iş mahkemesi ilk duruşmada ne olur
İlkİnsan Hakları Mahkemesi. Hicretin 17. senesinde Halife Hazreti Ömer, ziyaretçi çokluğundan dolayı Resulüllah’ın mescidini genişletmek istemişti. Bunun için Türbe-i Saadet’in etrafındaki arsaları istimlak edip mescide katması gerekiyordu. Çevredeki arsa ve ev sahiplerine tekliflerde bulundu:
Davadan İlk Celseden Sonra Haberdar Olunmasi-İŞ Mahkemesİ-cevap SÜresİ Meslektaşların Soruları
Mahkemedeilk duruşmada ne olur? Sanığın savunmasından sonra şikayetçi taraf dinlenir. Taraflar ilk duruşmada yargılama konusu olayı anlatır, ceza davasını açan iddianameye ilişkin görüşlerini açıklar.
İş mahkemesinde işverenime "ücret adeletsizliği gerekçesi ile, anayasanın 55. Maddesinin ihlalinden" dava açarsam ve tazminat istersem ne olur? (vasıflı işçiyim enflasyon nedeniyle ve işverenin haksız ücret politikaları nediyle ücretim 8 yılda asgari ücretin 3 katından şuan asgari ücretin 1,3 katına gerilemiş, değersizleştirilmiştir.)
Posted by Av. İdil Su Aydın on 18 Nisan 2022 with 0 Comment. Hukukumuzda 2004 yılında 5235 sayılı adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileri hakkında kanun kabul edilmiştir. Bu kanunla birlikte bazı değişiklikler olmuştur. Hukukumuzda bu kanundan önce iki dereceli yargılama
Site De Rencontre Gratuit Similaire A Badoo. 2121 Son Güncelleme 1420 Haber Kaynağı DHA İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri'nin 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete geçmesi üzerine Türkiye çapında ilk Ceza Dairesi duruşması yapıldı. Yerel mahkeme 8 yıl 4 ay hapis verdi Geçici olarak Kartal'daki Anadolu Adalet Sarayı'nın içinde faaliyet gösteren ve İstanbul'un da aralarında bulunduğu 7 ilin dosyalarına bakan İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri'nin BAM Türk yargı tarihine geçen ilk duruşması yapıldı. HSYK'dan 'darbe mahkemeleri' açıklaması Anadolu Adalet Sarayı Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nde sanık geçtiğimiz ay cinsel istismar suçundan 8 yıl 4 ay hapis cezası aldı. BAM beraat kararını bozdu Sanığın cezasına avukatınca itiraz edildi ve dosya 20. Ceza Dairesi'ne geldi. dosyası 20. Ceza Dairesi'ndeki Selçuk Kaya'nın başkanlığında, üyeler Ersoy Yüce ve Nazan Bakan'ın oluşturduğu heyet tarafından dosyanın gelmesinden sonra 6 iş günü içinde incelendi. 15 Temmuz 'darbe mahkemeleri' yolda Bugün görülen ilk duruşmada heyet, dosyada mağdur beyanından başka hiçbir delil bulunmadığı, mağdurun yerel mahkeme aşamasında şikayetinden vazgeçtiği gerekçesiyle, tutuklu bulunan sanık beraatına ve tahliyesine karar verdi. Yargı tarihine geçti Türk yargı tarihinde ilk olması nedeniyle söz konusu karara imza atan heyetin görüntüsünün alınmasına izin verildi ve bu görüntü de kayda geçti.
Müşteki ne demek? Müşteki mahkemeye girmezse ne olur? Müşteki ne demek?Müşteki mahkemeye katılmazsa ne olurMüşteki duruşmaya katılmak zorunda mı Müşteki ne demek? Bu yazımızda sizlere “müşteki ne demek” sorusunun yanıtını özetlemek gerekirse vermeye çalışacağız. Müşteki, suçtan ziyan olan ve adli makamlara bu suçu suç duyurusu eden kişidir. Müşteki suçtan ziyan olan ya da suçun mağduru olan şahıs olabilir. Gerçek kişiler haricinde tüzel kişilerin de müşteki olmaları mümkündür. Vakıf, dernek, şirket şeklinde tüzel kişiler de müşteki olabilirler. Sadece tüzel kişilerin, şikayetlerini yetkili organları vasıtasıyla dile getirmeleri gerekir. Yakınma hakkının devredilmesi söz mevzusu olması imkansız. Yakınma hakkı mağdur ya da zarar görenle sıkı bir bağ içindedir. Müşteki ve davacı kavramları birbirinden farklıdır. Davacı daha geniş kapsamlı bir sıfattır/terimdir. Müşteki ve müdahil farkı nedir? Müşteki ya da şikayetçi yargılama başladıktan sonrasında davaya katılmış olduğu taktirde müdahil sıfatını alır. Suçtan ziyan olan kişinin davaya müdahil olma talebi mahkemece kabul edilirse, bu şahıs “katılan” sıfatını alır. Türk Ceza Kanunu’nun TCK 73/1 maddesine gore müştekinin yakınma süresi 6 aydır. Altı aylık yakınma süresi hak düşürücü bir süredir. Bu süre eylem ve failin öğrenilmesiyle adım atar. Mağdur ya da suçtan ziyan olan, mevzusu suç teşkil eden filli yada failden hangisini ondan sonra öğrenmişse 6 aylık yakınma süresi geç öğrenme tarihinden başlayacaktır. TCK 73/3 maddesine gore müşteki sayısının birden fala olması halinde yakınma hakkı olan birkaç kişiden birisi 6 aylık süreyi geçirirse dahi diğerlerinin yakınma hakkı devam eder. Müşteki, 6 aylık süre zarfında polis ya da jandarmaya giderek ifade vermek suretiyle şikayetçi olabilir. Ek olarak gene aynı süre içinde savcılıklara başvurarak yakınma dilekçesi vermesi ile de şikayetçi olmak mümkündür. Savcılık, müştekinin verdiği yakınma dilekçesinden hareketle suç teşkil eden bir duruma rastlarsa soruşturma başlatır ve suçun işlendiğine ilişkin olarak kafi şüpheye ulaşırsa iddianame düzenleyerek kamu davası açar. Mağduru olduğu fiili yakınma eden müşteki o fiilin icrasına katılan tüm şüphelilerden şikayetçi olur. Dolayısıyla müştekinin fiile katılan kişilerin bazılarından şikayetçi olup diğerlerinde olmaması mümkün değildir. Müştekinin yakınma etmiş olduğu birden fazla eylem var ise bunlardan her bir için ayrı ayrı şikayetçi olması da mümkündür. Müşteki mahkemeye katılmazsa ne olur Müştekinin yargılamaya iştirak etmesi ve beyanlarını dile getirmesi gerekir. Bu amaçla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun CMK’nın 235. maddesine gore yakınma dilekçesinde belirtilen adrese davaya iştirak etmesi amacıyla tebligat gönderir. Müşteki duruşmaya katılmak zorunda mı Müştekinin duruşmaya iştirak etmesi, olayın aydınlatılması için mecburi ise müşteki ne olursa olsun duruşmada dinlenmelidir. Davetiye gönderilmesine karşın mahkemeye katılmayan müşteki, polis tarafınca zorla mahkemeye getirilir. CMK 158/1-2 maddelerine gore müştekinin şikayetinden vazgeçmesi de mümkündür. Şikayetten vazgeçme polis, jandarma, savcılık, mahkeme, kaymakamlık yada valilik vasıtasıyla yapılabilir. Müştekinin şikayetten vazgeçmesi sanık tarafınca kabul edilmiş olduğu taktirde ceza davası düşer. Bu yazımızda sizlere “müşteki ne demek” sorusunun yanıtını vermeye çalıştık. Ek olarak müşteki ile davacı arasındaki fark nedir? Müşteki mahkemeye gitmezse ne olur? Müşteki duruşmaya katılmak zorunda mı? Zorla getirme sonucuna karşın gelmeyen müştekinin durumu ne olur? Müşteki davet kağıdı nedir? Şeklinde soruların yanıtlarını özetlemek gerekirse vermeye çalıştık.
Genel olarak kimsenin kendi açtığı davanın duruşmasına katılmaması düşünülemez. Hele İş Mahkemelerinde açılan davalarda duruşma konusu çok İş Mahkemelerinde açılan davalarda fazla duruşma yapılmamaktadır. Nitekim İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde; iş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanacağı, ilk oturumda duruşmada mahkemenin tarafları sulha anlaşmaya teşvik edeceği, uzlaşamadıkları ve taraflar veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam edilerek esas hakkında hüküm verileceği, yani davanın sonuçlanacağı Mahkemeleri de yargılama usul ve esasları yönüyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabi olup, “Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması” başlıklı 150 nci maddesinde bu husus düzenlenmiştir. Madde uyarınca;– Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar yani davacı ve davalı iş davalarında dava açan işçi ve davalı işveren, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde mahkemece dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. Eğer davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere mahkemenin verdiği kararlara itiraz edemez.– Duruşma gününün belirlenmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde duruşma günü gün tespit ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmesi halinde dosya işlemden kaldırılır.– Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yani dava müracaata bırakılmış olur. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, bu durumda yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır.– İşlemden kaldırıldığı müracaat bırakıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. Bu durumda istenmesi halinde yeniden dava açılması gerekir.– İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır.– Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep gerçekleşmemiş Kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere; dava açtığı halde duruşmaya isteyerek katılmayan veya duruşmayı kaçıran, herhangi bir sebeple duruşmaya katılmayan kişi, bu nedenle mahkeme tarafından işlemden kaldırılması yani müracaata bırakılması yönünde verilen karar tarihinden itibaren üç ay içinde bir dilekçe ile davayı yenileyebilir. Eğer yenileme dilekçesini bir ay içerisinde vermişse harç alınmaz, bir ay geçtikten sonra yenileme dilekçesi verilmişse harç alınır. Üç ay dolduktan sonra ise dava hiçbir şeklide üç önemli sorunla Mahkeme vekalet ücretine hükmedebilir. Yani işçi açtığı davanın duruşmasına gelmemiş, işveren de avukat vasıtasıyla davayı takip ediyorsa, bu durumda dosyayı işlemden kaldırmaya karar veren müracaata bırakan mahkeme, işçinin işverene ait avukat ücretini avukatlık asgari ücret tarifesi üzerinden ödemesine karar verebilir. Nitekim Yargıtay 14. Hukuk Dairesi bir kararında; Davanın görevsizlik, yetkisizlik nedeniyle reddine veya davanın nakline ya da açılmamış sayılmasına karar verildiğinde, yargılama giderleri ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine dair istemlerin de görevsizlik ve yetkisizlik kararı veren mahkemece hüküm altına alınmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Esas 2007/2427 – Karar 2007/3486 – Karar Tarihi Mahkeme gelmeyen tarafın yokluğunda yargılamaya devam edebilir. Herhangi bir özrü olmadığı halde işçi duruşmaya gelmemiş, duruşmaya gelen işveren veya avukatının talebi üzerine mahkeme yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmaya devam etmişse, mahkemenin bu duruşmada verdiği karara duruşmaya gelmeyen işçi itiraz İşçi duruşmaya gelmediği için dosya işlemden kaldırılmışsa, işçi dava giderlerini geri alamaz. Sadece mahkemeye avans olarak ödediği giderlerden artakalan varsa onu yazı, dava açan tarafın işçi olduğu kabul edilerek yazılmıştır. Eğer dava açan taraf işçi değil de işverense aynı durum onun için de geçerlidir. Aynı şekilde, yukarıda belirtilen hususlar sadece İş Mahkemelerinde açılan davalar için değil tüm hukuk davaları için geçerlidir.
İşçi ve işveren arasındaki iş sözleşmeleri kıdem ve ihbar tazminatı, işe iade, hizmet tespiti, ücret-mesai veya İş Kanunu’ndan doğan hak ve alacaklarla ilgili sorunlar yaşanabilir. İşçi ya da işveren olarak çalışma hayatında yer alanlar, İş Mahkemesi’ne konu olabilecek benzer bir sorun yaşadığında mahkemede tanık şahit göstermek isteyebilir. Böyle bir durumda özellikle karşılaşılan sorunlardan en önemlisi işçinin açtığı bir iş davasında iş yerinde çalışan diğer işçileri tanık olarak gösterememesidir. Tanık olması istenen işçi hâlen çalıştığı iş yerinde işverenle arasının bozulmaması için işçi lehine tanıklıktan doğal olarak çekinmektedir. Bu durumda genellikle işçi tarafından olayı görmeyen ama duyum yoluyla haberi olan işçiler veya kişiler mahkemeye tanık olarak gösterilebilmektedir. İŞ DAVASINDA KİM TANIK GÖSTERİLMELİ? İşçinin tanık göstermek istediği işçilerin hâlen işyerinde çalışıp çalışmadığının bilinmesinde büyük yarar vardır. Çünkü işçi tarafından verilecek tanıklardan, işveren yanında çalışmaya devam eden varsa bu tanık, işverenle kötü olmamak adına tanıklık yapmak istemeyebilir. Duruşmaya gelse de işini kaybetmemek adına işveren aleyhine beyanda bulunmaktan imtina edebilir. Tanık listesinin sonradan değiştirilemeyeceği düşünüldüğünde, önde başlanan davanın işçi lehine sonuçlanması ciddi anlamda zora girebilir. Bu sebeple yukarıda belirttiğimiz gibi, mümkün olduğunca hâlen iş yerinde çalışan kişilerin tanık olarak gösterilmemesinde fayda bulunmaktadır. Tanıklık yapacak kişilerin, işverene dava açmış olmaları, işverenle aralarında husumet bulunması, ilk bakışta tanık beyanlarının taraflı olabileceği ve itibar edilmemesi gerektiği gibi bir izlenim uyandırsa da dava açan işçinin, aynı işyerinde çalışmış ve işverenle kendisi gibi sorunlar yaşamış biri ya da birilerini tanık göstermesi kadar doğal bir durum düşünülemez. Mümkün olduğunca işverenle husumeti bulunmayan tanıklar öncelikle tercih edilmeli, böyle bir imkân yoksa tanıklar, husumeti olanlardan seçilmelidir. İŞ DAVASI İÇİN TANIK BULDUKTAN SONRA Tanıkların davetiye ile celbi beklenmeden tanıklarla iletişim kurulmalı ve duruşmada hazır edilmelidir. Duruşma öncesi tanıkları bilgilendirmek, duruşma esnasında yaşanabilecek aksiliklerin önüne geçmek için önemlidir. Bilgilendirmekten maksat, tanıkları yönlendirmek değildir. Adliyelerin yüzü, hiç uğramamış olanlara soğuk görünür. Adliye ile pek işi olmayan insanlar, doğruyu söyleyecekken bile, mahkeme huzuruna, hâkim karşısına çıkacak olmanın verdiği psikolojik baskı, endişe ve korkuyu hissederler. Böyle bir durumda dava açan işçiye ve avukatına düşen görev, tanığa, rahat olması konusunda telkinde bulunmak, duruşma başladığında dışarıda beklemesini, kimliğini hazır etmesini, içeride kendisine sorulacak olası sorulara karşı hazırlı olmasını söylemek ve psikolojik olarak tanığı içerideki ortama hazırlayarak muhtemel heyecanını atmak olmalıdır. Tanıklarınız başka bir ilde ise tanıkların adres ve telefonları avukatlara iletilir. Avukat ise bunları mahkemeye bildirir. Mahkeme tanığın adresine en yakın yerdeki mahkemeye müzekkere yazarak tanığın şehir dışında dinlenmesini sağlar. Yani tanıklar bulunduğu yere en yakın adliyede tanıklık yapabilir. Dava açan kişi duruşma günü mahkemede tanıklarını hazır etmesi gerekir. Tanıklar geldiği zaman tanıklık ücretlerini de mahkemeden alabilirler. İŞ MAHKEMESİ’NDE TANIKLARA NE SORULUR? Hâkim tarafından sorulacak olası soruların tanığa hatırlatılmasının önemi üzerinde durmak isteriz. Konuyu merak edenler internette iş mahkemesinde tanıklara ne sorulur? diye arama yaptıklarını tahmin ediyoruz. Bunu mahkemede tanıklara yöneltilebilecek sorularla cevaplamak isteriz Tarafları tanır mısın? Davacı ne zaman işe başladı? Görevi neydi? Ne kadar maaş alıyordu? Maaşlar ne şekilde ödeniyordu? Çalışma saatleri nasıldı? Yemek ve çay molası var mıydı? İş yerine servis var mıydı? Fazla mesai yapıyor muydunuz? Hafta sonu çalışması var mıydı? Davacı yıllık izinlerini kullandı mı? Resmi ve dini tatillerde çalışma oluyor muydu? Davacının ne zaman işten ayrıldığını biliyor musun? Benzer sorunları yaşayan işçiler oldu mu? Evet, bu ve bunun gibi soruların iş mahkemesinde hâkimin soracakları arasında yer alması muhtemeldir. Tanığa sorulacak sorular bunlarla sınırlı olmayıp, davanın türüne göre değişiklik gösterebilecektir. Verdiğimiz örnek sorular, sıklıkla görüldüğünden, işçi alacakları davasında sorulması muhtemel sorular içerisinde yer vermeyi uygun bulduk. İŞ DAVASINDA TANIĞI YÖNLENDİRMEK DOĞRU MU? Tanıklık yapacak kişi, yukarıdaki soruların tamamının cevabını bilmiyor olabilir. Örneğin; işçinin yıllık iznini kullanıp kullanmadığını bilemeyebilir. Bilmediği bir hususta tanığı sakın yönlendirmeyin. Yıllık izinlerin kullandırıldığının ispat yükü zaten işverendedir. İşçi avukatı, tanığı, bilmediği şeyler hususunda beyanda bulunmaya zorlarsa hem meslek kurallarına aykırı davranmış, hem de tanığı hâkim önünde yalan beyanda bulunmaya zorlayarak hata yapmasına neden olmuş olur. Konuyu açmak adına bir örnek vermeyi faydalı görüyoruz İşe giriş ve işten çıkış tarihlerinde, tanık, ay, gün, yılı bilecek şeklinde hazırlanırsa tanığın dışarıda çalıştırılarak geldiği anlaşılır. İstisnai bir durum olmadıkça aynı gün işe başlamak gibi, hiçbir işçi, bir diğer işçinin işe başladığı günü tam tarih olarak kolay hatırlayamaz. Bu yüzden işe giriş tarihi için, eğer tanık işçi çalışıyorken davacı işçi işe başlamışsa, “Ben şu tarihte işe başladım. Davacı benden yaklaşık 2,5-3 ay sonra başladı.” gibi yuvarlak beyanlarda bulunmak, tanık beyanının inandırıcılığını pekiştirecektir. Davacı işten ayrıldığında, tanık işyerinde çalışmıyorsa, davacının hangi tarihte ayrıldığını bilemez. Bilgisi ancak duyuma dayalı olabilir. Bu gibi durumlarda da tanığa net tarih verdirmekten kaçınmalı, bilmiyorsa “bilmiyorum” demesi dahi söylenmelidir. Ancak özellikle fazla mesai konusunda tanığın beyanları, daha net olmalıdır. İş yerinde puantaj kayıtları tutuluyorsa, işçinin yaptığı fazla mesailerin tespiti için bu kayıtlara itibar edileceğinden, tanığın bu konuda doğruyu söylediğinden özellikle emin olunmalı. Yoksa doğru söylediği diğer konulardaki beyanları da güvenilirliğini yitirebilir. İŞ DAVALARINDA KAÇ TANIK GEREKİR? Her ne kadar 2 tanık iş davaları için yeterli ise de bir sıkıntı yaşanması ihtimaline binaen, 3, hatta mümkünse 4 tanık isim ve adresinin delil listesinde olmasında fayda vardır. Önceden tanıklık yapmak istediğini söyleyenler, konu mahkeme huzurunda tanıklığa geldiğinde yan vazgeçebilirler. Tanıkların sayısının fazla olması böylesi kötü ihtimaller için ciddi bir güvence olacaktır. İŞ DAVASINDA TANIĞIN GEREKMEDİĞİ DURUMLAR En iyi sonucu alabilmek için dava açan işçiyle beraber uzun süre çalışmış, şirkete dava açmamış kişilerin tanık olması daha sağlıklıdır. Tanık olmadan genelde hukuk bürolarımız dava açmamaktadır. Fakat kişinin elinde iddiaların tümüyle ilgili belge, bilgi varsa o zaman tanık bazı hâllerde istenmeyebilir. Örnek olarak işçi fazla mesai yapmış ancak elinde sadece birkaç ayın puantajı vardır. Diğer ayların yok ise işte bu durumda tanığa ihtiyaç vardır. Fazla mesai çalışması yapan kişinin iddiası var ise her ayın çalışma puantajlarının olması gerekir. Bir diğer örnek ise; şirket elden para veriyorsa veya işçiye asılsız ithamlarda bulunuyorsa bu durumlarda da tanığa ihtiyaç vardır. Açılan Dava Ne Kadar Sürer? İş mahkemelerinde açılacak davaların ne kadar süreceği konusu, davanın açıldığı adliyenin ve mahkemenin iş yükü ile doğrudan ilişkilidir. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre bu süre artıp azalmakla birlikte ortalama 8-10 ay arasında sürmektedir fakat istisna durumlar da mümkündür. Yazımızda bahsettiğimiz dava konularına göre mahkemenin süresinin belirlenme durumunu da özellikle belirtmek isteriz. İş davasının konusu kadar gösterilen tanıkların anlatacakları da dava süresinin ve duruşma sayısının belli olmasında etkili olacaktır.
İçerik1-Duruşmanın Hazırlanması Duruşma Hazırlığı Evresi2-Duruşma Evresine İlişkin Genel Bilgiler 3-Duruşmanın Sözlülüğü Prensibi4-Duruşmanın Açıklığı Prensibi 5-Duruşmada Bulunması Zorunlu Olan Kimseler6- Duruşmanın Başlaması ve Yapılacak İşlemler7-Duruşmanın Yönetimi, Düzen ve Disiplini, Duruşma Sırasında Suç İşlenmesi8-Duruşmaya Ara Verilmesi9-Duruşmada Sanığın Hazır Bulunmaması10-Duruşmada Doğrudan Soru Yöneltme11-Duruşmada Tercüman Bulundurulacak Haller12-Duruşma Tutanağı 1-Duruşmanın Hazırlanması Duruşma Hazırlığı Evresi Duruşma hazırlığı evresi, iddianamenin kabulünden duruşmanın başlamasına kadar geçen süreyi ifade eder[1]. Bu evrede, duruşmanın gereksiz yere uzamasını önlemeye yönelik bazı işlemler yapılır. İddianamenin tebliği, ilgililerin daveti gibi işlemler duruşma hazırlığı devresinde yapılan işlemlerdendir[2]. Bu işlemlerin duruşma başlamadan yapılması, kovuşturma evresinin çabukluğu ve devamlılığına hizmet eder. İddianamenin kabulüyle, kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar. Duruşmanın yapılabilmesi için gerekli olan işlemler kural olarak mahkeme başkanı tarafından yapılır. Örneğin, mahkeme, iddianamenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır Duruşmada hazır bulunması gereken kişilere duruşma günü çağrı kâğıdı ile bildirilir iddianamenin, çağrı kâğıdı ile birlikte sanığa tebliğ edilmesi bu devrede yapılır[3]. Sanığın müdafisi bulunmaktaysa ya da kendisine zorunlu müdafi atanmışsa, müdafiye duruşma gününün bildirilmesi gerekir[4]. Cumhuriyet savcısı da iddianamede gösterilen veya sanığın istemi üzerine davet edilen tanık ve bilirkişiler dışında gerek mahkeme başkanı veya hâkim kararıyla, gerek kendiliğinden başka kimseleri davet ettirecek ise bunların ad ve adreslerini sanığa yine makul süre içinde bildirir Tutuklu sanığın çağrılması duruşma gününün tebliği suretiyle yapılır. Sanıktan duruşmada kendisini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı ve bulunacaksa neden ibaret olduğunu bildirmesi istenir; müdafii de sanıkla birlikte davet olunur[5]. Bu işlem, tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda cezaevi kâtibi veya bu işle görevlendirilen personel yanına getirilerek tutanak tutulmak suretiyle yapılır Çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerekir Bunun amacı, sanığa savunmasını yapabilmesi, varsa delillerini sunabilmesi bakımından zaman tanımaktır. Yargıtay’a göre; “iddianame ve duruşma gününün tebliği ile sanığın savunmasının alındığı tarihli duruşma günü arasında bir haftadan daha az bir sürenin geçmiş olmasına karşın, duruşmaya ara verilmesini isteme hakkının olduğu hatırlatılmadan sanığın savunması alınmak suretiyle CMK.’nın 176/4 ve 190/2. maddelerine aykırı davranarak savunma hakkının kısıtlanması”bozma sebebi oluşturur[6]. Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir. Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına da bildirilir Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir. Ancak, davayı uzatmak amacıyla yapılan talepler reddedilir Sanık, doğrudan doğruya davet ettireceği veya duruşma sırasında getireceği bilirkişi ve tanıkların ad ve adreslerini Cumhuriyet savcısına makul süre içinde bildirir Cumhuriyet savcısı da iddianamede gösterilen veya sanığın istemi üzerine davet edilen tanık ve bilirkişiler dışında gerek mahkeme başkanı veya hâkim kararıyla, gerek kendiliğinden başka kimseleri davet ettirecek ise bunların ad ve adreslerini sanığa yine makul süre içinde bildirir Hastalık veya malullük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle bir tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı bulunmayacağı anlaşılırsa, mahkeme onun bir naiple veya istinabe yoluyla dinlenmesine karar verebilir Bu hüküm, konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından dolayı getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin dinlenmesinde de uygulanır Davayı görmekte olan mahkeme, zorunluluk olmadıkça, büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan şikâyetçi, katılan, sanık, müdafi veya vekil, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmesine karar veremez İstinabe olunan mahkeme, büyükşehir belediye sınırları içerisinde ise, ilgililer kendi yargı çevresinde bulunmasa da büyükşehir belediye sınırları içerisinde yerine getirilmesi gereken istinabe evrakını geri çevirmeksizin gereğini yapar Tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır Tanık veya bilirkişilerin dinlenmesi için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısına, suçtan zarar görene, vekiline, sanığa ve müdafiine bildirilir[7]. Düzenlenen tutanağın örneği hazır bulunan Cumhuriyet savcısına ve müdafie verilir Yeniden keşif ve muayeneye ihtiyaç duyulursa, aynı usul uygulanır Tutuklu olan sanık, ancak tutuklu bulunduğu yer mahkemesinde yapılacak bu tür işlerde hazır bulundurulmasını isteyebilir. Ancak, hâkim veya mahkeme tarafından zorunlu sayılan hâllerde tutuklu bulunan şüpheli veya sanığın da bu tür işlerde hazır bulunmasına karar verilebilir 2-Duruşma Evresine İlişkin Genel Bilgiler Duruşma hazırlığı devresinde saptanan günde, yetkili mahkemenin duruşma salonunda tanık ve bilirkişi yoklaması ile başlayıp hükme iştirak edecek hakim ya da hakimlerin huzuru, zabıt katiplerinin yerini alması, savcı ve kural olarak sanık ve müdafiin katılımıyla doğrudan doğruyalık ilkesi kural olarak ara verilmeksizin yoğunluk ilkesi, halka açık ve sözlü olarak cereyan eden sözlülükve aleniyet ilkesi, delillerin ikame edilip tartışılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşılmaya çalışılan maddi gerçeğin resen araştırılması ilkesi ve son sözün sanığa verilmesiyle sona eren, kovuşturma safhasının en önemli devresine duruşma denilmektedir[9]. Duruşmanın amacı, delillerin tartışılması sonucunda, hâkimde failin suçluluğu ya da suçsuzluğu konusunda bir kanaat oluşmasını sağlamak ve nihayetinde ceza uyuşmazlığını çözüme kavuşturmaktır. Ceza muhakemesinin kollektifliğinin hayata geçtiği evre olan duruşma aşaması, delillerin doğrudan doğruyalığının sağlanarak, hükme iştirak edecek olan hakimlerin, müzakereler sırasında kişisel olarak fikir edinebilecekleri olgunluğa eriştirildiği bir aşamadır[10]. Kovuşturma evresinin en önemli aşamasını oluşturan duruşma aşaması, aynı zamanda kovuşturmanın temel özelliklerini içerisinde barındıran bir aşamadır. Kovuşturmaya hâkim olan ilkelerden doğrudan doğruyalık ilkesi, sözlülük ilkesi, açıklık ilkesi, çabukluk ve devamlılık ilkeleri, esasen duruşma aşamasında yansımasını bulur. Diğer bir anlatımla, kovuşturma evresine ait olduğu kabul edilen bu ilkeler, somut olarak duruşma aşamasında kendisini gösterir. 3-Duruşmanın Sözlülüğü Prensibi Duruşma evresinde, soruşturma evresinin aksine sözlülük ilkesi geçerlidir[11]. Sözlülük, duruşmadaki işlemlerin söz ve konuşma yoluyla yapılmasını ve yargılama süjelerinin delilleri tartışmasını, sözlü yapılan yargılamada yargılama konusu olay üzerinde kanaat edinilmesini sağlayan bir ilkedir[12]. Bu yönüyle sözlülük ilkesi, delillerin doğrudan doğruyalığı ilkesine hizmet eden bir işleve sahiptir. Gerçekten delillerin doğrudan doğruyalığı ancak uyuşmazlığın tüm süjeler önünde sözlü bir şekilde tartışılması suretiyle sağlanabilir. Deliller duruşmada ortaya konularak, süjelerin tartışmasına açılır. Sözlülük ilkesi, ceza muhakemesinin kollektifliğine de hizmet eder. Bu sebeple, hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir 4-Duruşmanın Açıklığı Prensibi Duruşmanın açıklığı, duruşmaların kamuya açık olması demektir[13].Kovuşturma evresinde, kural olarak duruşmalar herkese açıktır Duruşmada kararların alınması ve bildirimi de açık olarak yapılır. Bunun anlamı, isteyen herkesin duruşmayı izleyebilmesi, alınan kararları duyması, duruşmanın seyrini, duruşmadaki kişileri görmesi demektir[14]. Herkes duruşmanın düzenini bozmamak kaydıyla açık olan duruşmaları izleyebilir. Bununla birlikte, bazı hallerde duruşmanın açıklığının istisnaları da bulunmaktadır. Genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir Keza, açık duruşmanın içeriği, millî güvenliğe veya genel ahlâka veya kişilerin saygınlık, onur ve haklarına dokunacak veya suç işlemeye kışkırtacak nitelikte ise; mahkeme, bunları önlemek amacı ile ve gerektiği ölçüde duruşmanın içeriğinin kısmen veya tamamen yayımlanmasını yasaklar ve kararını açık duruşmadaaçıklar Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır CMK.’nun 58/3[15], 180/5[16]ve 196/4[17]üncü maddesi hariç olmak üzere, adliye binası içerisinde ve duruşma başladıktan sonra duruşma salonunda her türlü sesli veya görüntülü kayıt veya nakil olanağı sağlayan aletler kullanılamaz. Bu hüküm, adliye binası içerisinde ve dışındaki diğer adlî işlemlerin icrasında da uygulanır Bazı hallerde de duruşmanın kapalı yapılması zorunludur. Sanık, onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır; hüküm de kapalı duruşmada açıklanır Açıklığın kaldırılması istemine ilişkin olarak yapılacak duruşma, istem üzerine veya mahkemece uygun görülürse kapalı yapılır kaldırılması kararı, nedenleriyle birlikte tutanağa geçirilir Yargıtay’a göre, duruşmanın kapalı yapılmasına karar verildiği hallerde, hükmün de kapalı oturumda açıklanması, adil yargılanma hakkının ihlalidir[18]. Sanık, onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır; hüküm de kapalı duruşmada açıklanır Burada sanığın, duruşmanın yapıldığı tarihteki yaşı esas alınır. Sanık, duruşmanın yapılacağı tarihtenönce onsekiz yaşını doldurmuşsa, artık duruşmanın aleni şekilde yapılması gerekir[19]. Kapalı duruşmada mahkeme, bazı kişilerin hazır bulunmasına izin verebilir. Bu hâlde adı geçenler, duruşmanın kapalı olmasını gerektiren hususları açıklamamaları bakımından uyarılırlar ve bu husus tutanağa yazılır. Kapalı duruşmanın içeriği hiçbir iletişim aracıyla yayımlanamaz 2. 5-Duruşmada Bulunması Zorunlu Olan Kimseler Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır[20]. Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edilebilir. Bir oturumda bitmeyecek davada, herhangi bir nedenle bulunamayacak üyenin yerine geçmek ve oya katılmak üzere yedek üye bulundurulabilir Belirtelim ki, mahkemenin kanuna göre teşekkül etmemiş olması cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması mutlak bozma sebebi olarak kabul edilmiştir. Savcı, kamu davası bir hükümle sonuçlanana kadar, açtığı davayı devam ettirmek zorundadır. Buna, kamu davasını yürütme mecburiyeti ilkesi denilmektedir[21]. Bu mecburiyet, iddia faaliyetinin, muhakeme kuralları çerçevesinde ve devletin ceza adaletini tesis etme yükümlülüğünün bir sonucu olarak yürütülmesi gerekliliğinin bir sonucudur. Birden çok Cumhuriyet savcısı ve birden çok avukat aynı zamanda duruşmaya katılabilecekleri gibi aralarında iş bölümü de yapabilirler 6- Duruşmanın Başlaması ve Yapılacak İşlemler Duruşmaya, sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak başlanır. Sanık, duruşmaya bağsız olarak alınır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar Duruşmada, sırasıyla; iSanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır, iiİddianame veya iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır[23], iiiSanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir, ivSanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır. 7-Duruşmanın Yönetimi, Düzen ve Disiplini, Duruşma Sırasında Suç İşlenmesi Duruşma, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından yönetilir. Mahkeme başkanı veya hakim bunun yanı sıra, sanığı sorguya çeker ve delillerin ikame edilmesini sağlar Duruşmada ilgili olanlardan biri duruşmanın yönetimine ilişkin olarak mahkeme başkanı tarafından emrolunan bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceğini öne sürerse mahkeme, bu hususta bir karar verir Duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder[24]. Kişi dışarı çıkarılması sırasında direnç gösterir veya karışıklıklara neden olursa yakalanır ve hâkim veya mahkeme tarafından, avukatlar hariç, verilecek bir kararla derhâl dört güne kadar disiplin hapsine konulabilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi uygulanmaz Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır Bir kimse, duruşma sırasında bir suç işlerse, mahkeme olayı tespit eder ve bu hususta düzenleyeceği tutanağı yetkili makama gönderir; gerek görürse failin tutuklanmasına da karar verebilir 8-Duruşmaya Ara Verilmesi Kovuşturma evresine çabukluk ve devamlılık ilkeleri hâkimdir[25]. Duruşmanın kesintiler halinde yapılması, delillerin değerlendirilmesi ve vicdani kanaatin oluşumunu olumsuz etkiler. Bu nedenle, duruşmaların hem süratli hem de ara verilmeden yapılması, kovuşturmanın makul sürede sonuçlandırılabilmesi bakımından önem arz eder[26]. CMK.’da da duruşmaya, ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilmesi kuralı öngörülmüştür. Ancak, zorunlu hâllerde davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak surette duruşmaya ara verilebilir Ara verilmeden duruşmanın bitirilmesinden anlaşılması gereken, yargılamanın bir günde tamamlanması değildir. Ancak, mahkemelerin iş yükü sorunu hariç tutulduğunda, olması gereken, birbirini takip eden günlerde celselerin arka arkaya yapılarak tamamlanmasıdır. Böylelikle, yargılamanın çabukluğu sağlanır, adalet daha hızlı bir şekilde tecelli eder ve bozulan hukuk barışının hemen tamir edilmesi mümkün hale gelir. Çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması kuralına riayet edilmemesi halinde, sanığa, duruşmaya ara verilmesini istemeye hakkı olduğu hatırlatılır Bu, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Yargıtay, “başka suçtan tutuklu bulunan sanığın duruşmada hazır edilmesi için tarihli müzekkere yazılıp, iddianamenin tebliğ edilmemesi suretiyle kendisine yüklenen suçu öğrenme hakkından yoksun bırakılması ve tarihli oturumda, 5271 sayılı Kanunun 190. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı hatırlatılmayarak, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak hakkının elinden alınması suretiyle savunma hakkı kısıtlanma ve bu şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6, Anayasa’nın 36, 176 ve 190. maddelerine aykırılık yapılması”nı bozma sebebi saymıştır[27]. Esasen çabukluk ve devamlılık ilkelerinin hayata geçirilmesinde, soruşturma evresinin etkin bir biçimde yürütülmesinin önemli olduğu ifade edilmelidir. Soruşturma evresinin en temel fonksiyonu hazırlayıcılık olduğundan, uyuşmazlığa ilişkin ispat vasıtalarını toplayarak kovuşturmanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasına imkân sağlamak, iddia makamının temel görevlerinden biridir. Soruşturma evresinin etkin ve faydalı bir şekilde yürütülmeden sonuçlandırılması, kısacası uyuşmazlığın yeterli araştırma yapılmadan mahkeme önüne getirilmesi, kovuşturmanın etkinliğini azaltacağı gibi, çabukluk ve devamlılık ilkelerinin hayata geçirilmesini de zorlaştıracaktır. 9-Duruşmada Sanığın Hazır Bulunmaması Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir Ceza Genel Kurulu’na göre; “başka suçtan tutuklu olması nedeni ile özgürlüğü kamu gücü tarafından kısıtlanmış olan sanığın talebi doğrultusunda, CMK.’nun 193. maddesi gereğince duruşmada hazır edilmesi gerekirken buna uyulmaksızın yokluğunda duruşmaların yapılarak Cumhuriyet savcısının mütalaasına karşı savunması alınmadan, savunma hakkının kısıtlanması suretiyle TCK.’nun 149/1-a maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi, adil yargılamanın temel ilkeleri olan savunma hakkının kutsallığı, yüzyüzelik ve silahların eşitliği ilkelerinin açık ihlali niteliğinde olup, CMK.’nun 289. maddesi gereğince mutlak bozma nedenlerindendir”[28]. Gaip hakkında da duruşma açılmaz, ancak mahkeme, delillerin ele geçirilmesi veya korunması amacıyla gerekli işlemleri yapar Kaçak sanık hakkında ise, kovuşturma yapılabilir. Ancak, daha önce sorgusu yapılmamış ise, mahkûmiyet kararı verilemez Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir Mahkemeye gelen sanığın duruşmanın devamı süresince hazır bulunması sağlanır ve savuşmasının önüne geçmek için mahkeme gereken tedbirleri alır. Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse, dava yokluğunda bitirilebilir Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir. Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir[31]. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur. Sorgu tutanağı duruşmada okunur Bu kapsamda, hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir Yargıtay’a göre; “CMK.’nın 196/4. maddesine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle savunmasının alınabilmesi olanağı araştırılmadan, sanığın istinabe mahkemesinde savunma yapmaya zorlanarak CMK.’nın 196. maddesi ve AİHS’nin 6/3-c maddesine muhalefet edilmesi” bozma sebebi oluşturur[32]. Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir Sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir Duruşma, sanık hazır bulunmaksızın yapılırsa, mahkemenin karar ve işlemlerinin kendisine tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde, sürenin geçmesinden doğan sonuçları gidermek için sanık, kanunî nedenlere dayanarak, mahkemenin o karar ve işlemleri hakkında eski hâle getirme isteminde bulunabilir. Ancak, sanık kendi istemi üzerine duruşmadan bağışık tutulmuş veya müdafii aracılığıyla temsil edilmek yetkisini kullanmış olursa artık eski hâle getirme isteminde bulunamaz Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilir Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir. Sanık tekrar getirildiğinde, tutanaklar okunur ve gerektiğinde içeriği anlatılır Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır 10-Duruşmada Doğrudan Soru Yöneltme Kovuşturma evresinde CMK.’nın öngördüğü en önemli yeniliklerden biri de, doğrudan doğruya soru yöneltme hakkıdır. Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir Doğrudan soru yöneltme hakkı, AİHS bir gereği olarak kanunda hüküm altına alınmıştır. Yargıtay’a göre; “beyanları hükme esas alınan birden çok tanığın gizli olarak dinlenilmiş olmalarının yasal ve doyurucu gerekçesinin açıklanmaması ve CMK.’nun 58. ve 201. maddeleri uyarınca sanıklar ile sanık savunmanlarının doğrudan soru sorma hakları yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle önlenmesi suretiyle Anayasanın 90. maddesine göre iç hukukumuzda doğrudan uygulanması zorunlu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma ve savunma haklarının kısıtlanması”bozma sebebi teşkil eder[33]. 11-Duruşmada Tercüman Bulundurulacak Haller CMK.’da duruşma devresi bakımından öngörülen diğer bir yenilik de tercümandan yararlanma hakkıdır. Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir[34]. Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır. Bu imkanlardan, soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar da yararlandırılır. Bu evrede tercüman, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır Ayrıca, 6411 sayılı Kanun’la maddeye eklenen bir fıkra ile sanığa; iddianamenin anlatılması, esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilme imkânı da getirilmiştir. Bu durumda tercüme hizmetleri, oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz 12-Duruşma Tutanağı Duruşma için tutanak tutulur. Duruşma tutanağı, ceza muhakemesi işlemlerinin belgelendirilebilmesi ve bu işlemlere belge delili değeri tanınabilmesi amacıyla düzenlenen ve yargılamanın, kanunun aradığı şekilde oluşturulan heyet tarafından ve yine kanunun belirlediği ölçüler içerisinde yapılıp yapılmadığı hususunda yegâne delil olan ve sahteliği ya da gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği yine aynı değerdeki bir delil ile ispatlanana kadar resmi belge niteliği taşıyan belgelerdir[35]. Duruşma tutanağı, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayda alınması halinde, bu kayıtlar vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülerek mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır Mahkeme başkanının mazereti bulunursa tutanak, üyelerin en kıdemlisi tarafından imzalanır Muhakeme sürecinin sonunda verilen, muhakemeyi sonlandıran ve tutanağa geçirilip duruşmada okunan son kararın da oturuma katılan başkan ve tüm hâkimler ile tutanağı yazmakla görevli zabıt kâtibi tarafından imzalanması gerekir[36]. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, tarih, 2009/8-258 E., 2010/33 K. sayılı içtihadında;“ceza yargılaması işlemleri, onlara belge kanıtı değerinin tanınması amacıyla duruşmada tutanaklara yansıtılmakta ve yetkililerce imzalanarak resmî belge niteliğine kavuşturulmaktadır. Yasanın buyurucu hükmü uyarınca duruşma safhalarını gösteren tutanakların her sayfasının hâkim ve zabıt kâtibi tarafından imzalanması bu sebeple zorunludur. Bu şekli düzenlemenin amacı, tutanakların değiştirilmesini önlemek ve onlara güven duyulmasını sağlamaktır. İmza noksanı bulunan duruşma tutanağı, içeriğine duyulması gereken güven yönünden duraksamaya yol açar ve resmî belge niteliği zafiyete uğrar. Böyle bir belgeye dayanılarak hüküm tesis olunamayacağı gibi, bu nitelikteki bir usule aykırılığı taşıyan hükmün esası da Özel Dairece incelenemez. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu değişik gerekçe ile kabulüyle Özel Dairenin görevliye direnme suçuyla ilgili bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin imza eksikliği sebebiyle bozularak, dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir” şeklinde hüküm tesis etmiştir. Ceza Genel Kurulu, başka bir kararında ise, hüküm metninin yer aldığı sayfalardan birinin imzalanmamasını, imzalanmayan sayfanın sahteliği konusunda bir iddianın ileri sürülmemesini gerekçe göstererek, mahallinde giderilebilecek usuli bir eksiklik olduğunu belirtmiş ve imza eksikliği nedeniyle bozma kararı verilemeyeceğine hükmetmiştir[37]. Duruşma tutanağının başlığında; iDuruşmanın yapıldığı mahkemenin adı, ii Oturum tarihleri, iiiHâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin adı ve soyadı, belirtilir Duruşma tutanağında ise; iOturumlara katılan sanığın, müdafiin, katılanın, vekilinin, kanunî temsilcisinin, bilirkişinin, tercümanın, teknik danışmanın adı ve soyadı, iiDuruşmanın seyrini ve sonuçlarını yansıtan ve yargılama usulünün bütün temel kurallarına uyulduğunu gösteren unsurlar, iiiSanık açıklamaları, ivTanık ifadeleri, vBilirkişi ve teknik danışman açıklamaları, viOkunan veya okunmasından vazgeçilen belge ve yazılar, viiİstemler, reddi halinde gerekçesi, viiiVerilen kararlar, ixHüküm, yer alır Duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı, ancak tutanakla ispat olunabilir. Tutanağa karşı yalnız sahtecilik iddiası yöneltilebilir [1]Toroslu-Feyzioğlu, [2]Şahin-Göktürk, [3]“ tarihinde düzenlenen iddianamenin sanığa tebliğ edilmediği ve yargılamayı haricen öğrenerek duruşmaya katılan sanığa savunması alınmadan önce iddianamenin okunmadığı anlaşıldığından, iddianameden haberdar olmayan ve savunması alınmadan önce de iddianame kendisine okunmamış olan sanığın savunma hakkının sınırlandığı kabul edilmelidir” Yarg. CGK., 2013/8-112, 2014/38. [4]1412 sayılı CYUY’nın 211. maddesinde gerek zorunlu müdafiinin, gerekse vekaletnameli müdafiinin duruşmaya sanık ile birlikte çağrılacağı hüküm altına alınmış iken, 5271 sayılı CYY’nın 176. maddesinde bu zorunluluk sadece tutuklu sanıkların müdafiileri ile sınırlı tutulmuştur. Buna karşın Tebligat Yasasının 11. maddesi uyarınca dosya kapsamı itibarıyla sanığın vekaletnameli müdafii bulunduğunun veya sanığa zorunlu müdafii atandığının anlaşılması durumunda, mahkemece sanık müdafiine duruşma gününün bildirilmesi gerekmektedir” Yarg. CGK., 2011/9-266, 2012/139; “CMUK’nın 206. CMK’nın 175. maddesi uyarınca duruşma günü belirlenerek 207. maddesine göre taraflara davetiye çıkarılmasının gerekmesine göre ve Tebligat Yasasının 11 ve Tebligat Tüzüğünün 15 ve 16. maddelerinde vekil aracılığı ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunluluğu dikkate alındığında vekile duruşma günü bildirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi” Yarg. 10. CD., 2005/10287, 2005/19090. [5]“Savunma hakkının etkin bir şekilde kullandırılması ve sanığın her aşamada hukuki yardımdan yararlanabilmesi için sanığın tutuklu olup olmadığına bakılmaksızın, müdafiinde sanıkla birlikte duruşmaya çağrılması sürdürülen bir uygulamadır. Bu uygulama AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına yargı organlarınca gösterilen hassasiyetin bir sonucudur” Yarg. CGK., 2011/9-266, 2012/139. [6]Yarg. 18. CD., 2015/85, 2015/69;“5271 sayılı CMK.’nun 176/1 maddesi gereğince “iddianamenin çağrı kağıdıyla birlikte sanığa tebliğ edilmesi” gerektiği, somut olayda tebligatın yapılamadığı, kolluk araştırması sonucunda sanığın Giresun Kapalı Cezaevinde başka suçtan tutuklu bulunduğunun tespit edildiği, savunmasının alınması için tarihli oturumda talimat mahkemesine yazı yazılmasına karar verildiği, buna rağmen sanığın aynı gün mahkemeye geldiği ve sorgusunun yapıldığının anlaşılması karşısında, ilk defa sorgusu sırasında okunan iddianameyle sorgu arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiğine ilişkin, 5271 sayılı CMK.’nun 176/4 maddesine aykırı davranılması ve aynı Kanunun 190/2 maddesi uyarınca duruşmaya ara verilmesiniisteme hakkı olduğunun sanığa hatırlatılmaması suretiyle yasaya aykırı şekilde savunma hakkının kısıtlanması”Yarg. 2. CD., 2011/29408, 2013/16581; “başka suçtan tutuklu bulunan sanığın duruşmada hazır edilmesi için tarihli müzekkere yazılıp, iddianamenin tebliğ edilmemesi suretiyle kendisine yüklenen suçu öğrenme hakkından yoksun bırakılması ve tarihli oturumda, 5271 sayılı Kanunun ikinci fıkrası uyarınca duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı hatırlatılmayarak, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak hakkının elinden alınması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması suretiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6, Anayasa’nın 36, 176 ve 190. maddelerine aykırılık yapılması” Yarg. 14. CD., 2011/9709, 2013/2271. [7]“CYY’nin 181. maddesi uyarınca tanıkların dinlenilmesi için belirlenen duruşma gününün sanığa ve müdafiine bildirilmesinin zorunlu bulunduğu, CYY’nin 201. maddesinde öngörülen sanık müdafiine tanıklara yönelik soru sorma olanağının da sağlanabilmesi bakımından bu zorunluluğa uyulması gerektiği gözetilmeden, sanık müdafiinin hazır bulunduğu tarihinde yapılan duruşma bitiminde bir sonraki duruşma günü tarihine bırakıldığı halde, aynı gün tanık Abdullah’ın hazır bulunduğundan bahisle sanık müdafii haberdar edilmeksizin ifadesinin alınması suretiyle CYY’nin 181 ve 201. maddelerine aykırı davranılması” Yarg. 4. CD., 2006/3203, 2007/10902; “Tanık İ. K.’nin dinleneceği günün sanığa bildirilmesini zorunlu kılan CYY. nın 181/1. maddesine uyulmaması” Yarg. 4. CD., 2009/25890, 2010/1897. [8]“Keşif gün ve saatinin sanığa bildirilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK.’nın 181/1 maddesine muhalefetle savunma hakkının kısıtlanması” Yarg. 3. CD., 2012/27716, 2013/23014. [9] Öztürk-Tezcan-Erdem-Sırma-Kırıt-Özaydın-Akcan-Erden, [10] Centel – Zafer, [11] Krey, [12] Toroslu-Feyzioğlu, Özbek-Kanbur-Doğan-Bacaksız-Tepe, [13] Krey, Şahin-Göktürk, Özbek-Kanbur-Doğan-Bacaksız-Tepe, [14] Toroslu-Feyzioğlu, [15] Madde 58/3“Hazır bulunanların huzurunda dinlenmesi, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike başka türlü önlenemeyecekse ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacaksa; hâkim, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebilir. Tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılır. Soru sorma hakkı saklıdır”. [16] Madde 180/5“..tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır”. [17] Madde 196/4“..sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır”. [18] “CMK’nın 182. maddesinin 2. fıkrası gereğince genel ahlakın gerekli kılması nedeniyle verilen duruşmanın kapalı yapılmasına ilişkin gerekçeli karar ile hükmün açık duruşmada açıklanacağına ilişkin aynı maddenin 3. fıkrasındaki buyurucu hükme aykırı olarak, kapalı duruşmada açıklanması suretiyle duruşmanın herkese açıklığı ilkesinin ihlali ve bu suretle AİHS’nin 6/1. maddesine aykırı davranılması” Yarg. 14. CD., 2012/1926, 2012/4933. [19] “Suça sürüklenen çocuğun tarihinde 18 yaşını doldurduğu gözetilmeden, tarihli duruşmanın kapalı olarak yapılması suretiyle CMK’nın 182/1. maddesine aykırı davranılması” Yarg. 23. CD., 2015/13542, 2015/1507; “Hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı tarihli oturumun, 18 yaşını bitiren suça sürüklenen çocuk F. Ç. ve sanık hakkında açık yerine kapalı yapılması suretiyle, CMK’nın 182. maddesine aykırı davranılması” Yarg. 2. CD., 2014/9349, 2014/23613. [20] “CMK.’nun 188/1. maddesi uyarınca, duruşmaya gelmeyen sanık M. müdafiinin duruşmada hazır bulunarak görevini yapmaya zorlanması, katılmadığı oturumlardaki bilgi, belge ve işlemlere karşı savunma yapmaya davet edilmesi, gerektiğinde 150/3. maddesi uyarınca zorunlu bir müdafii görevlendirilmesi yoluna gidilerek savunmada oluşan boşluk ve kısıtlılığın giderilmesi gerektiğinin düşünülmemesi” CD., 2015/840, 2015/1641; “Sanığın 5 yıldan fazla hapis cezası gerektiren kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanması karşısında, CMK.’nun 188/1. maddesi uyarınca duruşmaya gelmeyen ve mazeret bildiren sanık vekilinin duruşmada hazır bulunarak görevini yapmaya zorlanması, sanığında esas hakkındaki savunmasını avukatı marifeti ile yapacağını beyan etmesi karşısında gerektiğinde CMK.’nun 150/3. maddesi uyarınca zorunlu bir müdafii görevlendirilmesi yoluna gidilerek savunmada oluşan boşluk ve kısıtlılığın giderilmesi gerektiği düşünülmeden, sanık Cihan ile müdafiinin hükmün tefhim edildiği son oturumda hazır bulunmadığı, sanık müdafiinin bu oturuma yönelik verdiği mazeret dilekçesinin kabul edilmediği ve hükmün kurulduğu anlaşılmakla, CMK.’nun 150. maddesine aykırı davranılması ve savunma hakkının kısıtlanması suretiyle hüküm kurulması” Yarg. 1. CD., 2014/5140, 2014/6696. [21]Özbek-Kanbur-Doğan-Bacaksız-Tepe, 85. [22]“Yerel mahkemece ilk oturumda iddianamenin kabulü kararının okunmaması 5271 sayılı CMK.’nun 191/1. maddesine aykırı olmakla birlikte bu husus tek başına bozma nedeni yapılamayacaktır. Ancak iddianame okunmadan sanığın sorgusunun yapılması suretiyle CMK.’nun 191/3-b maddesine aykırı davranılmasına ilişkin başka bir bozma nedeni bulunduğundan, iddianamenin kabulü kararının okunmamasına ilişkin aykırılığın da bozmaya eklenmesi yerinde bir uygulamadır.” Yarg. CGK., 2013/8-112, 2014/38; “Yerel mahkemenin günlü iddianamenin kabulü kararı ile kamu davası açılmış ve kovuşturma evresine geçilmiştir. Mahkemece, tarihli ilk celsede iddianamenin kabulü kararı okunup açıklanmadan duruşmaya başlanarak 5271 sayılı CYY’nın 191/1. maddesinde aykırı davranılmış ise de; kovuşturma aşamasında gerçekleştirilen diğer işlemler geçerli olup, söz konusu usul hükmüne uyulmaması hükmün esasına tesir eder nitelikte bir aykırılık olmadığı ve mutlak bozma nedenleri arasında da sayılmadığından bozma nedeni yapılmamalıdır”Yarg. CGK., 2011/2-361, 2012/2012. [23]“Sanıklara, iddianame okunmadan, okunmuş ise bu husus duruşma tutanağına yazılmadan ve yasal hakları hatırlatılmadan savunmalarının alınması suretiyle 5271 sayılı CMK.’nın 147, 191. maddelerine aykırı davranılması” Yarg. 6. CD., 2011/19175, 2014/14993. [24]“İncelenen dosyada, şüpheli avukatın, sanık müdafii olarak katıldığı B. … Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/370 esas sayılı dosyasının tarihli duruşmasında, mahkeme heyetine parmak sallayarak yüksek sesle “bu işleri mahkemeden daha iyi bildiği, beyanlarının zapta doğru olarak yazılmadığı, tutanağın doğru olmadığını” bildirdiği belirtilerek hakkında yasal gereğinin yapılması için anılan mahkemece 5271 sayılı 205. maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulduğu görülmektedir. Şüpheli avukatın yukarıda açıklanan eyleminin, görevli kurula hakaret suçunun unsurlarını taşımayıp 5271 sayılı 203/2 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken duruşma düzenini bozucu disiplinsiz davranış niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince eylemin hakaret suçunu oluşturmadığı gerekçesiyle verilen son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına ilişkin kararın, hukuka uygun olduğu açıktır” CD, 2008/15464, 2008/18029; “Sanığın yasak silah taşıma suçundan yargılandığı kamu davasının tarihli oturumunda, tanık sıfatıyla oğlu dinlenirken müdahale etmesi üzerine kendisine yapılan uyanlara olumsuz bir tutum sergileyip “çocuğa ne biçim soru soruyorsun, onu ben mi bildirdim, ne istiyorsan onu yaz” demesi nedeniyle duruşma salonundan uzaklaştırıldığı ve tanık dinlendikten sonra huzura alındığında ise yeniden “baba olarak hakkım yok mu, çocuğum neden yargılanıyor, ne biliyorsan onu yaz” biçiminde sözler sarf etmesi eylemlerinin, 5271 sayılı CYY’nin 203-204. maddeleri kapsamına giren duruşma düzenini bozucu davranış niteliğinde olduğu gözetilmeden ve ne suretle küçültücü olduğu açıklanmadan, görevliye hakaret suçundan hüküm kurulması” Yarg. 4. CD. 2006/6474, 2007/10085. [25] Krey, Toroslu-Feyzioğlu, [26] Krey, Şahin-Göktürk, [27]Yarg. 14. CD., 2011/8616, 2012/12107. [28]Yarg. CGK., 2013/6-106, 2013/284. [29]“Fiilin suç oluşturmaması nedeniyle derhal beraat kararı verilmesi dışında delillerin takdir ve tayininin gerektiği durumlarda sanığın sorgusu yapılıp savunması saptanmadan beraat kararı verilemeyeceği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve özel dairelerin uyum gösteren kararlarının da bu yönde olduğu gözetilmeden ve CMK.’nın 193. maddesi hükmüne yanlış anlam verilerek beyanının diğer sanıkların hukuki durumunu da etkileyebilecek olması nedeniyle sanık sorgusu yapılmadan beraat kararı verilmesi” Yarg. 9. CD., 2013/11095, 2014/1521. [30]“Sanığa çıkartılan duruşma davetiyesinde, 5271 sayılı CMK.’nun uyarınca, duruşmaya gelmediği takdirde yokluğunda duruşma yapılarak davanın sonuçlandırılacağına dair meşruhat bulunmadığı nazara alınmadan, sanığın yokluğunda yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesisi” Yarg. 7. CD., 2014/13252, 2014/21574. [31]“Sanığın üzerine atılı nitelikli kasten yaralama suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibariyle istinabe suretiyle sorgusunun yapılamayacağının gözetilmemesi suretiyle 5271 sayılı 196/2. maddesine muhalefet edilerek savunma hakkının kısıtlanması” Yarg. 3. CD., 2015/5514, 2015/13258. [32]Yarg. 15. CD., 2015/2112, 2015/2234. [33]Yarg. 1. CD., 2012/2043, 2012/7392. [34]“Sanığın, savunmasını Cumhuriyet savcısı önünde Türkçe olarak yaptıktan sonra mahkeme önünde yasal hakları kendine hatırlatılarak sorulması üzerine, haklarını anladığını, Türkçe bildiğini, buna rağmen Kürtçe ifade vermek istediğini söylediği, kendisine Türkçe bilmemesi halinde tercüman atanabileceği bildirildiğinde, “Kürtçe dili dışında savunma yapmayacağım” demek suretiyle susma hakkını kullandığı, ayrıca savunmasını bu kapsamda yazılı ve Türkçe olarak verdiği, CMK’nın 147 ve 191. maddeleri uyarınca müdafii istemediğini de açıkça söylemesi karşısında, kullandığı sözler ve yazılı beyan ile Türkçeyi iyi bilen ve kendisini ifade edebilmekte zorluğu bulunmayan sanığın, susma hakkını kullanmak suretiyle savunmasını yaptığı CMK’nın 202/4. maddesi kapsamında sayılamayacağı kabul edilerek tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir” Yarg. 15. CD., 2013/24439, 2014/10592; “Sanıklar Naif ve Cengiz’in, yeteri kadar Türkçe bilmediği, savunmalarını tercüman aracılığıyla yaptıkları anlaşıldığı halde, mütalaaya karşı beyanları ile son savunmaları ve son sözlerinin tespiti sırasında bu kez tercüman bulundurmamak suretiyle CMK.’nun 202. maddesine aykırı davranılması” Yarg. 1. CD., 2011/4751, 2011/6252. [35]Yarg. CGK., 2012/7-1554, 2013/256. [36]Yarg. CGK., 2012/7-1554, 2013/256. [37] Karar şu şekildedir “ tarihli duruşma tutanağı toplam üç sayfadan ibaret olup, sanığın savunmasının alındığı, müşteki idarenin katılan olarak kabulüne karar verildiği, bilirkişi raporu ve belgelerin okunduğu açıklamasının yer aldığı tutanağın birinci sayfası hakim tarafından imzasız bırakılmış ise de, iddia makamının esas hakkındaki görüşünü açıkladığı, sanık ve katılan vekilinin son sözlerinin yer aldığı ve hükmün tefhim edildiği ikinci ve üçüncü sayfalar hakim tarafından, tüm sayfalarında zabıt katibi tarafından imzalanmış, ayrıca duruşma tutanağının başlığında, kanunun aradığı şekilde hakim, cumhuriyet savcısı ve zabıt katibinin isimlerine yer verilmiş, kısa kararla arasında bir çelişki olmayan gerekçeli kararda hakim ve zabıt katibi tarafından imzalanmıştır. Ayrıca hükmü temyize yetkili olan Cumhuriyet savcısı, bu yetkisini kullanmazken, sanık ve katılan vekili de temyiz dilekçelerinde, anılan imza eksikliği nedeniyle duruşma tutanaklarına olan güvenlerinin sarsıldığı ya da duruşma tutanaklarının sahteliği veya mahkemenin kanunun aradığı şekilde teşekkül etmediği yönünde bir iddiayı ileri sürmemişlerdir. Bu durumda, CMK’nun 222. maddesi uyarınca tutanakta sahtecilik yapıldığına veya tutanakların gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğine ya da 1412 sayılı Kanunun 308. maddesinde belirtilen mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmediğine ilişkin bir iddianın bulunmaması karşısında, anılan kanun maddesi uyarınca mutlak hukuka aykırılık oluşturmayan ve mahallinde giderilebilecek eksiklik niteliğinde bulunan bu husus, hükmün esasına etkili bulunmaması nedeniyle bozma nedeni yapılmamalıdır. Mahallinde giderilebilecek nitelikteki bu eksikliğin, duruşma tutanağının içeriğinin güvenilirliği yönünde bir tereddüde yol açmadığının anlaşılması karşısında, Özel Dairece hükmün esasına girilerek temyiz incelemesi yapılması gerekirken, yalnızca hâkim imzası eksikliğine dayalı olarak hükmün bozulmasına karar verilmesi isabetli değildir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve hükmün esastan incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir” Yarg. CGK., 2012/7-1554, 2013/256.
iş mahkemesi ilk duruşmada ne olur