insanlar parayı icat etmeden önce bu yöntemle alışveriş yapardı
Merhaba Bundan iki sene önce aynı başlıkla ilk blogumu yazmaya başlamış, bir süre bu blogda girişimcilik, sosyal medya, dijital pazarlama konularında yazmaya devam etmiştim.
While the mediums might change, hanging with dGens in the community and sharing their experiences won’t! For installment #3 of the In Spotlight series dGen Network caught up with George Grant of Riot Racers. On brand with Riot Racers (a utility-based car racing game – think Gran Turismo hit the NFT space on steroids) we had a ‘Cars and
Yüz Numaralı Adam (IMDB 7,7) Başrolünü Kemal Sunal ‘ın oynadığı Yüz Numaralı Adam Pazarlama ile ilgilenenlerin izlemesi gereken film listemizdeki tek Türk filmi olma özelliği taşıyor. Her ne kadar bir komedi filmi olsada konusu itibari ile pazarlama ile ilgili anektodların gerçeklik payı taşıdığını söyleyebiliriz.
YazarDouglas Adams'ın çıkardığı önce BBC'de radyo porgramı olup sonra sahne şovu, kitap, tv ve çizgi roman olarak uyarlanan eser nedir? 2013-02-08 14:05:46 Cesur Yeni Dünya
2021 blank monthly calendar templates have twelve pages and 2021 yearly blank. calendars are designed as one-page document. If you need an editable blank calendar and are looking for a good, useful one, then you can use. our yearly, monthly or weekly blank calendar templates for numerous purposes. Blank Calendar.
Site De Rencontre Gratuit Similaire A Badoo. Erkan Doruk 3 Ekim 2018 Teknolojik gelişmelerin hayallerimizden hızlı ilerlediği bir dönemdeyiz, hayal ettiğimiz çoğu şey bir anda karşımıza çıkabiliyor. Bazen “şöyle bir şey olsa ne kadar güzel/faydalı/işlevsel olur” diye düşünürken ertesi gün o şeyin zaten icat edilmiş olduğunu görüyorsunuz. Mesela hem normal havada hem de soğuk havalarda giyebileceğiniz bir ceket olsa ya da üzerinden geçerken arabayı sarsmayan hız tümsekleri yapılsa… İşte bunların hepsi zaten var, sadece siz henüz görmemişsiniz. Biacaip sizler için “keşke olsa” diyeceğiniz, ama zaten var olan gelecekten kopup gelen 23 icadı buldu. 1. Xiaomi tarafından üretilen her mevsime uygun mont. 50 dereceye kadar sıcaklıklara dayanan bu mont kış ayları için de son derece ideal. Ayrıca klasik kabanlar gibi 10 kilo değil, taşıması son derece kolay ve hafif. 2. Gözü cep telefonunda olan insanlar için yere monte edilen trafik ışıkları. Kafanız öne eğik yürürken de karşıya geçip geçemeyeceğinizi görmeniz mümkün olabiliyor. 3. Dahili şarj ünitesi bulunan kanepe. Sanırız bu şarj ünitelerinin yavaş yavaş evdeki tüm eşyalarda dahili bir parça olarak sunulması gerekecek. Kanepe ile başlanmış. 4. Suyu süzülsün diye beklemeye son, kapalı mekanlara girerken ıslak şemsiyenizi bu kurutucudan geçirip kurutmanız mümkün. Ne gereği var diye düşünmeyin, zamandan tasarruf sağladığı gibi yere damlayan suların oluşturduğu hasarları, temizlik maliyetlerini, kayıp düşme gibi kazaları, vs. önlüyor. Basit ve gereksiz gibi görünse de aslında son derece faydalı bir icat. 5. Çift taraflı ekran. Belki henüz tam olarak nasıl istifade edeceğimizi bilemeyebiliriz, ancak sadece TV olarak düşünmemek lazım. Tıp, oyun sektörü, iş yaşamı gibi pek çok alanda kullanışlı olabilecek bir icat. 6. Güneş ışığında renk değiştiren botlar. Düşünsenize bir ayakkabının 3-4 rengine, tek ayakkabı fiyatına sahip olabilirsiniz. 7. Robot saksı. Bitkinin olabilecek en iyi şekilde gelişmesi için gayret gösteren bir arkadaş, bir nevi yeni nesil evcil hayvan. Işığın geldiği yöne göre hareket ediyor, bitkinin suya ihtiyacı olduğunda “suya ihtiyacım var” dansı yapıyor. 8. Dahili kahve makinesi bulunan oyun PC’si. Artık gece boyu ayık bir şekilde oyun oynamak mümkün! Bunu ofis bilgisayarları için de yaptığınızı düşünsenize, kahve almak için mutfağa gitmeye gerek yok, bilgisayarından doldur iç, sıcacık. 9. Kapandığında şeffaflaşan TV. Duvarınızda simsiyah kocaman bir dikdörtgen yok. Onun yerine bulunduğu ortam ile bütünleşen, estetik bir TV ünitesi var. 10. USB portu bulunan piller. Artık pilleriniz için ayriyeten bir şarj cihazı edinmenize gerek yok, çünkü bu pilleri üzerilerindeki USB portu sayesinde şarj etmek mümkün. 11. Daha aza yer kaplayan yangın asansörleri. Yangın merdivenleri gibi döne döne inmiyor, iki veya üç sıra halinde balkon alanını kullanarak insanları tahliye ediyor. Hem çok daha hızlı hem çok daha az yer kaplıyor hem de çok daha güvenli. 12. Çok basit, limonu sıkarken çekirdekleri yemeğinize düşmesin diye icat edilmiş limon filesi. Bu ne ya, böyle icat mı olur? Diye düşünmeyin, icat dediğiniz illaki teknolojik, elektronik bir şeyler olmak zorunda değil. İnsanın önemli bir sorununa derman olan bu file listede yer almayı en çok hak edenlerden. 13. Havalimanının bekleme alanındaki kaydırak. Havalimanında beklemek zorunda kaldıysanız, hele hele yanınızda sıkılan çocuklar varsa bu icadın kıymetini daha iyi anlarsınız. 14. Araç kapısı koruyucu. Derhal tüm araçlarda zorunlu hale getirilmesi gereken harika bir icat. Arabanın kapısını açtığınızda çıkarak kapı kenarlarını korumaya alıyor. Böylece başka araçlara, duvara, vs. çarpsanız dahi ne sizin kapınız ne de başka araçların boyası zarar görmüyor. 15. Açılır kapanır trafik levhası. Trafik levhaları çok pahalı şeyler, öyle ufak tefek göründüklerine bakmayın. O halde çeşitli şekillerde kullanımı mümkün olsa harika olmaz mı? Bak işte burada olmuş, lazımken aç, işin bitince kapat nefis. 16. Newton sıvısı dolu hız tümseği. Bu ne şimdi diyebilirsiniz, bu harika bir icat. Bu hız tümseğinden hız sınırının altında biz hızla geçerseniz tümsek sıvı dolu gibi davranıyor, yani geçtiğinizi hissetmiyorsunuz bile. Ancak hız sınırının üstünde bir hızla girerseniz tümsek sertleşiyor ve gerçek bir hız tümseği oluyor. 17. Tuvaletli tabure. Bu da ne demek derseniz, Japonya’da asansörlerde normal zamanlarda tabure olarak kullanabileceğiniz bu şey, asansörde kalmanız durumunda bir tuvalet oluyor. Bu Japonlar ne acayip insanlar ya, bunu bile düşünmüşler. 18. Çok meşgul insanlar için 3’üncü kol. Size çok gereksiz gibi görünebilir, ancak iki elini de kullanarak yoğun bir şekilde çalışmak zorunda kalan insanlar için, engelli kişiler için faydalı bir icat. Düşünsene bir yandan batak oynuyorsun, o sırada bu oraleti ağzına getiriyor… 19. Yazın serin, kışın sıcak tutan mont. Bu Grafen Mont yeni bir malzemeden imal ediliyor, klima gibi ama değil öyle düşünün. 20. Sadece ileri değil yana doğru da hareket eden otomobil lastikleri. Paralel park etme konusunda sıkıntı yaşayanlar için ideal. Ayrıca çok dar, tek araçlık yerlere girmek ve buralardan çıkmak için de birebir. 21. Teleskopik lensler. Teleskopik büyütme özelliğine sahip, görüş keskinliğini üç kat arttıran bu lenslerle Ay yüzeyini görmek mümkün. Kullanım alanlarını hayal etmeye çalışın, resmen bir süper kahraman ekipmanı. 22. Yönü değiştirilebilen koltuklar. Arkadaşlarınızla karşılıklı oturup uzun yolculukları keyifli hale getirmek için icat edilmiş. Ters gidemem ben diyorsanız, değiştirin yönünü olsun bitsin. 23. Yutulabilen dijital endoskopi kamerası. Artık çubuk sokmalı endoskopi uygulamalarına son. Bunu yutuyorsunuz, bağırsağa indikten sonra içindeki kamera vasıtasıyla doktor her bir şeyi inceleyebiliyor.
Tükenmez kalemi kim icat etti, icat edeni bırak, hangi salak tükenmez kalem adını verdi? Bu ismi verdikten sonra, kalem tükendiğinde ne yaptı? Yoğurt nasıl icat edildi? İcat edilen ilk yoğurda, nasıl yoğurt mayası katılabildi? İlk mayayı kim icat etti? Zeytinyağlı yaprak sarmasıyla mantıyı icat eden kadının, aklın-dan zoru mu vardı? Yoksa çok mu sıkılıyordu? Fotoğraf makinesini icat eden insan mı, fotoğraflara sırıtarak poz verilmesi gerektiği kuralını koydu? Yoksa, o ilk fotoğrafı çekerken, fotoğrafını çektiği arkadaşı, onun elinde tuhaf bir makineyle halini, çok mu komik buldu da güldü ve böyle bir gelenek yerleşti. Elektro gitarı icat eden adam, gerçekten “dıjınvaauv” sesini akustik gitar sesinden daha çok mu beğendi de, icadını piyasaya sürdü? Şemsiyeyi icat eden adam, o şemsiyeyi bir yerde unuttu mu? Örnekler çoğaltılabilir, sizi baymayayım. İcatlar, Buluşlar Keşifler İcat çıkarmışlar, elbette denedik! Olay şu Koskocaman bir küvet. Elips şeklinde, ama geniş ve uzun. Tepesinde bombeli bir kapağı var. İçinde kırmızı ışık, düğmeler ve iki karış yüksekliğinde su. Bilet al, otel ayarla, alışveriş yap, bavul hazırla, para harca, evi kapat, anahtarı komşuya ver, telaş et, koştur, göç et… Neden? Şehirleri bırakıp, uzaklarda tatil yapmak için. Niye şehirleri bırakmak istiyorsak bu kadar… Kendi hesabıma hiçbir zaman metropollerden kaçma isteği duymadım. Tam tersi, gittiğim kasabalarda, yazlık köylerde zaman zaman, mesela bir kırkayak, tepemde uçan bir yarasa, orada olmayan bir sinema, bir kitapçı veya sadece gürültüsünü aradığım için, şehirleri özledim. O yüzden, köşemde “En sonunda ben de şehir dışındayım. Bulunduğum yerde bilgisayar ve telefon yok. Haftaya yazacağını” cümlelerini okuyan tanıdıklar şaşkınlık içinde beni aradılar “Gülse? Ne o? Kelebekler Vadisi’nde misin? Orada çadırda kalınmıyor mu?” İşin aslını anlatayım Bodrum’daydım. Daha doğrusu hâlâ Bodrum’dayım. Ve bildiğiniz gibi burası, telefonu, bilgisayarı, internet kafeleri, uydu antenleri, alışveriş merkezleri, gittikçe çoğalan siteleri, gittikçe çoğalan paparazzileri, gittikçe çoğalan tekneler ve kalabalık yüzünden denize tercih edilen havuzlar, yükselen gayrimenkul fiyatlarıyla, yer yer metropol olmaya doğru dev adımlarla koşuyor. Şikâyet ettiğimi sanmayın. “Her şey olduğu gibi kalsın, dükkân İM. açılmasın, araba geçmesin, o fakir balıkçı köyü hep öyle yalnız ve fakir kalsın, biz de arada gidip denizin, sessizliğin, ucuzluğun keyfini çıkaralım”cı bencillerden değilim. Bodrum’u bu haliyle de çok severim. Ders Refleksoloji “Burada telefon ve bilgisayar yok”un ne kadar palavra olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Olay şu Koskocaman bir küvet. Elips şeklinde, ama geniş ve uzun. Tepesinde bombeli bir kapağı var. İçinde kırmızı ışık, düğmeler ve iki karış yüksekliğinde su. Debbie’yle birlikte başında dikiliyoruz. Debbie, ayağın çeşitli noktalarının vücuttaki organlarla ilişkisinden yola çıkarak ayak masajıyla bir çeşit arındırma olan “ref-leksoloji” uzmanı. Biraz önce bir ışık ve mercekle gözlerimi muayene edip, sağlığım ve kişiliğim konusunda tahliller yapmış “Mideniz biraz hassas. Vücudunuzu beyniniz yönetiyor. Biraz da vücudunuzu dinleyin. Ayrıca hayattaki her şey sizin kontrolünüzde olamaz, biraz kendinizi bırakın.” Bunun adı da iridoloji! Sonra aklına gelmiş “Kendinizi bırakıp, gevşeyeceğiniz bir yer biliyorum.” Ve işte orada, mucize küvetin başındayız! O iki karış yüksekliğindeki suyun içinde, çok özel bir tür tuzdan bol miktarda var. Yani suyun yoğunluğu deniz suyunun kat kat üstünde, dolayısıyla kaldırma kuvveti de çok yüksek. O suya yatıp kendinizi bırakacaksınız, kapak kapanacak. Ses geçirmeyen küvetinizde, suyun üzerinde yaprak gibi yüzeceksiniz. Tam bir saat! Sonra çok dinlenmiş kalkacaksınız. Gazeteciyiz ya, hiçbir şeyden eksik kalmayacağız ya. “Ben bu otele arkadaşlarla bir şeyler içmeye gelmiştim, ne işim var?” falan diyen yok! “Tamam,” dedim, “deneyeyim!”… Kulaklarıma tıkaçlar tıkadım. Boynumun altına şişme bir yastık verdiler. Suya girdim. Daha doğrusu, üzerine yattım! Debbie, kapağı kaparken sırıttı “Umarım kapalı kalma fobin yoktur. Sıkılırsan solundaki düğmeye bas, kapak açılır,” dedi ve “tlonk” diye kapattı. Suyun üzerindeyim. Yavaş, çok yavaş hareketlerle sağa sola kaydığımı hissediyorum. Bazen omzuma küvetin duvarlarından biri değiyor. 10 dakikalık bir klasik müzik, sonra susuyor. Tam sessizlik. Kusursuz sessizlik… Öyle “Ay bizim yazlık çok sessiz”deki gibi ağustosböceği cırıltısı, uzaktan çocuk ağlaması, patlıcan biberci bağırışı, dalga sesi falan değil… Çöldeki gibi. Çıt yok. Önce biraz debeleniyorum. Işıklara bakıyorum, sorumdaki düğmeyi kontrol ediyorum. Yastığı düzeltiyorum. Kafam her zamanki gibi telaşlı Burada bir saat geçirsem, sonra çıksam, bir şeyler içsem, eve dönsem, yazı yazsam, akşama yazıyı geçsem… İnternette problem çıkar mı acaba…. Kulağıma su kaçsa tuz zarar verir mi? Bu su cilde iyi mi gelir, kurutur mu? Kız çıkarken kapıyı kilitledi mi? Kilitlediyse anahtar odanın neresinde? Bu küvetin havalandırma yeri şu mu? Aksam yemeğini ne yapsak? Su Yumuşacık… Derken yavaş yavaş sessizliğe ve hissizliğe teslim oluyorum. Yatakta yatar gibiyim ama bir farkla. Yatak sert bir şeydir. O yüzden tek pozisyonda yatarsanız vücudunuz tutulur. Sürekli dönmek zorundasınızdır. Çünkü sizin yatağa yaptığınız baskının benzerini, yatak da size yapar. Su öyle değil. Yumuşacık. Bir süre sonra bu vücut sıcaklığının biraz üzerinde ılık suyu da hissetmemeye başlıyorsunuz. İş havada yatmaya dönüyor. Müthiş bir duygu. Tatil kitaplarımdan biri Engin Geçtan’ın ” Hayaf’ı. “Büyük kent insanının sık kullandığı uyuşturuculardan biri de hız. Aynı şey, telaşsız da aynı sürede yapılabilir, üstelik yapılacak şeye ayrılan zaman ve enerjinin bir bölümü seferberlik sırasında tüketilmeden. Ama hız, insanın içindeki boşlukla yüzleşmemesi için çağdaş normların da pekiştirdiği ve uyuşturucu niteliği kazandığında yavaşlatılması zor bir araç,” diyor yazar. Bense iyice yavaşlamışım, hatta duruyorum. Hatta hatta, zaman yok ki. Aklımda kitap, kulağımda nedense Aerosmith’in bir şarkısının sözleri “Life’s a journey, not a destination… ” Hayat bir yolculuktur, varış yeri değil … On bir yaşındayım, kolej imtihanlarına hazırlanıyoruz. Her günümüz planlı. Okul, kurs, ödev. Bir dergide My Melody isimli bir parfümün reklam fotoğrafını görüyorum. Bir genç kız, üzerinde bir kot tulumla, çıplak ayaklar, yan gelip kâğıttan yapılmış bir kayığın içine yatmış. Elleri başının arkasında, gözler kapalı ve gülümsüyor. Denizin ortasında… On bir yaşındayım. Resme bakakalıyorum. O kızın yerinde olmak için bütün plaklarımı, bebeklerimi zaten artık sevmiyorum onları, giysilerimi veririm diye düşünüyorum… O gün bugündür, uykuya dalmadan, gevşemek için o resmi gözümün önüne getiririm. Küvetteyim…Öylesine suda yüzüyorum. O kâğıt kayıktaki kız gibi. Söylenenlere göre bu “Floatation tank”de geçirilen l saat, 9 saat uykuya bedelmiş. Bana daha da iyi geldi. Kalktığımda pelte gibiydim. Hemen gazetemin “yetkililerine” bir mesaj yolladım “Yazıyı yazmam mümkün değil. Yıllık izin mizin, bir şey koyun. Bulunduğum yerde ne telefon var, ne bilgisayar, haftaya anlatırım” diye… Sen al bunu, olduğu gibi yaz gazeteye! Maksat beni okura rezil rüsva etmek! Ben de, ya bir sonraki yazıyı kurtarmak için Kelebekler Vadisi’ne gidip izlenimde bulunacağım ya da “Sevgili okurlar, evet, ben tembelim, ne yapalım!” diye itiraf edeceğim! Hahhayt! Tabii onlar bu “floatation tank” işini hesaba katmadılar. Tatile çıkamadıysamz üzülmeyin, alın elinize sofra tuzu, doldurun küveti, kapayın kapıları, koyun bir müzik. Atlayın kâğıt kayığınıza gidin… TROLEYBUSU kim İCAT ETTi? Toplu taşıma araçları, şehirlerin kişiliğidir bence. Benim bu konuda merak ettiklerimden biri, 70’li yıllarda İstan-bul’da yaygın kullanılan troleybüslerin kimin fikri olduğudur. Hatırlarsanız bu araçlar, tepelerinden antenlerle kablolara bağ-»ydılar ve genellikle dururlardı. Yani hareket ettikleri ender görülürdü. Neden? E elektrik yoktu! Türkiye’nin en çok elektrik kesilen döneminde, evlere bile doğru dürüst elektrik verilemezken ve her evde çeşitli çap ve ebatlarda mum, gaz lambası, ışıldak ve türevlerinin, koltuk kanepeden daha demirbaş bir durumda olduğu yıllarda, neden elektrikle çalışan bir toplu taşıma aracı? Bunu, hangi geri zekâlı akıl etti? Elektrik kesintilerinden haberi mi yoktu? Onun yoktu diyelim, kimse çıkıp “Kardeşim manyak mısın, ikide bir elektrik kesilecek, bu aletler yolun orta yerinde kalacak, köşeleri dönerken yolları kapa-yacak, trafik felç olacak,” demedi mi? Gerçekten ilginç bir belediyecilik seçimidir. Derken teker teker yetmedikleri için körüklü otobüsler çıktı. Körüklü otobüsler yapışık ikizlere benzerler. Hep üzülmüşüm’ dür. Kendilerine ait bir kişilikleri, direksiyonları, giriş çıkış kapıları yoktur. Reklam panoları bile ortaktır. Ve aynı Siyam ikizleri gibi bir’ likte hareket ettiklerinden hantal ve yavaştırlar. Köşeleri dönemez’ ler, yavaş giderler, yokuş çıkamazlar, insanı yüreği parçalanır. Toplu taşıma, eğer metro yaygınlaşmazsa, ben ve benim gibiler için malzeme olmaya devam edecek. Bunu hissediyorum. ELEKTRONİK BEBEKLER Yıllardır bir şeyler icat ediyorlar. Bulaşık makinesi, mikrodalga fırın, faks. Bence bu işi yapan insanlar şu anda korkunç bir gerçekle karşı karşıya İcat edilecek bir şey kalmadı. Bunlar da vurdular kendilerini saçma sapan şeylere. Mesela cebe kolaylıkla sığabilecek, elektronik bebekler icat ettiler. Bebeğe belli aralıklarla yemek vermen, uyutman, sevgi göstermen gerekiyor, ihmal edersen ölebiliyor bile. Böyle saçma sapan şey olur mu? Bak, büyüt, besle, uykusuz kal, sonra ne mürüvvetini göreceksin onun? Bir düğün, bir kına gecesi mi yapabileceksin? Sünnet zaten söz konusu değil! Bir askere gönderip ağız tadıyla ağlayabilecek misin? Yaşlandığında, o düdük gibi alet mi bakacak sana? Gereksiz şeyler bunlar. Robot köpeklerle ilgili düşüncelerim de aynı. Ben insanın üzeri’ ne atlayıp yüzünü yalamayan, gerekli gereksiz, elinde torba olan herkese havlamayan köpeğe köpek demem! Bence teknolojinin işi bitmiştir. Kim, NEYİ, NİYE İCAT ETTİ? insanlar icat yaparken neyi, niye icat ettiklerini biliyorlar mıydı acaba? Benim bu konuda bir dizi sorum var. Tükenmez kalemi kim icat etti, icat edeni bırak, hangi salak tükenmez kalem adını verdi? Bu ismi verdikten sonra, kalem tükendiğinde ne yaptı? Yoğurt nasıl icat edildi? İcat edilen ilk yoğurda, nasıl yoğurt mayası katılabildi? İlk mayayı kim icat etti? Zeytinyağlı yaprak sarmasıyla mantıyı icat eden kadının, aklın-dan zoru mu vardı? Yoksa çok mu sıkılıyordu? Fotoğraf makinesini icat eden insan mı, fotoğraflara sırıtarak poz verilmesi gerektiği kuralını koydu? Yoksa, o ilk fotoğrafı çekerken, fotoğrafını çektiği arkadaşı, onun elinde tuhaf bir makineyle halini, çok mu komik buldu da güldü ve böyle bir gelenek yerleşti. Elektro gitarı icat eden adam, gerçekten “dıjınvaauv” sesini akustik gitar sesinden daha çok mu beğendi de, icadını piyasaya sürdü? Şemsiyeyi icat eden adam, o şemsiyeyi bir yerde unuttu mu? Örnekler çoğaltılabilir, sizi baymayayım. İCAT ÇIKARIYORUM BOĞAZI DOLDURALIM Herhalde duydunuz, Boğaz’a3. köprü yapılacakmış. Bence böyle geçici çözümler bizi kesmez. Dolduralım denizi olsun bitsin. Yürüye yürüye karşıya gider geliriz! Köprü trafiği falan kalmaz. Ayrıca gemi battı, tanker patladı stresinden de kurtuluruz. intiharlar da biter. Bu Boğaz başımıza bela, ben size söyleyeyim! Manzaralı ev kalmaz, sosyal eşitlik de sağlanır. En önemlisi de, Asya’yla Avrupa arasında hakikaten köprü olmuş oluruz! Kars’a kadar Avrupa kıtasında sayılacağımızdan, belki Avrupa Birliği işi de daha erken hallolur. Yani Türkiye’nin belli başlı tüm sorunları çözülür. Gelin “he” deyin şu işe! Kocaman, üç parça. Üstelik yazı makinesinin aksine, yazıcı olmadan kâğıt çıkışı da alamıyorsun. İkide bir kaydet ki yazılar uçmasın… Neymiş, bütün dosyaları saklayabiliyorsun. E benim çekmecem var! Üstelik çekmecenin aniden çöküp bütün dosyaları silmesi diye bir ihtimal de yok. İşin gerçeği şu ki, bize yıllarca, dünyanın en pratik fikri diye, kocaman üç parça ve bir yazıcıdan oluşan, süper pahalı ve kullanması daha komplike bir daktilo sattılar! Yani asıl parlak fikir, mucitlere değil, yine reklamcılara aitti. *** … Bugün trend her gece dışarı çıkmaksa, gelecek yıl ev partileri moda oluyor. “in- out” listelerinin ilk yapıldığı çocukluk günlerimizden beri evde oturmakla dışarı çıkmak, uzun etekle kısa etek, lüks yaşamakla mütevazı görünmek, evlenmekle bekâr olmak arasında gidip geliyor “trendsetter” güruh! Onlar da şaşırdılar artık. Elâlemin trendsetter’ı da ona göre. Madonna’nın yediği, Tom Ford’un diktiği, birkaç gün içinde dünyada hakikaten moda oluyor. Bizde öyle mi ya? Sadece golf oynamakla, suşi yemekle, Yoshi Yamamoto tasarımı Adidas ayakkabı giymekle kalmıyoruz ki. Aklıma Esin Maraşlıoğlu’nun blucininin içinden çıkan iç çamaşırı geliyor hemen. lSonra tek el havada, Türkçe şarkılı, gay şarkıcılı barlara gidip peçete saçmak, ceket yakmak. St. Moritz’e gidip, pardon St. Mo-ritz’i işgal altına alıp otellerde kuzu çevirttirmek. Bu örnekler söz konusuysa, bana yakıştırılan trendsetter’-hğı aynen iade ediyorum! Trend yaratmak kolay iş değil tabii. Bir kere iki kurala muhakkak uymanız gerekir • Ender görülen ve anatomik, gastronomik ve sosyal alışkanlıklarımıza ters bir şey olacak. Bkz Kalçada duran pantolon, soyadan peynir, sabah bire kadar evde oturup, ondan sonra gece hayatına akmak… • Ya çok uzun zaman önce terk edilmiş ya da uzun zaman tutmayacak, tuhaf bir eğilim olacak. Bkz Eve taş fırın koyup kendi ekmeğini yapmak, kâğıt elbiseler, sevgilisiz ve eşsiz, asek-süel yaşamak. Bir trendin tutup tutmayacağı testini şöyle yapabilirsiniz “Artık herkes…”le başlayan bir cümlenin sonunu, bulduğunuz abuklukla doldurabiliyor, ve bunun havalı bir derginin kapağına yazıldığında yadırganmayacağını, tam tersi, satış artıracağını düşünüyorsanız, siz artık bir trendsetter’smız! “Artık herkes kebabı soğuk yiyor” bak olmadı! “Artık herkes gay!” yaa, bak oldu! Trend’de mantık arama! Demek ki, trendin trend olup olmaması, hayatta gerçekleşmesi ihtimaline değil, kulağa nasıl geldiğine bağlı! Takdir edersiniz ki, “herkes”, kimse bu herkes, cinsel tercihlerini değiştirmektense, kebabı soğuk yemeyi tercih edebilir. Yani ilk trendin katılımcısı kesinlikle daha fazla olacaktır. Ama önemli olan bu değil, onu diyorum yani. Benim nasıl trendsetter olduğuma gelince, tamamen, iş hayatında gencecik bir muhabirken, Aktüel’de beraber çalıştığım abla ve ağabeylerimle ilgili bir konudur. Yıl 1991. Aktüel yeni çıkmaya başlamış. Kadro acayip. Türkiye’nin en iyi ekibi. Ve fakat o yaş grubu gazetecilerin hepsi 70’lı yıllarda, şu veya bu şekilde bir siyasi görüş sahibi olduklarından, çoğunun bir miktar içeride yatmışlığı var. Yine takdir edersiniz ki, insan bir süre hapiste kaldıktan sonra, öyle hemen gece hayatına, trendlere falan dalamıyor! Bu sebeplerden, Aktüel’e girdiğim günden itibaren “trend, sosyete, eğlence ve diğer boş işler sorumlusu” ben oluverdim. Haftanın trendi Bikini izi! Zaten yaş 19, şikâyetim de yok. Her hafta toplantıda soruyorlar “Eee, ne trendler var bu ara?” diye. Ben de kendimi paralaya paralaya bir şeyler bulmaya çalışıyorum. O dönemin havalı eğilimlerinden bir hafta techno yazıyorum, bir hafta çevrecilik, öteki hafta Ortaköy’de rock barlar. Tabii, işte böyledir, bugünün trendi, yarının demodelik abidesi. Aradan yedi sekiz ay geçti. Ben eteğimde ne varsa dökmüşüm. Her hafta trend bulunur mu? Bir toplantıda “Tamam,” dedim, “bu kadar benden. Bir ay bekleyelim bari, sonra yine bir şeyler çıkar.” Ortalık karıştı. O esnada Vivet Kanetti, müthiş bir fikir getirdi “Kendi trendimizi kendimiz yaratalım!” “Mesela?” “Meselaaa, bikini izi! Hani yanarsın da, bikinin altındaki bölgeler beyaz kalır. Onu moda edelim!” Birkaç erkek de “A hakikaten, çok seksi olur hatta,” der demez, Vivet aldı sazı eline “Tabii ayol. Nedir ki? Niye bu kadar abartıyorsunuz? N’o-lacak? Biz trend yaratmayacağız da kim yaratacak?” Toplantıda bazıları onaylayarak hep bir ağızdan konuşmaya başladı. Ben, işe bilimsel yaklaşarak itiraz ediyorum “Yok ki böyle bir trend! Bir tane yapan bulun bakalım, yok ki öyle bir şey,” diye. Beni destekleyenlerle, Aktüel’in kendi trendini “yaratması” gerektiğini düşünenler ikiye ayrıldı! Kavga dövüş, iş, karşılıklı “Sizin kompleksiniz var” suçlamalarına kadar gitti ve neyse ki, “Underground Lezbiyenler” haberinin gündeme gelmesiyle duruldu! O bikini haberi asla yapılmadı. Herhalde benim itirazlarım ve pratik zorluklar yüzünden. Plajlar henüz dolmamıştı ve zannederim görsel malzeme eksikliği vardı! Ama şimdi bazı dergileri elime alınca, “Hah,” diyorum, “işte bunlar yapmış!” İnsan trendin kendine gelmesini beklememeli. İnek trende bakılır gibi bakılmaz, herkesi boş vereceksin, kendi trendini kendin set edeceksin. Bu yazının en manalı mesajı da buydu gerçekten!
İcatlara Genel Bir Bakış Ağırlık Ve Ölçü Birimleri Ağırlık ve Ölçülere ilişkin ilk sistemler eski Mısır ve Babil'de geliştirildi. Bunlar tarım ürünlerini tartmak, ekili arazileri ölçmek ve ticaret işlemlerini standartlaştırmak için gerekliydi. 3500 dolaylarında teraziyi icat eden Mısırlıların standart tartı ağırlıkları, ayrıca cubit denen, yaklaşık 52 cm'ye eşit bir uzunluk ölçme birimleri vardı. Babil hükümdarı Hammurabi'nin 1792-1750 arasındaki buyruklarını içeren "Hammurabi Yasaları" adlı belgede de, standart tartılardan, farklı ağırlık ve uzunluk birimlerinden söz edilmekteydi. Eski Yunanlılar ve Romalılar dönemlerine gelindiğinde, teraziler, ölçekler ve cetveller günlük yaşamın birer parçası haline gelmişti. Günümüzün ağırlık ve ölçü sistemlerinden İngiliz birimleri ayak, libre 1300'lerde, dünyanın büyük bölümünde benimsenen metrik sistemin birimleriyse metre, gram 1790'larda Makinesi Buharın sağladığı güç, insanları yüzyıllarca büyüledi. Eski Yunan bilginleri 1. Yüzyılda buharın insanlar tarafından kullanılabilecek bir enerji taşıdığının farkına vardılarsa da, eski Yunanlılar aygıtları işletmek için buhar gücünden yararlanmayı denemediler. İlk buhar makineleri XVII. yüzyıl sonlarında Worcester markisi ve Thomas Savery gibi mühendisler tarafından tasarlandı Savery'nin makinesi, maden ocaklarındaki suyu dışarı pompalama amacına yönelikti. Gerçek anlamda kullanışlı ilk buhar makinesinin tasarımcısı Thomas Newcomen, 1712'de ilk makinesini yaptı. İskoç alet yapımcısı ve mucit James Watt da, buhar makinesinin daha da geliştirdi. Yaptığı makinelerde buhar ana silindirin dışında yoğunlaştırılıyor, silindiri sırayla ısıtıp-soğutma gereğini ortadan kaldıran bu düzenleme, ısı tasarrufu sağlıyordu. Ayrıca fabrikalarda ve maden ocaklarında, pistonu harekete geçirmede buhar gücünden yararlanılması da, makinelerin verimliliğini artırdı yeni buhar makineleri çok geçmeden fabrikalar ve maden ocakları için önemli bir enerji kaynağı haline geldi. Sonradan boyutların küçültülmesi ve basınç düzeyinin yükseltilmesi gibi yenilikler, buhar makinesinin lokomotiflerde ve gemilerde de kullanılmasını Ve İplik Eğirme İlk insanlar soğuktan korunmak için hayvan postları kullanmakla birlikte, günümüzden yaklaşık yıl önce bez yapmayı öğrendiler. Bu iş için önce yün, pamuk, keten ya da kenevir, bir iğ kirmen yardımıyla eğrilerek iplik haline getiriliyor, elde edilen ipliğin daha sonra dokunmasıyla da bez elde ediliyordu. İlk dokuma aygıtları büyük bir olasılıkla iki değnekten oluşan basit bir çerçeve biçiminde yapılıyor, değneklerle tutulan ve "çözgü" adı verilen birbirine paralel ipliklerin arasına, "atkı" adı verilen bir iplik sıkıştırılıyordu. "Dokuma tezgahı" adı verilen daha sonraki aygıtlarda, atkının daha kolay geçirilmesini sağlamak için çözgüleri birbirinden ayıran çubuklar yerleştirildi, ayrıca, "mekik" denen bir tahta parçası eklendi Bir iplik makarasının takıldığı mekik, birbirinden ayrılmış çözgü iplikleri arasından geçiriliyordu. XVIII. Yüzyıldaki sanayi devrimi sırasında işlemleri otomatikleştiren birçok yöntemin bulunmasına karşın, iplik eğirme ve dokumanın temel ilkeleri, günümüze kadar değişmeksizin kalmıştır. Sanayi devriminin getirdiği yenilikler arasında, çok sayıda ipliğin aynı anda eğrilmesini sağlayan çıkrık makinesi ile geniş kumaş parçalarının büyük hızla dokunmasına olanak veren "uçan mekik" Aletleri Eski atalarımız günümüzden yaklaşık 3,75 milyon yıl önce ayakta durmayı öğrendiler ve çayırlarda yaşamaya başladılar. Yeni işlerde kullanılabilecek biçimde serbest kalan elleriyle, hayvan leşlerinden işe yarar şeyler çıkarmaya ve bitkisel yiyecekleri toplamaya yöneldiler. Zamanla bu işler için el aletleri geliştirdiler. Etleri kesip parçalamak ve kemikleri kırarak içlerindeki iliği çıkarmak amacıyla çakıllar ve taşlar kullandılar. Sonraları, daha iyi kesmeleri için, taşların kenarlarını yonttular. Yaklaşık yıl kadar önce, çakmaktaşına biçim verilerek ilk baltalar ve mızrak uçları yapıldı; ayrıca, kemikler sopa ve çekiç olarak kullanılmaya başlandı. İnsanoğlu günümüzden yaklaşık yıl önce de ateşi buldu. Böylece yiyecekleri pişirebilecek duruma gelen yakın atalarımız, yaban hayvanlarını avlamak için el aletleri yarattılar. Tarım yapmaya başladıklarında da, daha farklı aletlere gereksinme Ve Elektrik İle Çalışan Ürünler Elektrik üretme yöntemi 1831'de ABD'li bilim adamı Michael Faraday 1791-1867 tarafından bulunduysa da, elektriğin evlerde kullanılması, ancak yıllar sonra gerçekleşti. Önce fabrikalar ve büyük şirketler, kendi jeneratörlerini kurarak, aydınlanmada elektrikten yararlandılar. Telli filamanlı elektrik ampulü, 1879'da piyasaya sürüldü ve ilk büyük elektrik santralı 1882'de New York kentinde kuruldu. Zamanla insanlar elektrikli ev aletlerinin ev işlerinde nasıl kolaylık sağladığını gördüler ve ilk vakumlu süpürge gibi mekanik aletlerin yerini, daha verimli elektrikli aletler aldı. Batı toplumlarının orta sınıflarında ev işleri için hizmetçi çalıştırma alışkanlığının gerilemesiyle birlikte, daha az emek gerektiren aletler hızla yaygınlaştı. Mutfak mikserine ve saç kurutma aygıtına 1920'lerde elektrikli motor takıldı. Elektrik akımının ısıtıcı etkisinden yararlanmaya dayanan elektrikli çaydanlıklar, mutfak fırınları ve ısıtıcılar da aynı dönemde ortaya çıktı. Bu aygıtlardan bazıları, günümüzde kullanılanlara çok yakın biçimde Ve Enerjiden Yararlanma Tarihin başlangıcından bu yana insanlar, daha kolay ve daha verimli iş yapmalarını sağlayacak enerji kaynakları aradılar. Bu yönde atılan ilk adım vinç ve ayak değirmeni gibi makineleri kullanma yoluyla insanın kas gücünün daha etkili duruma getirilmesi oldu. Çok geçmeden at, katır, öküz gibi hayvanların kas gücünün insanınkinden çok daha büyük olduğu anlaşılınca hayvanlar ağır yükleri çekmek ve değirmenlerde çalışmak için eğitildi. Zamanla rüzgar ve sudan da enerji kaynağı olarak yararlanılabileceği öğrenildi ve ilk yelkenli gemiler günümüzden yaklaşık yıl önce Mısır'da yapıldı. Romalılar, 1. Yüzyılda tahıl öğütmek için su değirmenleri kullanmaya başladılar. Su enerjisi daha sonra da önemini korudu ve günümüze kadar yaygın biçimde kullanıldı. İnsanların tahıl öğütmede daha verimli bir yöntem bulmaya yönelmesiyle ortaya çıkan yeldeğirmenleri, Ortaçağ'da Avrupa'da adım adım batıya doğru Fotoğraf makinesinin icat edilmesi, ilk kez her türlü nesnenin aslına uygun görüntüsünün kısa sürede elde edilmesini sağladı. Bu icat optik ile kimyanın bileşimi sonucunda gerçekleştirildi. Güneş'in görüntüsünün bir perdeye düşen izdüşümü, IX. Yüzyılda Arap gökbilimcileri tarafından onlardan önce de Çinliler tarafından incelenmişti. XVI. yüzyılda Canaletto gibi İtalyan ressamları düzgün çizim yapmalarına yardım eden mercekler ve camera obscura karanlık kutu gibi araçlar kullanıyorlardı. Alman anatomi profesörü Johann Heinrich Schulze, 1725'te, cam şişe içindeki gümüş nitrat çözeltisinin güneş ışığı altında kaldığında siyah renge döndüğünü fark etti. 1827'de, metal bir levhanın ışığa duyarlı bir maddeyle kaplanmasıyla, ilk kez bir nesnenin kalıcı görsel kaydı Yolculukları , Gemi Seyir ve Yerölçümü İnsanların tekneyle daha çok yolculuk etmeye başlamalarıyla birlikte, gemicilikle ilgili seyir becerilerinin önemi arttı. Gemi yolculukları büyük bir olasılıkla günümüzden yıl kadar önce, Mısırlıların ve Babillilerin ticaret etkinliklerine bağlı olarak Nil ve Fırat ırmaklarında başladı. Mısırlılar ayrıca, piramitler gibi büyük yapıların yaratılmasında temel önem taşıyan yerölçümünün gelişmesine de öncülük ettiler seyir ve yerölçüm, birbirleriyle ilişkili alanlardır; çünkü her ikisi de açıların ölçülmesiyle ve uzaklıkların hesaplanmasıyla uğraşır. 500'e doğru önce eski Yunanlılar, sonra da Araplar ve Hintliler gökbilimin, geometrinin ve trigonometrinin temellerini atarak, usturlab, pusula gibi ilgili aletleri yaptılar. Gök cisimlerinin hareketlerinin ve açılar ile uzaklıklar arasındaki ilişkinin anlaşılması sayesinde, Ortaçağ'da gemiciler, karadaki işaret noktalarına başvurmaya gerek kalmaksızın, denizde yollarını bulmalarını sağlayacak bir enlem ve boylam sistemi yaratmayı başardılar. Romalıların düzgün işleyen yerölçüm aletlerinin yaygın biçimde kullanılmasına öncülük etmesinden sonra, Rönesans mimarları da bunlara, en önemli yerölçüm aleti olan teodoliti İnsanlar çok eski zamanlardan başlayarak sayı saymayı ve hesap yapmayı öğrendilerse de, hesaplama ancak mal alım satımının başlamasıyla büyük önem kazandı. Sayma ve hesaplama işlemlerinde parmaklar dışında kullanılan ilk yardımcı araçlar, birden ona kadar sayıları temsil eden küçük çakıl taşlarıydı. Mezopotamyalılar günümüzden yaklaşık yıl önce, toprağı kazarak içine çakıl taşlarının koyulabileceği bir dizi dik oluk açtılar Çakıl taşlarının bu olukların birinden öbürüne aktarılmasıyla basit hesaplar yapılabiliyordu. Daha sonraları Çin'de ve Japonya'da yüzleri, onları ve birimleri temsil eden boncuk sıralarından oluşan abaküs ya da abakus, abak kullanıldı. Bunu izleyen atılımlar çok uzun bir aradan sonra, ancak XVII. yüzyılda logaritma cetveli, sürgülü hesap cetveli ve basit mekanik hesap makinesi gibi yardımcı hesap aygıtlarının icat edilmesiyle İlk yapay ışık ateşten elde edildi; ama ateş tehlikeliydi ve sağa sola taşınması zordu. Sonra yıl kadar önce insanlar, yağların yakılmasıyla ışık elde edilebileceğinin farkına vardılar ve böylece ilk lambalar ortaya çıktı. Bunlar içi oyulmuş taşların içine hayvan yağı doldurulmasıyla yapılan kandillerdi. Bitki liflerinden yapılma liflerin konduğu lambalarsa, 1000 dolaylarında geliştirildi. Başlangıçta içinden fitilin geçtiği basit bir olukları vardı; sonradan fitil bir memenin içine yerleştirildi. Mumlar günümüzden yaklaşık yıl önce ortaya çıktı mum, çevresi balmumuyla ya da donyağıyla sarılmış bir fitilden oluşur, yakılan fitilin alevi balmumunun ya da donyağının bir bölümünü eritir; böylece fitil sürekli yanarak ışık saçak. Bu bakımdan mum, kullanılması daha kolay bir yağ lambasıdır. Yağ lambaları ve mumlar gazyağıyla aydınlatmanın yaygınlaştığı XIX. Yüzyıla kadar başlıca yapay ışık kaynakları olmayı sürdürdüler. Elektrikle aydınlatma, çok daha yakın bir dönemde kullanılmaya Yanmalı Motor İçten yanmalı motor "içten patlamalı motor" da denir, ulaşım alanında neredeyse tekerleğin yol açtığı kadar büyük bir devrim yaratmış, ilk kez küçük ve randıman oranı nispeten yüksek bir motor kullanma olanağı, otomobilden uçağa kadar bir dizi taşıtın üretilmesini sağlamıştır. İçten yanmalı bir motorun içinde bir yakıtın tutulmasıyla enerji yaratılır. Yakıtın yanması "silindir" adı verilen bir boru içinde gerçekleşir. Yanma sırasında ortaya çıkan sıcak gazlar, bir pistonu silindir boyunca aşağı iter. Pistonun hareketi tekerlekleri döndürmek ya da makineleri çalıştırmak için gerekli enerjiyi üretir. Belçikalı mucit Etienne Lenoir 1822-1900 tarafından 1860'ta yapılan ilk kullanışlı içten yanmalı motor gazla çalışıyordu. Alman mühendis Nikolaus Otto 1832-1891, 1876'da daha gelişmiş bir motor yaptı. Pistonun dört hareketiyle yaratılan enerjiyle çalıştığı için "dört zamanlı" adı verilen bu motorun Gottlieb Daimler ve Karl Benz tarafından geliştirilmesi, 1885'te ilk otomobilin üretilmesine olanak Işınlı Tüp Elektriğin özelliklerini araştıran İngiliz fizikçi William Crookes, 1887'de, bu amaçla, elektrot olarak iki metal levhanın yer aldığı bir cam tüp kullanmayı düşündü. Yüksek bir voltaj uygulandığında ve tüpün içindeki hava dışarı boşaltıldığında, iki elektrot arasından geçen elektrik, tüpün içinde bir ışıltıya yol açıyor, bir vakum ortamına yaklaşacak ölçüde basıncın düşmesiyle birlikte ışık sönüyor, ama camın kendisi ışıldamayı sürdürüyordu. Crookes'in "katot ışınları" diye adlandırdığı ışınlar, aslında gözle görülmeyen bir elektron akışıydı. Daha sonra Ferdinan Braun, uç tarafı katot ışınları çarptığında ışıldayan bir maddeyle kaplanmış bir tüp yarattı. Bu tüp, televizyonlardaki modern alıcı tüpünün öncüsü Basımı Basımcılığın başlamasından önce her kitabın nüshalarının, zahmetli bir çalışmayla tek tek elle yazılarak çoğaltılması gerekiyordu. Kitap basımına VI. Yüzyılda Çinliler ve Japonlar öncülük ettiler. Bu iş için harf ya da işaretlerin ve resimlerin oyma kabartma halinde işlendiği kalıplar kullanılıyor, bir kağıt tabakası mürekkep sürülmüş kalıba bastırıldığında, oymanın kabarık kesimleri aracılığıyla hat ya da işaretler ile resimler kağıda geçiyordu. Basımcılıkta en büyük ilerleme, harf dizgisinin icat edilmesiyle sağlandı. Bu yöntemde küçük kalıplara işlenmiş harfler satır halinde dizilebiliyor ve daha sonra sökülüp yeniden kullanılabiliyordu. Gene Çinlilerin XI. Yüzyılda buldukları harf dizgisi, Avrupa'da ilk olarak XV. yüzyılda kullanıldı. Bu gelişmenin en önemli öncüsü Johannes Gutenberg, harf dizgisini ucuz ve çabuk uygulamayı sağlayan tipo baskı tekniğini geliştirdi. Gutenberg'in 1430'ların sonlarındaki çalışmalarından sonra, bu tekniğe dayalı basımcılık Avrupa'nın her yanına hızla Ve İşçiliği Altın ve Gümüş doğada metal halde bulunan minerallerdir. İnsanlar çok eski çağlardan başlayarak toprakla karışık buldukları bu metalleri basit süs eşyalarının yapımında kullanmaya başladılar; ama işleme açısından ilk yararlı metal bakır oldu bakırın, yoğun bir ateşte ısıtılarak kayaçlardan, yani filiz yataklarından çıkarılması gerekiyordu. İki metali birbirine karıştırarak tuncun elde edilmesiyle ikinci adım atıldı; bakır ve kalayın alaşımı olan tunç sağlamdı ve paslanma ya da çürüme sorunu yoktu "Döküm" denen işlemle tunca biçim veriliyordu. Tuncun sağlam olduğu kadar da kolay işlenir olması, kılıçtan mücevhere kadar pek çok şeyin bu metalden yapılmasına yol açtı. Demir, ilk olarak 1500 dolaylarında kullanıldı; demir filizinin ağaç kömürüyle yakılması, saf olmayan bir metal elde etmeyi sağlıyordu. Demir yataklarının bol, ama demirin eritilmesinin güç olması nedeniyle başlangıçta demiri işlerken, dökümden çok, çekiçle dövme yönteminin kullanılması Camlar Optik bilimi ışık ışınlarının bir ortamdan başka bir ortama geçerken kırılması olgusuna dayanır. Çinliler daha X. Yüzyılda, bükey yüzeyli cam parçalarının -yani merceklerin- ışığı nasıl kırdığını biliyorlardı. Avrupa'da XIII. Ve XIV. Yüzyıllarda merceklerin özellikleri görme bozukluklarını düzeltme amacıyla kullanılmaya başlandı ve gözlükler ortaya çıktı. Daha sonraları makyaj yapmada ve saç taramada yardımcı bir araç olarak kullanılmak için parlak metalden aynalar yapıldı. Ama çok küçük şeyleri büyütmeyi ve uzaktaki nesneleri daha belirgin bir görüş odağına getirmeyi sağlayan daha güçlü optik aletlerin yapımı, ancak XVII. yüzyılda gerçekleştirilebildi. Bu dönemin önemli gelişmeleri arasında yüzyılın başlarında ortaya çıkan teleskop ile 1650'ye doğru icat edilen mikroskop Ve Petrol Ürünleri Petrol 1850 yıllarında keşfedilmiş ve daha sonraki yıllarda Petrolden yan ürünler elde edilmeye kolayca çeşitli biçimler verilebilen gereçlerdir. Önceleri başka gereçlerin taklitlerini yapmada kullanmışlar, sonra kendilerine özgü yararlı özellikler taşıdıkları anlaşılmıştır. Plastikler uzun ve zincir biçimli moleküllerden oluşur; bu yapı "polimerleşme" adı verilen, küçük moleküllerin birbirine bağlanmasını sağlayan bir süreç sonunda ortaya çıkar. Plastiklerin özel nitelikleri de, bu uzun moleküllerden kaynaklanır. İlk plastik olan "parkesin", bitkilerin çoğunda bulunan ve zincir görünümlü bir molekül olan selülozdan yapılmış, bütünüyle yapay gereçten hazırlanmış ilk plastik olan bakalitse, 1909'da bulunmuştur. Kimyacılar 1920'li ve 1930'lu yıllarda petrolde bulunan maddelerden plastik türleri yapmanın çeşitli yollarını geliştirmişler, bu çabalar farklı ısı, elektrik, optik ve kalıba dökme özellikleri taşıyan bir dizi gerecin hazırlanmasını sağlamıştır. Günümüzde polietilen, naylon, akrilik gibi plastikler, yaygın biçimde Günümüzden yaklaşık yıl önce, eski Yunan bilgini Thales, bir kumaş parçasını fosil ağaç reçinesinden oluşmuş sarı bir kayaç türü olan kehribara sürterek, küçük elektrik kıvılcımları elde etmişti. Ama insanların bu gücü denetim altına alarak, düzenli bir elektrik akımı sağlayan pili üretmeyi başarmaları için aradan çok uzun bir zaman geçmesi gerekliydi. 1800'de Alessandro Volta 1745-1827, yaptığı ilk pile ilişkin ayrıntıları yayınladı. Volta pili belirli çözeltiler ile metal elektrotlar arasındaki kimyasal tepkimeden yararlanma yoluyla elektrik üretiyordu. John Frederick Daniell 1790-1845 gibi başka bilim adamları, elektrot yapımında farklı gereçler kullanarak Volta'nın tasarımını geliştirdiler. Günümüzün pilleri de aynı temel tasarıma dayanmakta, ama yapımlarında modern gereçler Radyonun temelleri Guglielmo Marconi'nin Bologna yakınlarındaki evinin tavanarasında yaptığı deneylerle atıldı. Havadan mesaj göndermek için radyo dalgalarından yararlanma düşüncesine kapılan Marconi, uzak yerler arasında telsiz iletişimi olanaklı kılarak ve "ticari eğlence" yaşamını dönüşüme uğratarak dünyayı değiştirecek bir icat gerçekleştirdi. Marconi'nin kullandığı verici Heinrich Hertz tarafından geliştirilmiş bir elektrik kıvılcımı jeneratörüydü. Jeneratörün yaydığı radyo dalgaları, Fransız Edouard Branly'nin icat etmiş olduğu bir "alıcı" tarafından yakalanıyor, alıcı daha sonra radyo dalgalarını bir elektrik akımına dönüştürüyordu. Marconi, 1894'te oda içinde gönderilen radyo sinyalleriyle çalan bir elektrikli zil yapıp, sonraki sekiz yıl içinde Atlas okyanusu üstünden km'yi aşan radyo mesajları göndermeyi başardı.
Para bulunmadan önce insanlar nasıl alışveriş yaparlardı araştır kısa İnsanlar ortak bir ticari taban olan parayı geliştirmeden önce şüphesiz ki takas yoluyla alışveriş yapmaktalardı. Takas sisteminde bazen ihtiyaçları karşılamamakta, isteyen istediği mala sahip olamamaktaydı. Para icat edilene dek insanlar ellerinde sahip olduğu fazlalıkla istediği ürünü değiştiriyorlardı. Armut almak isteyen kişi karşılığında sahip olduğu danayı vermek istediğinde elmacı dana istemezse bir çok sıkıntı ortaya çıkıyordu ve alışveriş gerçekleşemiyordu. Her iki tarafında ortak olarak kabul ettiği bir birime ihtiyaç duyuluyordu. Bu sebeplerden ötürü parayı bulmuşlardır. Lidyalılar bu sorunu ortadan kaldırmak adına tüm insanlık tarafından değerli olan parayı icat ederek herkesin ortak bir alışveriş birimine sahip olmasını sağladılar. Paranın icadının ardından fiyat kavramı ortaya atıldı ve satıcılar ürünlerine almak istedikleri para karşılığında fiyat biçtiler. Bu sayede alışveriş ve ticaret gelişim gösterdi . Takas zamanındaki zorluklar ortadan kalktı.
quoteOrijinalden alıntı SpecialistOG quoteOrijinalden alıntı Silent Guardian quoteOrijinalden alıntı SpecialistOG Ya allah aşkına sizene arkadaşlar her şeye burnunuzu sokmayı ne kadar çok seviyorsunuz, hayır giymiş giymemiş size ne oluyor da atlayıp duruyorsunuz. Ne isterlerse onu giyerler boş boş konu açmayı ne çok seviyorsunuz "Konu tartışma amaçlı açılmıştır arkadaşlar, yorumunuzu esirgemezseniz sevinirim." Yazdığım halde, konuyu tam okumadan "Atlayan","Burnunu sokan", "boş konulara yorum yazan" ve sokak ağzını burda temsil eden insanlara ne diyeceksin sayın SpecialistOG? Nasıl konuştuğumu gayet iyi biliyorum, hayır giymiş giymemiş nedir onu anlamıyorum... İsmi hoşuna gidiyodur, kalitesi hoşuna gidiyodur, rengi hoşuna gidiyodur, marka takıntısı vardır bot olarak onu istiyodur, bla bla bla.... Yani sorgulamak nedir onu anlayamadım, bana gelince ben bot giymeyi sevmiyorum ve giymem karlı iklimlerde değilim genelde ama ben toplumdaki kişilerin ufak nedenleri neden kurcaladığını bilmek istiyorum sonuçta oda bir bot amacı ise karlı havalarda seni rahatlatmak ufak bir neden, yani neden bu kadar kurcalanıyor sayın arkadaşım. Başlığı okuyup mesaj yazıyorsun. Arkadaş kimseye hakaret etmemiş bişey etmemiş ,tartışma amaçlı açılmış bir konu sen adam alaf yapıyorsun sana ne diye. Sana ne o neyse ne
insanlar parayı icat etmeden önce bu yöntemle alışveriş yapardı