığı için aylarca yerine getirilmediği, muhakkak daireye gidilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu bakımdan telefonla iletişim kurulacak sistemin ve personelin sağlanması durumunun icra iş ve işlemlerinde yaşanan sorunları kısmen rahatlatacağı meslektaşlarımızca düşünülmektedir. Gönderilen taleplere ilişkin tensip zaptlarının, müdürler tarafından hızlı bir şekilde yerine getirildiği, fakat dairelerde sayı esasıyla görevlendirme yapıldığı, tensip edilen kararların uygulanması açısından gecikme sorunları yaşandığı ifade edilmiştir. Özellikle büyükşehirlerde icra memurlarının sayısının yetersiz olduğu da belirtilmektedir. Ayrıca özellikle stajyer avukat meslektaşlarımız, icra dairesi personelleriyle iletişim kurma konusunda güçlük yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Bu sorunlara çözüm olarak İcra ve İflas Kanunu’nun 13. maddesinin ilk fıkrasının son cümlesinde yer alan “Cumhuriyet Savcıları bu daireleri yılda en az bir defa denetler” ifadesinin “iki ayda en az bir” olarak düzenlenmesi önerilmiştir. Ayrıca memur muamelesinin şikâyet yolunda, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin, ilgili memura rücu etmek kaydıyla Adalet Bakanlığına yöneltilmesi de sık sık tavsiye edilmiştir. Bu bölümde icra dairesi personellerine hukuk eğitimleri verilmesi tavsiye edilmiştir. İcra dairelerinde en az bir kadronun Hukuk Fakültesi veya Adalet Yüksekokulu mezunu kişilere açılması da önerilmektedir. Çözüm önerileri olarak; yazılan müzekkerelerin, kaydi hacizlerin, aktif-pasif bütün sorguların veya alacak ihbarnamelerinin 89/1 avukatlar tarafından hazırlanıp, icra müdürü tarafından onaylanması halinde yoğunluğun azalacağı, avukatların sorumluluğunun arttırılarak kaydi haciz gibi işlemleri sadece onaya bağlı olarak yapabilmesi talep edilmektedir. Son olarak, yeni UYAP sistemiyle birlikte gelen talep karşılama ekranındaki masraf bedellerinin hatalı olduğu belirtilmiştir. Örneğin maaş haczi için sistemin olağan fiyattan daha yüksek miktar talep ettiği ve meslektaşlarımızın bu ücretin iadesi işlemlerinden dolayı vakit kaybı yaşadıkları görülmüştür. Ayrıca dosyanın içinde masraf olmasına rağmen, bu masraftan mahsup edilmediği, yeni bir ödeme gerektiği belirtilmiştir. VII. ACİL NİTELİKTEKİ TALEPLERİN HACİZ FEKKİ VS. KARŞILANMASINDA YAŞANAN SORUNLAR - Haciz koyma, yakalama, fekler gibi işlemlerin bazı daireler tarafından çok uzun süre yerine getirilmediği bildirilmiştir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Hacizlerin dosyaların ödenmesine rağmen kaldırılması sırasında süre bakımından geç işlemler tesis edilmesinin borçluların mağduriyetine yol açtığı da ifade edilmiştir. Örneğin; dosyası kapanan borçluların, dosyadaki kaldırılmayan hacizler dolayısıyla yapılmayan fekler taşınır ve taşınmaz mallarını satamadıkları, banka fekleri talep edilmesine rağmen daire tarafından yerine getirilmediği için bankadaki paralarını kullanamadıkları belirtilmektedir. Bu bölümde sık sık avukatlara alacaklı ve borçlu vekiline, UYAP sistemi üzerinden kapanan dosyalara ilişkin hacizleri kaldırma yetkisinin verilmesi ve/veya söz konusu dosyaların kapanmasından itibaren haciz feklerinin otomatik olarak gerçekleşmesi talep edilmiştir. VIII. DOSYA KAPANMASI, TAHSİL VE VAZGEÇME AŞAMALARINDA YAŞANAN SORUNLAR - Dosyaların kapanmasına rağmen hacizlerin sistem tarafından otomatik olarak kaldırılmaması ve talebe gerek olmasının hak kaybına sebep olabileceği bildirilmiştir. - Bazı icra dairelerinin dosya hesabı taleplerini reddettiği bildirilmiştir. UYAP sistemi üzerinde gözüken dosya hesaplarının güncel olmadığı, ayrıca dosyaya herhangi bir ödeme yapıldıktan sonra UYAP üzerinde bulunan dosya hesabı sekmesinin kullanılamadığı belirtilmektedir. - Dosya borçlularının, dosyaya doğrudan ödeme yapmasından itibaren bakiye borç kalmasına rağmen dosyaların icra dairesi tarafından kapatıldığı ifade edilmiştir. Buna istinaden UYAP sistemi üzerinde yer alan “Bakiye Borç Muhtırası” gönderme talebini daireye ileten meslektaşlarımızın taleplerinin, bazı icra daireleri tarafından bu uygulamanın yasal dayanağı olmadığı gerekçesiyle reddedildiği belirtilmektedir. - Arşivde olan dosyalara ilişkin taleplerin, meslektaşlarımızca dosya fiziken çıkarılmadıkça karşılanmadığı belirtilmiştir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Raporun bu bölümünde de icra memurlarınca işlemlerin geciktirildiği ve personel sayısının yetersizliğinin süre bakımından sorun teşkil ettiği belirtilmiştir. Bu başlık altında da ödemelerin geciktirildiği, taleplere ilişkin incelemelerin eksik yapıldığı ifade edilmiştir. Bir önceki başlıkta da yer verildiği üzere bu hususta çözüm olarak avukatlara dosya kapama ve haciz kaldırma yetkisi tanınması önerilmiştir. Böylece gerekli harçlar ödendikten sonra alacaklı vekilinin ilgili hacizleri kaldırarak dosya kaydını kapatılabileceği belirtilmiştir. Yine Yargıtay uygulamasına paralel olarak bir kez haciz talep edilmiş dosyalara işlemsizlik nedeni ile düşme işlemi yapılmasının önlenmesiyle uygulamada birçok meslektaşımızın karşılaştığı önemli bir sorunun çözüleceği görüşü hakimdir. IX. DOSYA KAPANMASI, TAHSİL VE VAZGEÇME AŞAMALARINDA HARÇLARA İLİŞKİN SORUNLAR - Yapılan kısmı ödemelerin dosyaya harcı ödenmek suretiyle bildirilmesine rağmen dosya tamamen kapatılırken hesaplanan harç miktarlarının icra daireleri tarafından yeniden tam olarak hesaplanmak suretiyle talep edildiği, ayrıca kısmi vazgeçmelerde de hesaplamanın tam vazgeçme olarak yapıldığı belirtilmiştir. - Ödeme emri tebliğ edilmeden önce vazgeçme veya ödeme yapılması durumunda harç ödenmemesi gerektiği halde 492 Sayılı Harçlar Kanunu ek 1 bazı dairelerin bu hallerde de harç talep ettiği ifade edilmiştir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Bazı icra dairesi personellerinin harç hesaplamaları konusunda hata yaptığı, mükerrer harç ödemesi talep ettikleri meslektaşlarımız tarafından sık sık belirtilmiştir. Örneğin; bazı icra dairelerinin, dosyadaki hacizlerin kaldırılması talep edildiğinde tahsil harcının tamamen ödenmesini istediği ve bu ödemeden sonra dosyaya yapılan ödemelerden yeniden tahsil harcı kestiği belirtilmektedir. Sistem kaynaklı olarak özellikle işçi alacaklarında faiz kaleminin hatalı olarak hesaplandığı, en yüksek banka mevduat faizi işletilen alacak kaleminde faiz oranlarının çok düşük ve/veya hatalı hesaplandığı, sistemin belki de sadece kamu bankalarını dikkate alıyor olabileceği belirtilmektedir. Bazı icra dairelerinde de harç miktarlarının farklı alındığı belirtilmiştir. Örneğin haricen ödemelerde %2,27 olarak alınması gereken tahsil harcının, ödemenin dosyaya yapılmışçasına %4,55 üzerinden hesaplandığı belirtilmektedir. Ayrıca feragat ile dosya kapatma işlemlerinde feragat harcı değil tahsil harcı talep edildiği de bildirilmiştir. Öte yandan Harçlar Kanununa göre satıştan gelen ödemenin harç miktarının %11,38 olarak belirtilmesine rağmen yanlış yorumlama sebebiyle satıştan sonra dosyaya yapılan bütün ödemelerden bu miktarda harç kesen daireler olduğu belirtilmiştir. Hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması hususunda eksiklik olduğu ifade edilmektedir. Harç hesaplamalarının sistem tarafından otomatik yapılması gerektiği belirtilmektedir. Dosyanın bulunduğu aşamaya göre sistemin yapacağı otomatik hesaplama ile harç yatırılması gerektiği, bu hesaplamaların icra memurlarının yetkisinde olmaması hususu ifade edilmiştir. X. KAYDEN HACİZ İŞLEMLERİNDE VE 3. ŞAHISLARA / BANKALARA GÖNDERİLEN HACİZ İHBARNAMELERİ VE HACİZ MÜZEKKERELERİ KONULARINDA YAŞANAN SORUNLAR - Bankaların, müşteri bilgilerini KVKK gerekçesiyle paylaşmadığı ve haciz ihbarnamelerine kayıtsız kaldığı belirtilmektedir. Ayrıca bankalardan gelen cevapların gerekçesiz ve yetersiz olduğu dile getirilmiştir. - Birden fazla borçlu bulunan dosyalarda, her bir borçlu için ayrı ayrı haciz talebi gönderilmesi gerektiği, güncellemeden önce tek bir masrafla bütün borçlular için tek talep ve tek masraf ile bu işlemin yapılabildiği, şu an ise her bir borçlu için ayrı ayrı talep gönderilmesi gerektiği ve bu durumun da masrafa ve zaman kaybına neden olduğu belirtilmektedir. - Maaş haczi müzekkerelerine kanuni süresi içerisinde cevap vermeyen üçüncü kişiler hakkında İcra ve İflas Kanununun 356. maddesinin uygulanmadığı yani bu kişilerin dosya borçlusu olarak kaydedilmedikleri bildirilmiştir. - İcra dairelerinin ve özellikle bankaların, haciz müzekkerelerini haciz ihbarnamesi gibi değerlendirip buna göre hareket ettikleri ifade edilmiştir. - UYAP sistemi üzerinden gönderilen maaş haciz müzekkerelerinde tekiden gönderme’ seçeneği veya tebliğ olmadan dönmüş ise başka adrese gönderme seçeneği bulunmadığı belirtilmektedir. - UYAP sistemi üzerinden yapılan banka sorgusuna istinaden sistemin gösterdiği bankalara müzekkere yazıldığı fakat bankaların, “borçluya ait bankamızda hesap bulunmamaktadır” şeklinde cevap verdikleri belirtilmiştir. Ayrıca şirketlere ilişkin banka sorgusu yapılamadığı ifade edilmiştir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Haciz ihbarnamelerine istinaden gelen cevapların sisteme yüklenmediği, yüklense dahi cevaplar UDF formatını desteklemediği için, meslektaşlarımızın gelen cevapları okuyamadıkları İİK 89. madde uyarınca gönderilen haciz ihbarnamelerinde, tebellüğ eden muhatabın, uhdesinde aleyhine haciz istenilen borçlunun hak ve alacağı varsa, ek bir yazıya gerek kalmaksızın, 89/1 haciz ihbarnamesi tebellüğ ettikten belli bir süre sonra, ilgili yazıda yer alan borca yeter miktarı, doğrudan icra dairesine ödemesi ve tutar üzerindeki takyidat bilgisini de bildirmesi hususuna önemle değinilmiştir. Ayrıca 3. şahıslara ve bankalara gönderilen haciz ihbarnamelerinde, icra dairesinin sadece evrakı hazırladığı ve postaladığı müzekkerelerin, avukatlar tarafından UYAP üzerinden hazırlanılması veya elektronik haciz işlemlerinin avukatlar tarafından UYAP sistemi üzerinden yapılabilmesi halinde yoğunluğun ve hak kayıplarının azalacağı belirtilmektedir. Bankalara gönderilen haciz taleplerinde borç miktarının belli olmasına rağmen, bazı bankalarca borçlunun bütün mal varlığına el koyulduğu, hatta bazı durumlarda gerçeğe aykırı beyanda bulundukları, kendi hakları olduğu gerekçesiyle ödeme yapmadıkları, bazı durumlarda da icra daireleri tarafından yapılan hacizlerin ise aşkın hacizler olduğu belirtilmiştir. XI. ALACAKLI VEKİLLERİNİN UYAP AVUKAT PORTAL ÜZERİNDEN İCRA TAKİP İŞLEMLERİNE İLİŞKİN BORÇLU BİLGİLERİNE ERİŞİMİ AÇISINDAN YAŞANAN SORUNLAR/EKSİKLİKLER - Dosya borçlularının üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının sorgulanmasına ilişkin taleplerin bazı icra daireleri tarafından KVKK ve Anayasa’nın 20. maddesi gerekçe gösterilerek reddedildiği belirtilmektedir. Örneğin, miras hukuku kapsamında borçlunun hak ve alacaklarının araştırılması için nüfus kayıt örneği talebi, intikal etmiş veya edecek miras payı sorgusu. - Borçluların adres kayıt sisteminde bulunan bir adresi olmadığı durumlarda, alacaklı vekillerinin adres araştırma taleplerinin, icra daireleri tarafından reddedildiği belirtilmektedir. - Türk vatandaşı olmayan borçlular hakkında yabancı kimlik numaraları bilinmeden takip başlatılamadığı belirtilmektedir. - Borçluların kimlik numaraları veya vergi numaraları bilinmediği durumlarda araştırma taleplerinin bazı icra daireleri tarafından karşılanmadığı hususlarına değinilmiştir. - UYAP üzerinden yapılan dosya evrakları kayıt işlemlerinin, tek tek yapılmasının güç olduğu ve tüm dosyanın tek bir tuşla da indirilebilmesin gerekliliği vurgulanmıştır. - Borçlunun vasisinin bulunup bulunmadığının UYAP sistemi üzerinden gözükmemesinin sorun teşkil ettiği bildirilmiştir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ UYAP sisteminden pasif taşınmaz ve pasif araç sorgulaması yapılamadığı, SGK sorgularında ise kamu görevlilerine ilişkin sorguların uzun zamandır hatalı gözüktüğü belirtilmiştir. Borçlu sorgulamalarının beş adetten sonra ücretli olması durumunun maddi olarak sorun yarattığı ifade edilmiştir. Son olarak, UYAP sistemi güncellemesinden önce mevcut olan düzenlemede, takip kesinleşmeden önce borçluya ait araç, taşınmaz, SGK kaydı ve alacaklı olduğu dosyalar gibi bilgilerin görülebildiği, yeni güncellemeden itibaren bu durumun kaldırıldığı ve bundan dolayı hak kaybı yaşanabildiği belirtilmiştir. XII. İHTİYATİ HACİZ KARARLARININ İNFAZI AŞAMASINDA VE TEMİNATLARIN İADESİ AŞAMALARINDA YAŞANAN SORUNLAR - İhtiyati haciz kararı alınan takiplerde, takip kesinleştirilemediği için borçlu hakkında sorgulama yapılamadığı belirtilmiştir. İhtiyati hacizlere özgü bir düzenleme yapılması tavsiye edilmiştir. - Teminat iadelerinin çok geç yapıldığı belirtilmektedir. - Takibe dayanak ilamın ortadan kaldırılmasına rağmen, teminatın iadesi için ek mahkeme kararı talep edildiği ifade edilmiştir. XIII. TEHİRİ İCRA VE TEMİNAT MEKTUBUNA İLİŞKİN SORUNLAR - Teminat mektuplarına ilişkin dosyaların hakime sunulmak üzere mahkemeye fiziken götürülüp, inceleme işlemlerinden sonra tekrar geri getirilmesi zorunluluğunun zaman kaybına yol açtığı belirtilmektedir. - Bazı icra dairelerinin teminat mektuplarına alındı belgesi düzenlemediği, bu durumun meslektaşlarımız adına sorun teşkil ettiği belirtilmektedir. - Teminat mektuplarını tek tip olmaması karşısında bazı mahkemelerin bu mektupları kabul ettiği, bazılarının ise kabul etmediği ifade edilmiştir. - Mahkemelerin verdiği kararların avukatlar aracılığıyla dosyaya sunulduğu ifade edilmiştir. Örneğin; dosyanın istinaf edildiğine dair yazıyı mahkemenin, doğrudan UYAP sistemi üzerinden icra dosyasına göndermediği hususları belirtilmektedir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Bu bölümde çözüm önerisi olarak teminat mektubu süreçlerinin tamamen elektronik ortamdan yapılması ve teminat mektuplarının tek tip olması meslektaşlarımızca tavsiye edilmektedir. XIV. REDDİYAT AŞAMASINDA YAŞANAN SORUNLAR - Bazı icra dairelerinin kapak hesabı yapmadan reddiyat yaptıkları ve dosyayı infaz durumuna getirdikleri belirtilmektedir. - Reddiyat işlemlerinin kanuni süre içerisinde yapılmadığı belirtilmektedir. Bazı icra dairelerinin, reddiyat işlemleri için kendilerine uygun bir gün belirledikleri ve sadece bu günlerde reddiyat yaptıkları belirtilmiştir. - Fiziki dosya tutulmaması ve pandemi sürecinin etkilerinin azaltılmasına yönelik İdarenin aldığı önlemlere rağmen özellikle büyükşehirlerde bulunan icra dairelerinin reddiyat işleminden önce dosyayı fiziken istedikleri belirtilmiştir. - Dosyaya yatan paraların bazı icra daireleri tarafından takip kesinleşmeden reddiyat yapmadığı belirtilmektedir. - Ahzu kabz yetkisi olmamasına rağmen bazı daireler tarafından ödemelerin alacaklı vekillerinin banka hesap numaralarına yapıldığı belirtilmektedir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Bu bölümde reddiyatların yapılmasının uzun sürmesi temel eleştiri olarak yer almaktadır. Dosyada bir engel yoksa reddiyat işlemlerinin re’sen yapılması önerilmektedir. Uygulamada bazı dairelerin reddiyat işlemlerini re’sen yaptığı da ifade edilmiştir. XV. ARŞİV/MAHZEN DOSYALARI AÇISINDAN YAŞANAN SORUNLAR - Arşivdeki dosyaların çok uzun sürede çıkarıldığı, bu durumun özellikle şehir dışından gelen meslektaşlarımız adına sorun teşkil ettiği belirtilmektedir. - Borcu ödenerek kapatılan dosyalar üzerinde unutulan hacizler varsa, bu hacizlerin kaldırılması için bazı icra dairelerinin dosyanın mahzenden/arşivden çıkarılmasını istediği, dosyalar çıkarılmadan işlem yapmadıkları, dosyalarının çıkarılmasının bir aydan fazla sürdüğü bildirilmiştir. - Bazı derdest dosyaların, icra dairesi personelleri tarafından mahzene/arşive gönderildikleri görülmüştür. - Özellikle büyükşehirlerde bulunan icra dairelerinin mahzen/arşiv dosyalarının çıkarılmasında farklı uygulamalar benimsedikleri ifade edilmiştir. - Mahzen/arşiv dosyalarının sık sık kaybolduğu belirtilmektedir. - Mahzen/arşiv dosyalarının randevu verildiği gün çıkartılmadığı belirtilmektedir. - Mahzen/arşiv dosyalarının çıkartılması için dairelerin farklı zaman aralıkları benimsediği belirtilmektedir. - Mahzen/arşiv dosyalarının çıkarılmasında sorunlar yaşandığı ifade edilmiştir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Bu bölümde arşiv dosyalarının UYAP sistemine kaydedilmesi çözüm önerisi olarak öne çıkmaktadır. XVI. UYAP AVUKAT PORTALDA BORÇLUNUN AKTİF-PASİF ARAÇ VE TAŞINMAZ SORGULAMASI KONUSUNDAKİ SORUNLAR/ EKSİKLİKLER - UYAP sisteminde yaşanan teknik sorun nedeniyle, dosya borçlularına ait tapu, trafik, SGK gibi sorguların olumsuz sonuçlandığı belirtilmektedir. Özellikle SGK ve TAKBİS sorgu ekranında yer alan bilgilerin gerçeği yansıtmadığı veya güncel olmadığı ifade edilmiştir. - Sorgulamaların 120 dakikada bir yapılabilmesi hususunun vakit kaybına neden olduğu, dosya borçlusu bilgilerine erişim sağlanırken, UYAP sisteminin teknik hatası nedeniyle işlem yapılamazsa, tekrar sorgulanmasına 120 dakika boyunca izin verilmediği belirtilmektedir. - Tapu sorgulamalarında detaylı takyidat bilgisine ulaşılamadığı, yalnızca dosya borçlusu adına taşınmaz olup olmadığının görülebildiği hususları belirtilmiştir. - İcra dairelerinin pasif sorgulaması için avukatlarca gönderilen talepleri reddettikleri belirtilmiştir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SGK sorgusunda tüzelkişi işverenlerin MERSİS, şahıs firması işverenlerin kimlik numarasının ve malvarlıklarının görüntülenmesinin uygulamadaki birçok sorunun çözümü bakımından faydalı olacağı belirtilmektedir. Ayrıca pasif sorgulamaların da UYAP sistemi üzerinde yer alması konusu ifade edilmiştir. XVII. KIYMET TAKDİRİ VE SATIŞ AŞAMALARINA İLİŞKİN SORUNLAR - Satış işlem aşamalarının çok uzun sürdüğü ve alacaklının, alacağına kavuşmak konusunda zorluk yaşadığı belirtilmektedir. Satış aşamasına ilişkin olarak bu gecikmenin kaynağının kurumlar arası yapılan yazışmalar ve yazışmaların muhataplara ulaşması bakımından geçen süre olduğu meslektaşlarca düşünülmektedir. - Kıymet takdirinin geçerlilik süresinin 2 yıl olduğu, icra daireleri tarafından yürütülen işlemlerin 2 yıllık bu geçerlilik süresi içerisinde yapılmadığı, bu işlemler sonunda bazen kıymet takdirinin de geçerlilik süresinin dolduğu ve bundan dolayı ihalenin feshi sürecinin işletildiği belirtilmektedir. - Satışlara ilişkin gazete ilanlarının alacaklıya ek külfet yüklediği, 2021 yılı itibariyle gelişen teknolojinin de durumuyla birlikte, ilan zorunluluğunun elektronik ortama aktarılması gerektiği düşünülmektedir. - İcra dairelerine depo edilen taşınmaz satış bedellerinin, sıra cetveline itiraz edilmesi halinde uyuşmazlık çözümünün uzun sürmesi nedeniyle özellikle enflasyon ve döviz kurlarına karşı değer kaybettiği bildirilmiştir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Alacaklının alacağına kavuşması adına mahcuz mallarla ilgili satış işlemlerine ilişkin teşviklerin yapılması gerekliliği, icra ilan çevrimiçi platformunun geliştirilmesi zarureti ifade edilmiştir. XVIII. İCRA TEBLİGAT İŞLEMLERİ AÇISINDAN YAŞANAN SORUNLAR - Bazı dairelerin icra tebligatlarını talebe uygun hazırlamadıkları ifade edilmiştir. - Tebligatların çok geç tebliğe çıkarıldığı ve mazbataların sisteme çok geç işlendiği belirtilmektedir. - Tebligat mazbatalarının icra dairesinde kaybolduğu belirtilmektedir. - Tebligatların borçluya ulaşmadan önce, borçlunun Vatandaş Portal aracılığıyla dosyasını görebilmesinin, kötü niyetli borçlular tarafından suiistimal edildiği belirtilmiştir. - Tebligat görevlilerinin Tebligat Kanunu hükümlerini uygulamadığı belirtilmiştir. Ayrıca bu görevliler tarafından tebligat evrakına yazılan yazıların okunamadığı hususuna değinilmiştir. - Bazı icra dairelerinin tebligat gönderme işlemlerini avukatlara yaptırdıkları belirtilmektedir. - Tebligat Kanunu 21/2 veya Tebligat Kanunu 35’e göre tebligat yapılabilmesi için ilk gönderilen tebligat evraklarının dönmesinin beklendiği, internet üzerinden PTT aracılığıyla yapılan sorgunun da geçerli kabul edilmesi gerektiği meslektaşlarca ifade edilmiştir. - Şirketler için gönderilen taleplerde MERSİS ekranı olmasına rağmen, TK 35’e göre yapılacak tebligatlarda ticaret sicilinden gelecek yazının beklendiği kaydedilmektedir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Bu başlık altındaki paylaşımlarda, elektronik tebligat sisteminin yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar yapılması ve elektronik tebligatların bizzat vekil tarafından yapılabilmesinin sağlanmasının yararlı olacağı vurgulanmıştır. Tebligat Kanunumuz açısından ise tarih olarak çok eski olması sebebiyle günümüz şartlarında uygun olmadığı, elektronik ortama uyum için bir an önce gerekli değişikliklerin yapılması önerilmiştir. Tebligat görevlilerinin Tebligat Kanunu’nun uygulanmasında hata yaptıkları belirtilmektedir. Örneğin; not bırakılan komşunun adı ve soyadının yazılmamasının veya adını vermek istemeyen komşunun “ismini vermek istemedi” olarak belirtilmesinin, usulsüz tebligat yapılmasına sebebiyet verdiği, tebligatların açıklama kısımlarının da tebligatın içeriği hakkında doğru ve yeterli yazılmadığı ifade edilmiştir. İcra dairesi personellerinin de Tebligat Kanunu hükümlerini yorumlama konusunda sıkıntı yaşadıkları ve özellikle, Tebliğ İmkansızlığı’ ve Tebellüğden İmtina’ başlıklı 21. maddenin 2. fıkrasına aykırı davranıldığı ve yanlış uygulandığı sık sık belirtilmiştir. Örneğin TK 21/2 taleplerinin reddedildiği veya TK 21/2 şerhli talep edilmesine rağmen normal tebligat gönderildiği belirtilmektedir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu YİBGK tarihli kararında; muhatabın bilinen en son adresine çıkartılan tebligatın iade edilmesi ve adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresinin bu adresten farklı olması halinde adrese kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine “MERNİS Adresi” şerhi verilerek Tebligat Kanunun 21/2 madde uyarınca doğrudan tebligat çıkartılmasının yeterli olduğuna karar vererek farklı yöndeki içtihatları birleştirmiştir. Bu karar uyarınca, borçlunun bilinen son adresine çıkartılan tebliğin iade dönmesi üzerine, MERNİS adresine çıkarılacak tebligatın doğrudan 21/2 uyarınca şerhli olması gerekirken, farklı adres olması halinde MERNİS adresine normal tebligat çıkartılması uygulamasının devam ettiği kaydedilmiştir. Tebligatlar, Hızlı Tebligat ve Normal Tebligat olarak gönderilebilmekle birlikte hızlı tebligat seçeneğinin seçilmesine rağmen, tebligat işlemlerinin icra dairesi tarafından geç işleme alınmasının, Hızlı Tebligat ve Normal Tebligat ayrımını işlevsiz hale getirdiğine dikkat çekilmiştir. Birçok vatandaşın sisteme kayıtlı adresi olmaması sebebi ile MERNİS adresi olmayan vatandaşlar adına tahkikat yapılabilmesinin hukuki yolunun açılması gerekliliğine yer verilmektedir. Her ne kadar adres kayıt sistemine adres belirtmek kanunen zorunlu olsa da bu durumun icra ve iflas hukuku alanında da yaptırıma bağlanmasının gerekliliği kaydedilmiştir. PTT ve UYAP sistemi arasında yapılacak bir entegrasyon çalışmasıyla, mazbataların geri dönmesinin beklenmesine gerek kalınmayacağı, bu entregrasyonun tebligat ile ilgili birçok soruna da çözüm olacağı ve ayrıca MTS takiplerde olduğu gibi icra dairelerinin fiziki tebligat gönderimlerinin PTT tarafından yapılmasının sağlanmasının hem sorunların çözümüne katkı sağlayacağı hem de icra dairelerinin iş yükünü azaltacağı belirtilmektedir. Şirketler için gönderilen taleplerde ticaret sicilinden gelecek yazının beklenmesine ilişkin sorunun çözümü için UYAP sistemi ile Ticaret Sicili arasında entegrasyon sağlanmasının faydalı olacağı hususları belirtilmektedir. XIX. İCRA DAİRELERİNİN FİZİKİ KOŞULLARI AÇISINDAN YAŞANAN SORUNLAR - İcra dairelerinin yer aldığı binaların küçük olduğu ve sosyal mesafenin korunamadığı belirtilmektedir. - Dairelerin hijyen açısından yetersiz olduğu belirtilmektedir. - Özellikle Ankara İcra Müdürlüklerinin bulunduğu Ankara Adliyesi Söğütözü Ek Hizmet Binasının çok katlı ve dar yapıda olmasının sorun yarattığı belirtilmektedir. 2 Asansörle hizmet veren bu binada metrelerce kuyruk oluştuğu, mahkemelere ve dairelere ulaşmada sorun yaşandığı bildirilmiştir. - Bazı icra dairelerinin sıramatik uygulamasını kullanmadıkları bildirilmiştir. - İstanbul, Ankara, Bursa, Kayseri ve İzmir illerimiz başta olmak üzere, icra dairelerinde meslektaşlarımızın dosyaları inceleyebilecekleri fiziki alan bulunmadığı belirtilmiştir. - Arşiv mahzen dosyaların, ana binadan farklı yerde tutulmasının sorun teşkil ettiği bildirilmiştir. - İcra dosyalarının tutulmasında dairelerin fiziken yetersiz olduğu belirtilmektedir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Yukarıda belirtilen sorunların dışında özellikle Ankara ve Bursa Barolarına kayıtlı meslektaşlarımızın icra dairelerinin fiziki koşulları açısından sorun yaşadığı bildirilmiştir. Ankara Adliyesi Söğütözü Ek Hizmet Binasında yer alan İcra Daireleri ve İcra Mahkemelerinin bulunduğu binanın yapay mimaride ve dar şekilde olmasının hem sağlık hem de vakit anlamında problem yarattığı ifade edilmiştir. 2 adet ve az kapasite ile çalışan asansörler nedeniyle özellikle üst katlara çıkması gereken ve sağlık problemleri nedeniyle asansör kullanmak zorunda olan meslektaşlarımızın dakikalarca asansör sırasında beklediği belirtilmiştir. Ayrıca özellikle pandemi döneminde sosyal mesafenin korunmasının imkansız olduğu, binaya giriş için oluşan sıranın yoğun günlerde Adliye önündeki caddeye kadar uzadığı beyan edilmektedir. Bursa İcra Müdürlüklerinin ise Ana Adliye binasından ayrı bir yerde olduğu, bu yapının çok eski olduğu ve sosyal mesafenin korunamadığı bildirilmiştir. XX. MTS TAKİPLERE İLİŞKİN SORUNLAR - MTS takiplerinde itirazın iptali davası veya itirazın kaldırılması yolu sonucunda elde edilen ilamla takibe devam edilemediği bildirilmiştir. - Alacaklının MTS takiplerde yeni vekil atama veya mevcut vekilin dosyadan kaydını silme yetkisinin bulunması gerektiği meslektaşlarca ifade edilmiştir. - Borçlunun yalnızca yetkiye itiraz ettiği MTS dosyalarında, borçlunun bildirdiği yetkili icra dairesinin yetkisi kabul edilerek sorun çözüldüğü halde, borca ve yetkiye aynı anda itiraz edilmesi halinde sistemsel olarak MTS Portal’dan yetki itirazını kabul etme imkanı bulunmadığı belirtilmiştir. - MTS takiplere yapılan itirazlar neticesinde açılan itirazın iptali davası veya itirazın kaldırılması yolunda takibin devamına karar verilmesi halinde, söz konusu kararın MTS dosyasına sunularak takibe devam edilemediği bildirilmiştir. - PTT tarafından veri girişlerinde yapılan hatalardan dolayı MTS takibinin hatalı olarak kesinleştirilmesi ve dosyanın icra dairesine aktarılmasından sonra, icra müdürleri tarafından takibin kesinleşmediği gerekçesi ile haciz taleplerinin reddedildiği bildirilmektedir. Yeniden ödeme emri gönderilmesi taleplerinin de “icra dairesinden tebligatın yalnızca MTS’de tebliğ imkansızlığı halinde yapılabileceği” gerekçesiyle kabul edilmediği ve bu dosyalardan hiçbir işlem yapılamadığı bildirilmiştir. NOTLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Bu bölümde Merkezi Takip Sistemine ilişkin sorunlar ve çözüm önerilerine yer verilmiştir. İtirazın iptali davası veya itirazın kaldırılması yolu sonucunda elde edilen ilamla birlikte takibe devam edilmemesi sorununa ilişkin teknik bir güncelleme yapılması gerektiği meslektaşlarımızca ifade edilmiştir. Ayrıca borçlu tarafın yetki itirazına ilişkin olarak ise alacaklı vekilleri tarafından bu itirazın kabul edilmesi ve borçlunun belirttiği icra dairesinde takibin yapılmasına yönelik düzenleme gerektiği bildirilmiştir. Özet olarak Merkezi Takip Sisteminde yer alan icra takiplerine ilişkin sorunların temel bir yazılım güncellemesi ile çözülebileceği meslektaşlarımızca ifade edilmiştir.
04 Nisan 2018 1143 frcry Mahkeme kararının kesinleşmesi yaklaşık bir hafta önce duruşmam oldu, bu karar ne zaman kesinleşir, bana tebliğ gelmedi henüz sadece duruşmada yuzume okundu. 04 Nisan 2018 1152 adige6038 Aday Memur Konunuz neydi hakkinizda nasil bir karar verildi 04 Nisan 2018 1432 frcry Memur Konunuz neydi hakkinizda nasil bir karar verildi adige6038, 4 yıl önce - Alıntıya git konu malum konu, beraat ile sonuçlandı 04 Nisan 2018 1827 30 eylül Yasaklı konu malum konu, beraat ile sonuçlandı frcry, 4 yıl önce - Alıntıya git Savcı itiraz ettimi karara. Etmediyse bir haftada kesinleşiyor. O bir haftalık sürede gerekçeli karar yazılınca başlıyor. 15 -20 güne gerekçeli karar çıkar devre. Birde e devletten takip et. Hayırlı olsun. 04 Nisan 2018 1830 30 eylül Yasaklı konu malum konu, beraat ile sonuçlandı frcry, 4 yıl önce - Alıntıya git Devrem ihraç isen gerekçeli kararı beklemeden karar duruşması nın tutanağını al valilik kanalıyla ohal komisyonuna ek dilekçe ile gönder. Açıkda isen ver. 04 Nisan 2018 1908 frcry Memur Devrem ihraç isen gerekçeli kararı beklemeden karar duruşması nın tutanağını al valilik kanalıyla ohal komisyonuna ek dilekçe ile gönder. Açıkda isen ver. 30 eylül, 4 yıl önce - Alıntıya git yok hayır görevdeyim, savcı itiraz edeceğini sanmıyorum kendisi beraat talep etti zaten 04 Nisan 2018 1909 frcry Memur Savcı itiraz ettimi karara. Etmediyse bir haftada kesinleşiyor. O bir haftalık sürede gerekçeli karar yazılınca başlıyor. 15 -20 güne gerekçeli karar çıkar devre. Birde e devletten takip et. Hayırlı olsun. 30 eylül, 4 yıl önce - Alıntıya git e devlet de gerekçeli karar yazıldı yazıyor 04 Nisan 2018 1915 30 eylül Yasaklı e devlet de gerekçeli karar yazıldı yazıyor frcry, 4 yıl önce - Alıntıya git O zaman kardeşim davanın görüldüğü mahkemenin kaleminden sen yada avukatın alabilir. Ben kendim almış tım. Tekrar hayırlı olsun kardeşim. 04 Nisan 2018 1919 30 eylül Yasaklı yok hayır görevdeyim, savcı itiraz edeceğini sanmıyorum kendisi beraat talep etti zaten frcry, 4 yıl önce - Alıntıya git Ayrıca savcı beraat istediyse zaten itiraz etmez gerekçeli karar yazıldıgına göre karar kesinleşmiş tir devre. 04 Nisan 2018 2019 karaali_2016 Aday Memur e devlet de gerekçeli karar yazıldı yazıyor frcry, 4 yıl önce - Alıntıya git 7 günden sonra karar kesinleşir 04 Nisan 2018 2102 Zlmdnya Aday Memur Sanık sayısı az ise hemen çıkar gerekçeli karar fazla ise 1 ayı rahat bulur gerekçeli kararın çıkması ayrıca e devlette gerekçeli karar yazıldı der ama hemen çıkmaz biraz sürüyor..tebliğ edilmesi fotokopiye gitmesi falan filan... bende malum konudan beraat aldım 20 aydır açıktayım dosyam yüksek disiplin kurulunda meslekten çıkarma İstemi'yle beklıyor oyle 04 Nisan 2018 2104 Zlmdnya Aday Memur Ayrıca hangi maddeden beraat aldınız cmk 04 Nisan 2018 2151 frcry Memur Ayrıca hangi maddeden beraat aldınız cmk Zlmdnya, 4 yıl önce - Alıntıya git inan hiç bilmiyorum orasını dinlemedim, karsr gelince yazarım. ama her turlu şupheden uzak v. s falan dedi sonra beraat verdi 04 Nisan 2018 2155 Zlmdnya Aday Memur inan hiç bilmiyorum orasını dinlemedim, karsr gelince yazarım. ama her turlu şupheden uzak v. s falan dedi sonra beraat verdi frcry, 4 yıl önce - Alıntıya git Hayırlı olsun tekrar allah yaşatmasın bi daha Hak yerini buluyor bi şekilde 04 Nisan 2018 2156 karaali_2016 Aday Memur inan hiç bilmiyorum orasını dinlemedim, karsr gelince yazarım. ama her turlu şupheden uzak v. s falan dedi sonra beraat verdi frcry, 4 yıl önce - Alıntıya git Karar yüzüne okunmuşsa tebliğ yapılmaz 7gün duruşma gününden itibaren başlar 04 Nisan 2018 2158 Zlmdnya Aday Memur Karar yüzüne okunmuşsa tebliğ yapılmaz 7gün duruşma gününden itibaren başlar karaali_2016, 4 yıl önce - Alıntıya git Benim yüzüme yapıldı ama dün tebliğ geldi 150 sayfa gerekçeli kararla birlikte 04 Nisan 2018 2200 Zlmdnya Aday Memur Yoruma eksi Veren arkadaşın zoruna ne gitti acaba yaşadığımız süreci anlattık .. ne adamlar var arkadaş 05 Nisan 2018 1557 baho14 Aday Memur Duruşmanızda Başbakanlık Avukatı Katılan sıfat ile katılmış ise onlar mecburen istinafa gidiyor bi 05 Nisan 2018 1559 frcry Memur Duruşmanızda Başbakanlık Avukatı Katılan sıfat ile katılmış ise onlar mecburen istinafa gidiyor bi baho14, 4 yıl önce - Alıntıya git sanmam olacağını Başbakanlık avukatının 05 Nisan 2018 1600 baho14 Aday Memur Duruşmanızda Başbakanlık Avukatı Katılan sıfat ile katılmış ise onlar mecburen istinafa gidiyor bilginiz olsun, eğer var ise başbakanlık avukatı ile görüşün karara itiraz edip etmeyeceği hususunda. İnşallah itiraz etmez. 05 Nisan 2018 1601 frcry Memur Duruşmanızda Başbakanlık Avukatı Katılan sıfat ile katılmış ise onlar mecburen istinafa gidiyor bilginiz olsun, eğer var ise başbakanlık avukatı ile görüşün karara itiraz edip etmeyeceği hususunda. İnşallah itiraz etmez. baho14, 4 yıl önce - Alıntıya git katılan sıfatı ile kimse görünmüyor e devlette sadece tek sanık ben varım ve bir kaç tanık . İtiraz edilecek bir husus da yok açıkcası Toplam 24 mesaj
Hukuk Forumları Diğer Hukuki Sorular hukuk sitesi çoğu alanı kamuya açık ve okunabilir özelliktedir. Bu nedenle mevzuat Kanun, Yönetmelik, Tüzük,Yargıtay kararları, Anayasa Mahkemesi kararları, Danıştay içtihatları vb örnek davalar ve mahmeke kararları ile hukuk forum bölümün büyük kısmı ücretsiz ve herkes tarafından okunabilir olarak tasarlanmıştır. Ancak ister hukukçu Hakim, Savcı, Avukat, Akademisyen, Adliye Personeli, ister hukuka ilgi duyan vatandaş olun siz de bu kaliteli ve seçkin hukuki topluluğun üyesi olmak, haber ve bildirimlerden, hukuki etkinliklerden yararlanmak, hukuk forumları ve hukuksal tartışmalara katılmak için KAYIT OL linkinden üyelik işlemlerini kendiniz yapabilirsiniz. Siteye Facebook hesabı ile üye olabileceğiniz gibi form doldurmak suretiyle de üye olabilirsiniz. Site kurallarımızı kabul edip, ilgili formu doldurduktan sonra tarafınıza gelen onay e-postasını doğrulayarak sisteme kayıt işlemini tamamlamış olacaksınız. Hukukçular için önemli bilgi Hukukçu iseniz; Normal üyelik işlemlerini müteakiben, sitenin sadece hukukçuların yararlanabileceği Hukukçulara Özel Forum alanına üyelik başvurusu için gerekli şartlar konusunu okuyarak bu bölüme de müracaat edebilirsiniz. Bu bölüm kamuya ve diğer üyelere kapalı gizli olduğu gibi, sözleşme ve dava dilekçe örnekleri sadece hukukçulara mahsus bölüm üyelerince paylaşılabilmektedir. Hukuk Forum ve Sitenin teknik açıdan kullanımı hakkındaki ipuçları için Sık Sorulan Sorular SSS linkini inceleyebilirsiniz. Kapatılan mahkeme dava dosyasi Iyi devlette mahkeme dava dosyasinin yanindakapatilan ne demektir.? Ogrenmek istedigim sey o mahkemede kapatilip dosya baska mahkemeyemi intikal etti yoksa dava mi ve alakaniz icin simdiden tesekkur ederim Hukuki NET Güncel Haber 20-07-2014 202321 Nedir? Cevap mahkeme dava dosyasi Bazı mahkemeler kapatılıp dosyaları başka mahkemelere veriliyor büyük ihtimal odur. Bu sayfada bulunan kavramlar kapatilan dava ne demek, mahkeme dosya kapatma, dava dosyası kapatma, dosya kapatma tarihi ne demek, kapanan dosya sorgulama, mahkemelerde dosya neden kapatilir, Kapatilan is mah, mahkeme dosyasi kapatilan diyorsa ne demek, mahkeme dosyasinin kapanmasi, mahkemelerde dosya kapatma ne demektir, dosya ihlalen kapatilmasi, edevlet, mahkeme dava dosyalarında kapatılan ne demek, dosyanin ihlalen kapatilmasi ne demek, kapatilan mahkeme ne demek, adliyede dosya kapandi demek, mahkemede davayi kapatmak, kapatilan mahkeme davalari, ihlalen kapatilmasi ne demek, mahkeme dosyasi kapatildi, kapatilan mahkemededi davalar , infaz varsa sonrasi dosya kapatildi, dosya kapatma ne anlama gelir, mahkeme sonunda dosyayi kapatma, mahkeme dava dosyası kapatma Forum Benzer Konular Yanıt 0 Son İleti 10-10-2014, 095351 Mahkeme Kararıyla Kapatılan Domaini Açtırmak Arkadaşlar Merhaba. Bundan 5 yıl önce Temmuzda 5 sene olacak epeyce aktif olan bir web sitemiz Mp3 bulundurmaktan dolayı kapatılmıştı. Bize ne bir... Yazan mehmetozturk154 Forum Bilişim Hukuku Yanıt 1 Son İleti 13-03-2013, 165739 Yanıt 0 Son İleti 25-09-2011, 005703 Dava dosyasi Hakkimda, iki-bucuk yil kadar once, Istanbul Kuzey Deniz Saha Komutanligi'na ait askeri mahkemede acilmis bir dava var. Bu davanin dosyasini nasil... Yazan firari Forum Ceza Muhakemesi Hukuku Yanıt 1 Son İleti 28-05-2005, 102952 Yetkileriniz ™ Marka tescili, Patent ve Fikri mülkiyet hakları nasıl korunuyor? Telif Hakları ve 2014-2022 yılları arası Marka Tescil Koruması Levent Patent tarafından sağlanmaktadır. ♾️ Makine donanım yapı ve yazılım özellikleri nedir? olarak dedicated hosting serveri bilfiil yoğun trafiği yönetebilen CubeCDN, vmware esx server, hyperv, virtual server sanal sunucu, Sql express ve cloud hosting teknolojisi kullanmaktadır. Web yazılımı yönünden ise content management içerik yönetimi büyük kısmı itibari ile vb olup, wordress ve benzeri çeşitli kodlarla oluşturulan bölümleri de vardır. Hangi Diller kullanılıyor? Anadil 🇹🇷 Türkçe. 🌐 Yabancı dil tercüme Masaüstü sürümünde geçerli olmak üzere; İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Hintçe, Rusça ve Arapça. Bu yabancı dil çeviri seçenekleri ileride artırılacak olup, bazı internet çeviri yazılımları ile otomatik olarak temin edilmektedir. Sitenin Webmaster, Hostmaster, Güvenlik Uzmanı, PHP devoloper ve SEO uzmanı kimdir? 👨💻 Feyz Pazarbaşı [İstanbul] vd. Reklam Alanları ve reklam kodu yerleşimi nasıl yapılıyor? Yayınlanan lansman ve reklamlar genel olarak Google Adsense gibi internet reklamcılığı konusunda en iyi, en güvenilir kaynaklar ve ajanslar tarafından otomatik olarak Re'sen yerleştirilmektedir. Bunların kaynağı Türkiye, Amerika, Ingiltere, Almanya ve çeşitli Avrupa Birliği kökenli kaynak kod ürünleridir. Bunlar içerik olarak günlük döviz ve borsa, forex para kazanma, exim kredileri, internet bankacılığı, banka ve kredi kartı tanıtımları gibi yatırım araçları ve internetten para kazanma teknikleri, hazır ofis kiralama, Sigorta, yabancı dil okulları gibi eğitim tanıtımları, satılık veya kiralık taşınmaz eşyalar ve araç kiralama, ikinci el taşınır mallar, ücretli veya ücretsiz eleman ilanları ile ilgili bilimum bedelli veya bedava reklamlar, rejim, diyet ve özel sağlık sigortası gibi insan sağlığı, tatil ve otel reklamları gibi öğeler içerebilir. Reklam yayıncıları dosyası. ‼️ İtirazi kayıt çekince hususları nelerdir? Bahse konu reklamlar üzerinde hiçbir kontrolümüz bulunmamaktadır. Bu sebep ile özellikle avukat reklamları gibi Avukatlık kanunu vs. mesleki mevzuat tarafından kısıtlanmış, belirli kurallara tabi tutulmuş veya yasaklanmış tanıtımlardan yasal olarak sorumlu değiliz. 📧 İletişim ve reklam başvuru sayfası nerede, muhatap kimdir? ☏ Sitenin 2022 yılı yatırım danışmanı ile irtibat ve reklam pazarlaması için iletişim kurmanız rica olunur. This work is licensed under a Creative Commons Attribution International License. Hukuki NET Türkiye Turkey Türkiye
kesinleşme ve varsa infaz sonrası dosya kapatıldı